Hedef, “Sosyal-İdeolojik Fay Hattı” Üzerinden “İstanbul Dukalığı” İnşası mı?

Eğlence merkezinde gerçekleştirilen terör saldırısı; gerek seçilen mekân ve kitle gerekse de zamanlaması itibarıyla oldukça profesyonel bir saldırıya işaret ediyor. Nitekim saldırıya yönelik ilk tepkilere bakıldığında karşımıza terör örgütlerinden daha çok istihbarat teşkilatlarının ya da bir diğer tabirle yabancı servislerin çıktığını görüyoruz. 

Bu iddiaları daha önceki terör saldırıları, Türk dış politikasındaki yeni yönelim-tercihler bağlamında ortaya çıkan işbirlikleri ve “Yeni Türkiye” yapılanmasına yönelik yapısal değişiklikleri-dönüşümü içeren gündem ile birlikte değerlendirdiğimizde, açıkçası çok da yersiz olmadığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla faili içeride değil, dışarıda aramak ve ona göre bir yaklaşım tarzı geliştirmek lazım.

Seçilen mekan ve kitle oldukça dikkat çekici dedim. Öncekilere göre bu sefer bir ilk oldu diyebiliriz. Daha çok “ülkenin kaymağını yiyen” kesimlerin tercihini yansıtan ve bu bağlamda sıkça eleştirilen bir elit/ayrıcalıklı yapı ile özdeşleştirilen “Boğaz” ilk defa hedef alınmış durumda. Bir eğlence merkezi üzerinden de olsa, sonuçta mekânın yeri, içindekiler ve bir süredir bu kesime yönelik eleştiriler göz önünde bulundurulduğunda buranın özellikle seçildiğini anlayabiliyoruz. 

Dolayısıyla, bu saldırıyı gerçekleştirenlerin ülkede çok ciddi anlamda bir “Boğaz”-”Anadolu” ayrıştırmasını ve çatışmasını hedefledikleri ortada! Bu sosyal kesim üzerinden Türkiye’deki laik ve anti-laik kutuplaştırılması/çatışması ve “Başarısız Devlet” algısı daha da derinleştirilmek isteniliyor. Yani, düne kadar daha çok ön plana çıkan etnik-mezhepsel fay hattına bir yenisi daha eklenmiş durumda.

“Tetikleyici Hat” Devreye mi Sokuldu?

Bunun adı “Sosyal-İdeolojik Fay Hattı”dır. Bu hat üzerinden hem etnik hem de mezhepsel fay hatları daha kırılgan hale getirilmek isteniliyor. (Bununla ilgili tespitlerimi aşağıda daha detaylı bir şekilde belirteceğim.)

Burada “Boğaz”ın hem finans hem de entelijansiya boyutunda sahip olduğu uluslararası ağırlık ve ilişkiler ağı göz önünde bulundurulduğunda karşımıza bir süredir gündemde pişirilen bir başka olasılık, daha doğrusu onun piyasaya sürümü çıkıyor. O da, İstanbul’a uluslararası bir müdahale. 

Bu müdahale/işgal doğrudan ya da dolaylı bir şekilde olabilir. Fakat hedef aynı: İstanbul’a ayrı bir statü kazandırarak onu “Yeni Türkiye” sürecinden koparmak! Çünkü İstanbul bu sürecin ruhu! Onu çektiğiniz an her şey biter!

Haçlı’nın Değişmez Hedefi: İstanbul

İstanbul daha çok maddi anlamda ön plana çıkartılan bir şehir olsa da, aslında öyle değil. İstanbul’un hem İslam hem de Hıristiyan dünyası açısından sahip olduğu manevi etkisi/psikolojik tesiri hiç bir maddi değer/kriter ile ölçülemez. Bu şehre sahip olamayan gerçek manada bir imparatorluk ya da “Cihan Devleti” inşa edemez. Bunu belki bizdeki “bazı kesimler” bilmiyor olabilir, ama “ötekiler” bu önemin gayet net farkındalar.

Dolayısıyla, bu terör saldırısıyla Türk-İslam dünyasının bekası ve geleceği açısından fazlasıyla hayati bir role sahip olan “Güçlü İstanbul” inşasını akamete uğratmaya dönük uluslararası bir müdahalenin önünü açmayla ilgili kilometre taşlarından biri daha döşenmiş durumda. Siz buna 11 Eylül sonrası dönemde açıkça ifade edilen “Yeni Haçlı Seferi”nde İstanbul’un bir kez daha işgal edilme teşebbüsünde atılan bir adım daha diyebilirsiniz.

Bu noktada ABD, AB ve NATO’nun Türkiye’de daha önce gerçekleştirilen terör saldırılarına verdikleri ya da vermedikleri hassasiyet/tepkiyi İstanbul noktasında göstermiş olmaları dikkatlerden kaçmamalı. Özellikle de NATO Genel Sekreteri JensStoltenberg’un sosyal medya hesabından yaptığı açıklama önemli.  

Stoltenberg aynen şu ifadeyi kullanıyor: “2017, İstanbul’da trajik başlangıç. Kalbim, yeni yılı kutlayan insanlara yönelik saldırıdan etkilenenler ve Türk halkıyla.” Eğer burada bir “kazara” söylem hatası yok ise, ortada ciddi anlamda bir İstanbul-Türkiye ayrıştırmasını siz de göreceksiniz. Bunu hiç bir şekilde göz ardı etmemek gerekiyor.

Mekâna “Mezhepsel Kimlik” Kazandırma Girişimi!

Gelelim yukarıda girişini yaptığım bir diğer tespite. Saldırının hemen akabinde söz konusu mekâna sahibi ve çalışanları üzerinden bir kimlik verilmeye çalışılması, aslında Türkiye’de düne kadar uygulanan bildik bir senaryoya bizi götürüyor. 

Dolayısıyla, işletme sahibinin ve orada çalışanların “mezhepsel” aidiyetinin ön plana çıkartılması bu bağlamda bir tesadüf olarak değerlendirilemez. Bu vurgu ile hem mezhepsel hem de sosyal-ideolojik kamplaşma daha da derinleştirilmek hem de bu toprağın/coğrafyanın insanlarının çatıştırılması üzerinden İstanbul Anadolu’dan kopartılmak isteniliyor.

Bir diğer ifadeyle, işletme sahibinin ve çalışanlarının “mezhepsel” aidiyetlerine yönelik vurgu, bu kesimin Türkiye’de daha çok laik, Atatürkçü ve sol kesimi temsil ettiğine yönelik algı ile birlikte değerlendirildiğinde, daha önce Suriye üzerinden gerçekleştirilmeyen mezhepsel iç savaş çıkartma girişiminin bu sefer farklı bir alan üzerinden devam ettirilmeye çalışıldığını gösteriyor.

Evet, ortada çok kirli bir tezgah var. Suriye sorununu çözmede önemli bir adım atmış olan Türkiye, İstanbul üzerinden Suriyeleştirilmek isteniliyor. O yüzden toplumsal sağduyunun korunması, uyanıklık, milli birlik ve beraberlik noktasında daha fazla hassasiyet gerektiren bir dönemden geçiyoruz. 

Bu süreçte, devletimizin ön alıcı caydırıcı reflekslerine de elbette çok büyük iş düşüyor. Bu bağlamda sınır ötesindeki operasyonların ve “Yeni Türkiye” sürecine yönelik inşa faaliyetlerinin hızlandırılması ve bir an önce de nihayete erdirilmesi gerekiyor. 

Görünen o ki, 2017 biraz daha sert geçecek. Çünkü sadece Türkiye açısından değil, bölgemiz ve tüm dünya açısından önemli bir kırılma yılına girmiş bulunuyoruz. O yüzden fazlasıyla dikkatli olmamız ve alana her yönüyle hâkim olmamız gerekiyor. Dolayısıyla milli iradeye fazlasıyla iş düşüyor. Allah hepimizin yar ve yardımcısı olsun!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Prof. Dr. M.Seyfettin Erol - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR