Abdullah ibni Abbas’ın Kur’an Ayetlerini keyfi olarak yorumlayan haricilerle tartışması

Bugün, televizyonlarda sırf ilginç laf etmek ve gündem olmak için Allah’ın ayetlerini heva ve heveslerine göre yorumlayıp eğip bükenler ne ilktirler ne de son olacaklardır. İlk olarak Kur’an ayetlerini kendi kısır görüşlerine göre keyfi olarak yorumlayıp İslam cemaatinden ayrılanlar Hariciler’dir. Bu bakış açısına güzel bir örnek olması bakımından Sahabeden Abdullah İbni Abbas (r.a.)’ın Haricilerle yaptığı bir tartışmayı nakletmek istiyorum.

Hz. Ali (r.a.) dini gerekçeler ileri sürerek kendisinden ayrılan bu grubun geri dönmesini çok arzuladığı için onları ikna etmek üzere İbni Abbas (r.a.)’ı görevlendirdi. İbni Abbas (r.a.) onların yanına vardığında aralarında geçen tartışmayı şöyle anlatıyor: 

Onlara: “Rasûlullah’ın sahabelerine ve amcaoğluna olan kininizin nedeni nedir?” dedim. “Üç neden vardır’’ dediler. “ Nedir onlar? “dediğimde şöyle açıklama yaptılar: Birincisi; Allah (c.c), “Hüküm yetkisi yalnız Allah (c.c)’ındır” buyururken O Allah’a ait bir işte insanları hakem olarak kabul etti. İnsanların hükümle ne işi var?” İkincisi; “O (Cemel ve Sıffîn’de) savaştı, ama ne kimseyi esir aldı ne de ganimet aldı. Eğer savaştıkları kâfir idiyseler onları esir almak helal idi, eğer mü’min iseler onları esir almak ve onlarla savaşmak helal olmazdı.” Üçüncüsü: “Kendisi Emîrü’l-Mü’minin sıfatını (antlaşmadan) sildirip bu sıfattan vazgeçti. Eğer mü’minlerin emiri değilse o zaman kâfirlerin emiridir.” 

Onlara dedim ki: “Bunların dışında bir şey var mı?” Dediler ki; “Bunlar bize yeter.”

Onlara; “Söyler misiniz eğer Allah (c.c)’ın kitabından ve Resulullah’ın sünnetinden söylediklerinizi çürütecek deliller getirirsem (Müslüman topluluğuna) geri dönecek misiniz?” dedim. “Evet” dediler. Onlara dedim ki: “Bir dirhemin dörtte birinin değeri konusunda bir de kadın ve eşinin arasındaki anlaşmazlığın giderilmesi konusunda yüce Allah insanlara hakemlik yapmalarını emretmiştir. “Ey iman edenler! Siz ihramlı iken av öldürmeyin. İçinizden biri onu bilerek öldürürse kendisine bir ceza vardır. O ceza ise, öldürdüğüne benzer bir hayvan olup, öldürülenin emsali olduğuna içinizden iki adil kişinin karar vermesi gerekir.” (Maide, 95) İşte bu, insanlara verilen hakemlik yetkisidir.

“Allah aşkına söyler misiniz? İnsanların arasını bulmak ve kanlarının akmasını durdurmak için hakemlik yapmak mı üstündür yoksa değeri dirhemin dörtte biri olan tavşan hakkındaki hakemlik mi üstündür?” diye sorduğumda: “İnsanların arasını bulmak ve kanlarının akmasını durdurmak için hakemlik yapmak daha üstündür.” dediler. Yüce Allah buyurur ki: “Eğer karı kocanın birbirinden ayrılacaklarından endişe ederseniz, o vakit, kendilerine erkeğin ailesinden bir hakem, kadının ailesinden bir hakem gönderin.” (Ahzab, 36) Allah aşkına söyler misiniz? İnsanların arasını bulmak ve kanlarının akmasını durdurmak için hakemlik yapmak mı üstündür yoksa kadın ve erkek arasını bulmak için hakemlik yapmak mı? “Şimdi bu düşüncenizden vazgeçtiniz mi?” diye sorduğumda “Evet” dediler.

“Ali savaştı, ne kimseyi esir aldı ne de ganimet aldı.” sözünüze gelince, anneniz Aişe’yi esir alır mısınız? O annenizken başka kadınlarda helal gördüğünüzü onda helal görecek misiniz? Eğer, “Başka kadında helal gördüğümüzü onda da helal görürüz” diyorsanız siz kâfirsiniz. Eğer, “Annemiz değil” diyorsanız Kur’ân’ın şu âyetini inkâr etmiş olursunuz: “Peygamberin müminler üzerinde haiz olduğu hak, onların bizzat kendileri hakkında haiz oldukları haktan daha fazladır. Onun eşleri de müminlerin anneleridir.” (Ahzab, 6) Görülüyor ki, siz iki sapıklık arasında bocalıyorsunuz. Gelin bir çıkış yoluyla bundan kurtulun. “Şimdi bu düşüncenizden vazgeçtiniz mi?” dediğimde “Evet” dediler.

Sonra şöyle devam ettim: Kendisinin Emîrü’l-mü’minin sıfatını sildirip bu sıfattan vazgeçmesi konusunda da hoşnut olacağınız delilleri size arz edeceğim: “Allah Resulü Hudeybiye gününde müşriklerle antlaşma yaptı. Antlaşmayı yazması için Hz. Ali’ye: “Ey Ali! Bu, Allah’ın Resûlü Muhammed’in yaptığı antlaşmadır” diye yaz, buyurdu. Bunun üzerine müşrikler dediler ki: “Şâyet biz senin Allah Resûlü olduğunu bilseydik seninle savaşmazdık.” Bunun üzerine Resûlullah şöyle buyurdu: “Ey Ali! Allah’ın Resûlü’nü sil. -Allah’ım! Sen bilirsin ki ben senin Resûlünüm- ey Ali sil ve şöyle yaz: Bu, Abdullah’ın oğlu Muhammed’in, üzerine antlaştığı maddelerdir.”

Allah’a yemin olsun ki Allah’ın Resulü Ali’den üstünken “Resûlullah” sıfatını sildirmiştir. Ama bu onun kendini peygamberlikten çıkardığı anlamına gelmiyor. “Şimdi bu düşüncenizden vazgeçtiniz mi?” dedim. “Evet” dediler.” 

Bunun üzerine onlardan iki bin kişi Müslüman topluluğuna geri döndü. Geri kalanlar ise karşı çıkıp muhalif kalmaya devam ettiler ve bu sapık fikirlerini savunmak için ümmetin en hayırlıları olan Ensâr ve muhacirlerle savaştılar. (HasâisüEmiri’l-Mü’minin Ali b. EbîTalib, Sünen-i Nesaî)

Bugün sırf kendi sapık fikirlerine taraftar talebe yetiştirmediği için İmam-Hatipler ve Kur’an Kursları aleyhinde -sözde dini koruma adına- açıkça cephe alıp düşmanlık yapanlar ve bütün cemaatleri bir kefeye koyup toptan suçlu ilan edenlerin fikir dünyalarını işte bu Ensar ve Muhacirlerle kendi sapık fikirleri uğruna savaşanların Kur’an ayetlerini tahrifi ve Mu’tezili düşüncenin aklı kutsallaştırması yatmaktadır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR