İşimize bakalım İşimiz Allah’ın emir ve yasaklarına uymak olsun

Köy yerinde kavga yaz gününde olmaz. Ekim veya Kasım ayında köyde kavgalar olur. 

Yazın işler çok olduğundan, sabah erkenden çıkıp akşam geç geldiğinden haksızlık yapan köylüsüyle hesaplaşma zamanını bulamaz.

Güz mevsimi gelip mahsulü ambara koyduktan, satacağını sattıktan sonra işler biraz azalınca köyde karşılaştıkları yerlerde “Sen Temmuz ayında şöyle yapmıştın, böyle yapmıştın” hesaplaşmaları ve ağız kavgaları başlar.

Şehirde pazar yerlerinde seyyar eğlenceciler olurdu.  Daire şeklinde kestirdiği tahtanın üzerine yedi renkli bir tablo çizen ve her renge bir rakam yazan, o daire tahtayı da bir ağaca çiviyle çakan, eliyle çevirerek oyunculara para karşılığı tüfek attıran adam aynı zamanda seyyar kumarhane çalıştırmış olurdu.

Yedi renk, hızlı çevrildiğinde tek renge dönüştüğünden atıcı istediği rakamı vuramaz ve çoğunlukla kaybederdi.

Dairenin dönüşü dursa, atıcı istediği rakamı vurabilirdi.

Müslümanlar da hizmetlerine hız verdikleri zamanlarda ağız kavgasına zamanları olmazdı, hızlı hareket ettiklerinden tek renk görünürler ve kimse onları dışardan atışlarla vuramazlardı.

Sevgili Peygamberimizde:

“Mü’minleri sevgide, merhamette ve şefkatte bir vücudun organları gibidirler. Onlardan biri hastalandığında bütün vücudun organları  birbirlerini yardıma çağırırlar uykusuzluk ve ateşte birlikte olurlar” buyurmuş. (Müslim, Sahih, K. BirrBab 17)

Sıhhatli iken, her tarafa koşarken bu ayaklar bu başı taşırken bir gün gelir ten, cansız kalırsa mıknatısı çekilmiş demir tozları gibi vücudun her zerresi birbirinden kaçmaya dağılmaya başlar. Kedi bile tembelleşir, çatılarda kuş yakalamaya çıkmayı göze alamazsa kendi yavrusunu güvercin niyetine yermiş.

Okulun sınıfında öğretmen, bilgi ve becerisiyle öğrencileri derse yöneltemezse sınıf, hababamlaşırmış. 

Öğrenciler, öğretmenin arkasına yazı yazmaya, birbiriyle uğraşmaya başlarmış.

Birbiriyle uğraşan Müslüman kardeşlerime “Sakın birbirinizin aleyhinde konuşmayın” demiyorum. İşinize hız verin. İşle meşgul olurken başkasına laf yetirmeye zamanınız olmayacak.

Gavurun hakkından gelmekle meşgul olan bir Müslüman, yüz yıl yaşasa bir saatliğine Müslüman kardeşinin ayıplarını sayma zamanı bulamayacaktır.

Çünkü gavurun yanlışı temelde, Müslüman’ın yanlışı ameldedir.

Allah’ın salih kullarından biri, çok önemli bir hizmeti görmeye giderken  adamın biri ona “Yahudi” diyerek hakaret etmiş.

O salih adam “Eğer ben, senin dediğin gibiysem, Allah bana hidayet versin, eğer değilsem Allah seni affetsin” demiş ve yoluna devam etmiş. Bir Müslüman liderin aleyhinde konuşan ve yazan birine “Efendim, bugüne kadar konuşmalarınız kayda geçilse ve sayılsa İslâm düşmanlarının aleyhinde konuştuğunuz mu yoksa bu Müslüman kişi veya kişilerin aleyhinde konuştuğunuz mu fazla gelir?” sorusu karşısında cevapsız kalır.

Lâf taşıyıcılardan biri değerli bir ilim adamının yanına gelir ve “İlim adamı geçinen filan, size şunu, bunu söyledi” der. 

O değerli ilim adamı “O değerli kardeşim farz edelim ki senin taşıdığın bu çirkin sözleri  söyledi. O sözler o evin içinde kalacağı yerde sen, o zehirli ok gibi sözleri getirdin ve benim bağrıma sapladın” demiş ve yanından kovmuş.

Bugünlerde laf taşıma görevini basın yayın organları yapmaktadır. Biz, işimize bakalım ve Müslüman bildiğimiz insan, bizim hakkımızda ne söylerse söylesin, cevap vermeden hizmetimize devam edelim.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR