Olup bitenlerin olup bitmemesi için…

Türkiye zor günlerden geçiyor. 

Yeni bir yıla yine Ortaköy’de bir gece kulübüne yapılan kanlı saldırıyla uyandık. 

Böyle bir acımasızlık ve kinin bu coğrafyada beslendiğine inanmıyorum.  Memleketin havasını solumuş, ekmeğini yemiş bir insanın bu denli savunmasız insanlara karşı sırtlanlaşacağı düşünülemez.  Yılbaşı eğlencesini kanla ve kinle sabote etmenin insani hiçbir tarafı olamaz.  Bu vahşetle sözüm ona İslam ve Müslümanlar adına konuşanların propaganda gücü hâlâ neden sürmektedir?

Hiçbir yönüyle İslam’ı temsil gücü ve yetkisi olmayan örgütlerin kitleleri tesir altına alabilmesi dini sahih bir şekilde öğrenmek hususunda oluşan büyük bir boşlukla ilgilidir.  Ne yazık ki din ‘din anlatıcılarının mizaç ve karakteri’ ile şekillenip yaygınlık kazanmaktadır. Vandal bir din anlatıcısı Vandalizm’i, barbar tıynette bir sözde din anlatıcısı barbarizmi kutsamaktadır. 

Öyle bir aydınlanma sorunu yaşanmaktadır ki herkes din adına anlatacağı malzemeyi kolaylıkla bulmaktadır.  Din olmayanı din olandan ayırma cehdiniz ise bu alanın jandarmaları tarafından anında farklı atraksiyonlarla bertaraf ediliyor. 

Evet, Amerika ve Avrupa bizi kıskaca almak istiyor. Türkiye’ye Amerika ve Avrupa’dan Rusya’ya doğru yaklaşmanın bedeli ödetilmektedir, tamam. Fakat dış güçler dediğimiz aktörlerin bu emellerine ulaşmak için yine bizim kelime ve kavramlarımızı, bizim açıklarımızdan yararlandıkları da hiç göz ardı edilmemelidir. 

Batının elinde ne kadar çok kendi hedeflerine hizmet edecek kullanışlı insan var.  Birçoğu bilgi zehirlenmesine uğramış bu insanların İslam dünyasının başına bela edildiğini her gün yeni bir dehşetengiz olayla görüyoruz. Türk insanı kendi başına örülmek istenen çorapların, düşürülmek istenen kumpasların oldukça farkında. Son derece dikkatli ve sağduyulu bir toplum oluşumuzun yaşadığımız geçmiş tecrübelerle de yakından ilgisi var. Bazı iç ve dış nifak odaklarının tahrik yaratarak insanları birbirine düşürmek niyetinde olduğunu gayet iyi biliyor ve bu oyuna gelmiyor. 

Bu denli acı çekip canı yanmasına rağmen toplumun soğukkanlılığını kaybetmemiş olması gerçekten çok az millete mahsus bir asaletle açıklanabilir. Halkın sağduyusu şüphesiz sağlam duruşumuzun bir sigortasıdır; fakat ülkeyi idare edenlerin, kanaat önderlerinin ve kalem sahiplerinin de aynı derecede bu ahenge katkısı olmalıdır. Bu meyanda ivedilikle herkesin bir muhasebe yaparak söylemlerini ve de yekdiğerine karşı yaklaşımlarını gözden geçirmesi şarttır. 

15 Temmuz ruhunun kaybedilmemesi ve daha bir güçlenmesi için ilk başta kimlikler üzerinden siyaset yapılmamalı, dini argümanlar bu alanda yerli yersiz kullanılmamalıdır. Din anlatıcıları sosyoloji bilmeksizin sosyal meselelerde konuşmamalı, ötekileştirmekten, saflaştırıp kategorize etmekten kaçınmalıdır. Cuma hutbe ve vaazlarının birleştirici, samimi üslup ve usturupta olmasına özen gösterilmelidir. Halkımız sağduyumuzun sigortasıdır, bütün mesele kendini, okur-yazar, düşünür ya da aktivist olarak tanımlayanlarda. 

Hiç kuşkusuz ki Milli Gazete kurulduğu günden bu güne bu sağduyuyu hayatın bütün alanlarına yayma sorumluluğunda bir gazete olmuştur. Bu konuda dün söylediği ile bugün söyledikleri arasında bir tutarsızlık yoktur. Kaygısı milletin müşterek kaygısıdır. Yanılgılarını kutsamaktan yana değil, hatalardan ders alma yönünde bir tavır sergilemiş bir gazetedir. Bütün renklerin kirlendiği bir ortamda kendi rengini koruma mücadelesi vermiştir. Süreçlerden etkilenen yerine süreçleri etkileme gayretini hep diri tutmuştur. Her fırsatta kaosa değil, barışa katkı üzere hareket etmesine rağmen son günlerde farklı yerlere yerleştirilmeye çalışılması art niyetten öteye gidemez. Milli Gazete okumayanlar Milli Gazete’yi doğru okumaktan zorlanacaklardır elbet. Milli Gazete üstat Sezai Karakoç’tan ödünç alarak söylersek, ‘olup bitenlerin olup bitmemesi için’ bir şeyler yapmak mesuliyetinin matbu halidir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR