Medyanın “Elif”i

Bir ülkede medya, sömürgecilik kabiliyetini arttırabilmek adına sömürgeci aydınlara verilen silahtır. Fikir savaşının “köşe”leri oluşturularak atışlar hep burada gerçekleştirilir. Bu saldırılara siper olmak müstakil olmakla mümkündür.  Milli Gazete, devleti saadetin bir engeli değil, bir aracı haline getirmek için kaleme sarılan tek müstakil siyasi mecmuadır. Yaşanan olaylar algılara göre değil, gerçek yüzleriyle idrak edilmesi için vardır. 

Bu şuurla okuyucusunu her sabah bir “intibah”la uyandıran odur. Farklı bir şeyi okumak, duymak, hâl ehli bir insanla hasbihâl etmek için izleyicisi tarafından dört gözle beklenen odur. Basiretten uzaklaşanlara adeta bir “şok”la müspet bakış açısı kazandıran, dirayetten yoksun olanlara “şefkat tokadı” indiren odur. Milletimiz, onunla kendi sesini yeniden bulmakta, heyecanın yenilemekte; bu sayede zihin kısıtlamalarını aşmaktadır.

44 yıldır, her şartta, her zeminde ve her ne pahasına olursa olsun hakkı söylüyor olmanın şerefli adresidir. Bir önceki manşetiyle bir sonraki manşetinin ters düşmediği, zor zamanlarda zor konuların tek takipçisidir. Ülkemizin gerçek problemlerini gündeme getirdiği için, adaletsizliğe karşı yüksek sesle muhalefet yaptığı için, yaşanan mağduriyetlerin hesabını sorduğu için okunmalı, bunun takipçisi olmayanlara dokunmalıdır.

Millî Gazete okuyanın yaklaşımlarında, kanaatlerinde ve inançlarında değişim yaşanır. Okudukça “olan”lar, “olması gereken” bir perspektiften değerlendirilmeye başlanır. Daha önce görülmeyenler görülür, anlaşılmayanlar anlaşılır ve bu durum tutum ve davranışlara yansır. Çünkü Milli Gazete, medyanın “elif”idir. Elif; doğruluğun, bükülmemenin sembolüdür. Hayatın, “oku” emrine uydukça güzelleştiğinin farkındaysan; gel oku sen de Milli Gazete, yabancı kalma hiçbir gerçeğe…

ÖNCÜLÜK

“Herkesin baktığına bakan ama kimsenin görmediğini gören, herkesin bildiğini bilen ama kimsenin düşünmediğini düşünenlere ihtiyaç var”! Bu ihtiyacı “sivil” alanın dışında karşılayacak bir ortam da yok. MİLKO’lar tam da böyle bir zamanda “Erbakan’ca Düşünme” üzerine yeniden kafa yormalıdır. Beklediğimiz hayatla, bizi bekleyen hayat arasındaki makas bu sayede kapanacaktır.

ÖNCELİK

“Cumhurbaşkanlığı Sistemi”ni öngören anayasa değişikliği Meclis gündemine geldi. Öyle görünüyor ki “1 Mart Teskeresi” gibi bir süreç yaşanacak. “Partisiz Cumhurbaşkanlığı” istenerek kutuplaşmayı bitirmek, Meclis’i gölgeleyen yaklaşımlar terk edilerek demokrasiyi geliştirmek varken diretmenin sonu ne olacak hep birlikte göreceğiz. Herkes biliyor ki; problem üreten yönetim sistemi değil seçim sistemidir, kişilerin değil ilkelerin önü açılmalıdır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İbrahim Veli - Mesaj Gönder


.
.

Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR