Kültürel işgal

Çağdaş dünyada artık ülkeler, silahla, tankla, tüfekle işgal edilmiyor. Küresel emperyalistlerin stratejik olarak hareket ettikleri bazı alanlar var. Bunların başında elbette kültür işgali geliyor. Örfümüz, ananemiz, kültürümüz, dilimiz kültür emperyalistlerinin saldırısı altında. Akşamları izlediğimiz televizyonlar,  başından kalkmayı bir türlü öğrenemediğimiz bilgisayarlar, yolda yürürken bile elimizde olan telefonlar vasıtasıyla, bu kültürel işgalin bombardımanı altındayız. 

1980 darbesinden sonra düşünmeyen, konuşmayan, sorgulamayan, analiz etmeyen ve hazırlop yorumlarla beyinleri iğdiş edilen, kimliksizleştirme operasyonuna uğratılan bir nesil ortaya çıktı. Bu nesil, tarihe damga vurmuş, medeniyetler üretmiş geçmişinden, mazisinden habersiz. Bu nesil, kendisine sunulan her şeyi olduğu gibi kabul eden, karşısına çıkanları yorumlamaktan aciz bir nesil. İşte, kültürel işgal de bu noktadan sonra başlıyor. Küresel emperyalistler, kapitalizmin tüm unsurlarını ruhumuza boca ediyor. Hedonist, egoist, bencil bir nesil ortaya çıkıyor. Tarihsel değerleriyle asla yüzleşmeyen, medyanın kültür bombardımanına maruz kalan bu nesil, gelecekten endişeli, toplumsal fay hatlarında tüm değerleri süpürülmüş, kendisine yozlaşmış ve çoraklaşmış topraklar kalan bir görüntü sergiliyor. 

Tüm kültürel birikimlerini sosyal medyanın ahtapot kollarında arayan, beyinleri iğdiş edilmiş, yürekleri karartılmış bu nesli, bulunduğu yerden kurtarabilmek de mümkün görünmüyor. 

Öyle bir hale gelmişiz ki, yanı başımızdaki kapı komşumuzdan bile habersiz, tüm değerleri aşınmış bir toplum haline ulaşmışız. 

Oysa “Komşusu açken tok yatan bizden değildir” Peygamberi düsturunu toplumun tüm genetik kodlarına yerleştirmiş bir medeniyete sahiptik. 

Bizler, medeniyetler üretmiş bir milletiz. Sadece insanlar için değil, hayvanlar için bile, göç yollarında, “Su yalakları inşa etmiş”, ihtiyacı olanın ihtiyacı olan kadarını aldığı “sadaka taşları” medeniyet değerini ortaya koymuş bir milletiz.

Şimdi ise kötülüğün sıradanlaştırıldığı, milletimizin zihinsel yapısının afyonlandığı, karşısına çıkan her şeye eyvallah çeken, düşünmeyen, sorgulamayan, analiz etmeyen ve hepsinden önemlisi eleştirmeyen bir nesle doğru evriliyoruz.

Yanlış yapana bile karşı çıkmayan, “O yaparsa doğrudur, o yaparsa haklıdır, o yaparsa en iyisini yapar” kıvamına getirilmiş, olan biten her şeye karşı duruş sergilemeyen bu neslin, nasıl bir medeniyet oluşturacağını haklı şekilde sorgulamamız gerekiyor. 

Kimliğimiz bizden çalınıyor, sinir uçlarımıza dokunması gereken gelişmelerde toplumsal refleksimiz elimizden alınıyor. 

“Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır” buyuran iki cihan serveri Hz . Muhammed’in (S.A.V.) ifade ettiği değeri anlamaktan aciz, uygulamaktan aciz bir toplum yapısıyla bataklıklarda debeleniyoruz. 

Yapmamız gereken nedir?

Çağdaş dünyanın kültür emperyalistlerine karşı durabilmek için öncelikle bizim “haklı ve hakkaniyetli” duruşumuzu ortaya koymamız gerekiyor. Kültür, bir anda üretilen ve anında tüketilen bir şey değildir. Öncelikle tarihsel medeniyetlerimizin bizlere aktardığı değerleri çok iyi bilmek, tanımak, okumak, bir sonraki nesle aktarabilmek için bizim de kendi ürettiğimiz güzellikleri ortaya koyarak yeni bir form kazandırmak zorundayız.

En başta, eleştiri hakkımızı kullanmayı öğrenmemiz gerekiyor. Birbirlerini eleştirmeyen, yanlışlarını söylemeyen, kötülüğü sıradanlaştıran toplumlar, üzerlerine boca edilen kültürel rezilliklerin altında kalmaya mahkumdur.

Kimliksiz toplumlar geleceğe adım atamaz!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Nedim Odabaş - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR