Hatasız kur olmaz!

Hatasının sonucu bir nevi ceza olarak yeryüzüne gönderilen insan, geçici bir süre yaşamak için gönderildiği gezegeni hatanın mülkü, kendi varlığını hatanın merkezi, duygu ve eylemlerini hatanın tecessümü kılmayı başarmıştır. Bunu yaparken hatanın bir fırsat olma ihtimalinden fırlayıp, kendisi ve etki alanı için onu bir ruhsata, serbestiyete, hatta hak olana çevirmeyi, nihayet her bir hatayı yegane doğru olarak gösterebilmeyi görev bilmiştir. Zaman sonra her yanlış insan olmanın gereği olarak algılanmış, her bir insan tekinde karşılık bulmuş, kabul görmüştür. 

Meşru bir dairenin merkezinde yapılan hata bütün döngüye sirayet eder. Yapılan her eylem, kotarılan her iş hataların çoğaltılmasından ibarettir. Kapitalizmin ipiyle kuyuya inen birinin o kuyudan saf su çıkarıp bilcümle mahlukatı nasiplendirmesi  hem gayrı meşru, hem gayrı mümkündür. O iple kuyuya inen çıkardığı suyun her damlasını satacaktır çünkü. 

Ayık olmak gerçekle yüzleşmektir. Gerçeğin menkus suratı kimin hoşuna gider ki? Gözler önündeki bir tatlı yalanın lezzeti, umursatmaz toprak altındaki gerçeği. Ki yeryüzü serencamımız o mutlu hata denen şeyin sevgisi. Mutlu bir sarhoş olmak varken gerçekle karşılaşmak da nesi? Descartes’ın söylediği gibi; “Ormanda yolunu kaybeden yolcuyu da taklit etmelidir. Bu seyyah her yola sapmaz, çünkü her yöne (sağa-sola) sapacak olsa yolunu hepten kaybeder. Aksine kendinin uygun gördüğü bir yönü seçer ve bu yönü değiştirmeksizin izler. Gerçekte bu yolla arzu ettiği yere gitmezse de sonuçta bir yere ulaşır ki, bu yerde bulunmak, herhalde orman ortasında bulunmaktan daha iyidir der.” Böyle bir akıl yürütme veya yürütememeyle yola çıkan insan, tercihleri doğrultusunda, içinde yaşadığı toplumu bugünkü duruma getirebilmeyi başarmıştır! Karaya oturan bir ülke, azgın dalgalar arasında yalpalayan insan parçacıkları… Böyle bir akibeti kim istemez ki!? 

Canı gönülden Avrupa Birliği isteyen, tutmayınca Avrupa Birliğine söven…

ABD ile işbirliğinden yana tercih bildiren, Amerika yerli taşeronlarına karşı yalancıktan trip atmış gibi yapınca ona düşman kesilen ama bunu dile getirmekten fena halde çekinen, kuruna kurultayına takılmadan dolar bozdurup tepki gösterdiğini zanneden…

Rus uçağı düşürüp Başbakan’ı, Cumhurbaşkanı’yla “Ben yaptım- Hayır ben emrettim-emir benden çıktı sen kimsin” gibi çekişmeleri görüp, gazlı, tezekli hamasetler üreten, aynı yöneticiler Rusya’yla el sıkışınca düşen uçağı fetöye, paralele yükleyen…

Mavi deniz, boykoy-moykot, van minit deyip kahrolası israili ta’n eder gibi görünürken, az çok demeyelim, boş geçmeyelim usulü yöneticileri anlaşıp tazminat koparınca ve “Gemi giderken bana mı sormuş” deyiverince israille öpüşen…

Sınır ihlali bahanesiyle Suriye topraklarına harekat düzenleyip ABD’den takdir gören, ama Rusya’yla da anlaşıp eğitip donattıklarını söyledikleri muhaliflerden rejime doğru çark eden, çarkın dişlilerine sıkışınca Halep yanıyor diye feryat figan eden…

Çözüm süreci söylemiyle dağdan inenlere sazlı sözlü panayırlar kurup megri megri çığırırken, dağdan inip meclise girenleri teröristtir deyu derdest eyleyen…

Her Allah’ın günü bir köprü, bir tünel, otoyol bağlantısıyla avunup, iki gün sonra o açılan köprülerin kamulaştırma, halka arz etme, özelleştirme adı altında sessiz sedasız satıp yalan edildiğini görmeyen…

Tüm bu değişken ve dengesiz tavırlara oy verip onay veren, her bir dengesiz tutumu savunup haklı addeden aynı millet değil mi?

Bütün bu döngü için, araçların arkasında yazan “Hatalıysam ara” cümlesinin gereği yerine getirilse, muhatabımız “Hatasız kul olmaz, hatamla sev beni” diye yanıt verecek. Sevmek, haddini bilmekten, hata görmekten, olumsuzu, yanlışlığı dile getirmekten elbette daha kolay. Evet, sevin sevebildiğiniz kadar da, sadece sevdiğinize kur yapın, ona yanaşın, bu ülkeyi obje olarak görmeyin be kardeşim.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR