Muhalif olmanın imkânı üzerine

Muhalif olmak kendinde var olmayı taşır mı? Muhalif olmanın bir dili var mıdır? Bu sorulara olumsuz bir cevap vermekle başka soruların kapılarını aralarız. Şayet muhalif olmanın kendinde var olmayı taşımadığını ifade edersek, kendinde var olmanın imkânı nedir sorusu karşımızda durur. Bu imkân bize nasıl bir dil kullanma yetisi verir. Neticede dil varlığı taşıyan bir düzleme işaret eder. Yani varlık dili önceler ve dilin kullanımı varlık idraklerimizle birebir ilişkilidir. Bu yüzden dilin gelişmişi yahut ilkeli olmaz. Dil küllidir. Bir dilin ileri oluşu ya da gelişmiş oluşu kavramsal zenginliği ile alakalıdır. Aksi durumda insanların anlaşmaların imkânı olmaz.

Yukarıda mezkûr sorularımıza dönecek olursak Muhalif olmak ne demektir? Muhalif olan gerçekte var mıdır? İleri bir soru olarak muhalif olan gerçek varlığa ne zaman dönüşür? Bu sorular Türkiye özelinde baskın ve keskin bir iktidarın varlığı dikkate alındığında cevaplarının zorluğu bir yana verilen cevapların pratikte uygulanabilirliği noktasında başka bir sosyal zorluğu gündeme getirmektedir.

Muhalif kelimesi kökünde türeyen bütün anlamlar araza işaret eder. Arazdan kastımız kelimenin kendi içerisinde esas kabul edilen bir varlık/fikir/düşünce/yapı/kişi vs. gibi anlamları barındırmasıdır. Aynı kelimeden türeyen “Halife” bir asıla vekâlet etme anlamını taşırken, zarf anlamına “half” ise bir şeyin arkasında olmak, kalmak, geriden gelmek anlamlarına ikinciliği, ardılı olma anlamını taşır. Muhalefet ise esas kabul edilen bir durum ya da düşünceye karşı duruşu ifade eder. Bu bağlamda muhalefetin varlığı kendinden değil başka bir asıla karşı takınılan tutumdan kaynaklanır. Yani muhalefet asla göre maluldür. Daha açık bir ifade ile muhalifin illeti, yani sebeb-i vücudu muktedir olandır. 

Muhalefetin illetinin muktedir olan olması ilk bakışta olumsuz bir izlenim verse de muhalefetin varlık sahasına çıkmasının imkânı tam olarak burada yatmaktadır. İktidar da olmak ile muktedir olmak arasındaki fark, muhalefete bir varlık alanı açmakta kavramsal bir imkân sumaktadır. Muhalif ilkesel olarak muktedir olanı eleştiremez. Çünkü varlığı muktedir olandan alır. Malulün illete etkisi ilkesel olarak mümkün değildir. Ancak muhalif iktidarda olanı yani iktidar olanaklarını kullanıp muktedir olamayanı veya olamama durumunu eleştirebilir. Aynı zamanda iktidar olanaklarının şahsileştirilmesini de ilkesel olarak eleştiriye konu edebilir. Çünkü bu noktada iktidarda olmak muktedir olmayı doğurmadığı sürece şahıslardan yahut yanlış idraklerden kaynaklanan bir illet-malul arasındaki irtibatsızlığa sebep olma durumu oluşmaktadır. Muktedir olmanın birincil illeti iktidarda olmaktır. İllet ile malul arasındaki ilişkinin kesilmesi durumunda ve birbirini var edici bir boyuta olduğu düşünüldüğünde iktidarda olanın muktedir olamaması eleştirinin hem varlık hem de ahlaki boyutunu oluşturmaktadır.

Bu bağlamda muhalefetin yapması gerek şey iktidar olanaklarının gerektiği oranda, aslına ve fıtrata uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının denetlenmesi ve bu denetlenmenin sonucunda ortaya çıkacak olumsuz bir tespitin iktidardan sorulmasıdır. Bu sorma aynı zamanda bir sorgulamayı içermelidir. Sorgulama neticeye bağlanmalı ve yapılması gerekenin yapılamamasını bütün illetleri ile ortaya çıkarılarak, yeni bir yol ve yöntem önce iktidara akabinde halka sunulmalıdır. 

İşte bu sunum muhalif olanın dilinin nasıl olması gerektiği sorunsalı ile bizleri baş başa getirmektedir. Muhalif olanın dili asıl olanın muktedir olduğunu kabul üzerine kurulursa kaçınılmaz olarak savunmacı ve ötekileştiren bir hale dönüşür. Oysa olması gereken muktedir olmakla iktidar olmak arasındaki esaslı farkı idrak edip dilin iktidarda olanın muktedir olduğu iddiasının geçersiz olduğu üzerine kurulmasıdır. 

Türkiye özelinde 15 yıldır iktidarın olanaklarını kullanan bir siyasi partinin varlığı söz konusudur. Gelişen siyasi süreçler ve geliştirilen söylemler dikkate alındığında 15 yıl gibi uzun bir süre geçmesine rağmen iktidarı eleştirilmez kılan, malum partinin muktedir olamama durumudur. (anlaşılmıyor) Süreçler sürekli olarak bir iktidar olma mücadelesine dönüştürülmüştür. Bu durum kitlelerin iktidarın arkasında olmasının temel gerekçesidir. 15 yıllık iktidarda olunmasına rağmen muktedir olamama muhalif olmayı, muhalefette olmayı anlamsızlaştırmaktadır. Üretilen gerçek ya da sanal düşmanlara karşı verilen muktedir olma mücadelesi maddi ve medya gücü ile desteklenince büsbütün bir kurtuluş mücadelesine dönüştürülmektedir. Yani şuanda iktidar partisinin muhalifi kendisidir. Çünkü iktidar partisi kendi ifadeleri ile henüz muktedir olamamıştır. Muktedir olamama durumu onu varlıksal olarak muhalif olmaya itmektedir.

Bu noktada muhalefetin eleştirilerini temellendirebileceği vasat yapabilirlik ve beceriklilik kavramları olmaktadır. Süreç artık iktidarın beceri kabiliyetinin sınırlı ve sorunlu olduğunu göstermektedir. Bu sınırlılık ve sorunlu oluş kendisini eğitim ve kültür alanında en bariz şekilde göstermektedir. Bu bariz olma durumunun iktidarın kendi tespiti olduğunu hatırlatmakta fayda var. Ayrıca kabiliyetlerin sınırlı ve sorunlu olduğu gerçeği son zamanlarda ekonomik verilerde de ortaya çıkmaktadır. Son olarak iktidarın sürekli olarak bir kandırılmış sendromunu dile getirmesi kendisini ikincil bir varlık alanına düşürmektedir ki bu durumda sorular Türkiye’nin son on beş yılı dikkate alındığında iktidarda olanın bir varlığının olup olmadığına dönmektedir. Gerçekten de iktidarda olmak bir varlık göstergesi midir? Yoksa mesele, bir devlet büyüğünün ifadesi ile “Türkiye’nin yönetilmemesi sadece idare edilmesi midir? Daha yakıcı bir ifade ile Türk siyasi hayatının varlığından bahsedebilir miyiz? Bu satırların yazarı olarak bu soruya vereceğim cevap Erbakan tecrübesi istisna edilirse Türk siyasi hayatından bahsetmenin imkânı yoktur.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


.
.

Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR