Çözüm insanda değil, Rahman’da (c.c)

“Melik”, “Hâkim”, “Mabud”, “İlah”, “Rabb”, “Kadir”, “Muktedir”, “Adl” yalnız ve ancak Rahman’dır; insan değil...

Çözüm, çare, çıkış, ilaç (reçete) insanda değil, Rahman’dadır(c.c). Tüm beşeri sistem/ideoloji/düzen/ görüşlerin insanlığın huzur ve mutluluğuna yetmediğini, aksine bu beşeri görüşler nedeniyle insanlığın bugün can çekiştiğini görme zamanı gelmedi mi?

Rahman olan Rabbülalemin, imtihan hikmeti gereği yaratıp, dünyaya misafir ve yolcu olarak gönderdiği insanoğlunun hem dünyada, hem de ukbada mutlu olmasının yolunu, Kitapları ve Elçileri aracılığıyla bildirmiştir. Nasıl ki, yaşamamız için ihtiyacımız olan güneş, hava, su, toprak, bitki, hayvan, maden... her şeyi nimet ve emanet olarak ikram etmişse, bunun gibi Rahman sıfatı gereği olarak lütfundan “söz, egemenlik, üstünlük” kavgası yaparak mutsuz olmayalım, birbirimize kulluk yapmayalım diye ihtiyacımız olan ilke, yasa, emir, yasak... Özetle adalet/barış nizamını (İslam) insanlığa ikram ve teklif buyurmuştur, eşsiz bir nimet olarak. Hem de ekmel bir nimet… Yolları, sonuçlarını, sorunları, sebepleri ve çıkışlarını her şeyin ölçüsünü... Açıkça bildirmiş, hem isyan, hem de itaat kabiliyet ve kapasitesini, tercih, yetenek ve hürriyetini de vererek, kendi irademizle yolların kavşağında muhtar kılmıştır. Kendi irademizle ya Allah’ın kulluğu ya da tağutlara/nefse/şeytana/kullara kulluğu tercih edeceğiz. Sonuçları da belli... Hangisini seçersek, kazanacağız? Açıklanmış. “Doğru İslam, yanlışlar İslam’dan başka her şey: din, düzen, hukuk, görüş...

Tüm ayetler, ölüm ayeti gibi haktır. Ölümü inkâr mümkün mü? Konuyu çok basit ve net ortaya koyalım: İnsana kulluk mu, yoksa Allah’a, Rahman’a kulluk mu doğru?

Allah mı iyi bilir, adildir, hakimdir, üstündür, yanılmazdır, şaşırmazdır, merhametlidir; yoksa (yarattığı) insanlar mı? 

“La mabude illallah”, “La rabbe illallah”, “La hükme illallah”.

Rahman’ın sözleri, nizamı ile insanlarınki arasında mukayese yapılabilir mi? Üstünlük, doğruluk, adalet, hikmet... mukayesesi; Yaratanla yaratılanlar nasıl mukayese edilebilir?

Dünyadaki kavga bir yönden söz/egemenlik kavgasıdır. Söz, Rahman’da olsun, insanda olmasın cihadı da var; bunun gibi söz Rahman’ın olmasın, insanların olsun. İnsanların içinde de benim/bizim olsun. Senin/sizin olmasın... kavgasıdır.

İlim nurdur, ışıktır bize... Rahman’ın sıfatlarındandır. İlmin başı, en üstünü de tevhid ilmidir. Tevhid ilmi sağlıklı, doğru olarak bilinmeden, Rabbülalemin doğru olarak tanınmadan, O’nun dini(İslam), hükümleri, haramları, emir ve yasaklarındaki hikmetler, maslahatlar hakkıyla anlaşılamaz, bilinemez.

“O’nu bilmek,tanımak”, “kendimizi bilmek, tanımak” tasavvuf ilminin konularından... Tevhid, tüm peygamberlerin ortak çağrısıdır: “Kullara kulluk etmeyin, yalnızca Allah’a kulluk edin”.

O (c.c), kendisini Kur’an-ı Kerim’de ve Efendimiz(s.a.v)’in beyanlarıyla nasıl bildirmiş, tanıtmış ise, biz de bu çerçevede tanımak ve bilmek durumundayız. Başka özellikler, nitelemeler, yakıştırmalar, görüşler ileri sürüp, kulluk haddimizi aşamayız, aşmamalıyız...

Allah(c.c) onlardan razı olsun, Müctehidlerimiz, imamlarımız bu konuda gayretleriyle “ehl-i sünnet” görüşünü ortaya koymuş, bize miras olarak bırakmışlardır...

“Allah(c.c) tüm kemal sıfatlarla muttasıf olup, tüm noksan sıfatlardan beridir, münezzehtir”, denmiştir. Nizam, yasa, hükümlerle ilgili sıfatları biliniyor: Adl, Alim, Hakim, Melik, Kadir, Muktedir.

Her şeyi yaratan Rabbülalemin’in biz insanlar üzerinde emretmek, egemenlik hak ve yetkisini kabul etmemek akıl işi mi? “Melikin muktedir”, “Melikin Kuddüs” olan tüm kemal sıfatlarla muttasıf, noksan sıfatlardan münezzeh olan, hükümlerinde de kusursuz, eksiksiz, yanlışsız, hatasız, yanılgısız, şaşırmaz, unutmaz... Adalet, ilim ve hikmet, rahmet, doğrulukla vasıflı hükümler O’nundur. O’nun bu emirlerinde bizim yararlarımız vardır, bunlara bizim ihtiyacımız vardır. O’nun hiçbir şeye ihtiyacı yoktur. O, Sameddir (ihlas). O’na itaatle biz şerefleniriz, O’na isyanla biz zillete düşeriz. Âlemlerde hiçbir şey O’nsuz olmaz.

Tüm insanlar biraraya gelseler benzeri bir ayet bile yazamazlar, tüm insanlar bir araya gelseler bir sinek bile yaratamazlar. O’nun(c.c)hükümleri de benzersiz, eşsiz, hikmetli, üstündür, özgündür.

Örnek olarak, muris in (miras bırakan)mirasının taksiminde ana-babaya her halde payı sadece İslam tanımaktadır. İslam nizamının dışında hiçbir düzende, hukukta murisin miras hakkı herhalde tanınmamaktadır. (Muris evli, eşi ve çocukları varsa, ebeveyn (ana-baba) sağ olsalar mirastan pay alamamaktadırlar?!) Yine miras taksimindeki hak sahiplerini ve paylarını belirlemede tüm bilginler, hukukçular biraraya gelseler kendi akıllarıyla bu ilahi taksimatı yapabilirler mi? Kim O’ndan daha güzel taksim yapabilir? Allahu Teâlâ’nın sözlerinin/yasalarının/dininin/düzeninin üstünlüğü tartışılabilir mi?

Bunun akıl yönünden izahı anlaşılabilir mi? Kim Allah’tan daha güzel hüküm verebilir ki? “Yaratmak da emretmek de yüceler yücesi Rabbülaleminindir.” Emretmek hak ve yetkisi herşeyi yaratan Rabbülaleminindir. Bu nedenle O’nun bu yetkisi, hakk karşısında yasa, hüküm koymak büyük bir şirktir. Allah’ın hükmüyle hükmetmeyenler: kafirler, zalimler, fasıklardır.” Hüküm, ancak Allah’ındır. (Yusuf)

Kullarına kulluk ne büyük zillettir. İzzet ve özgürlük, Allah’a(c.c) tam kulluktadır. İmanımıza zulüm, şirk, şek, şüphe bulaşmasından O’na sığınırız. O’nun nasıl ki, zatında eşi, ortağı, benzeri, dengi, yardımcısı, adaşı... yok (zatında tevhid); bunun gibi fiillerinde, sıfatlarında ve isimlerinde ve hükümlerinde de benzersiz, eşsiz, ortaksız...dır. (hükümlerinde, sıfatlarında ve isimlerinde tevhid). O’nun sayısız nimetlerinden yararlanarak, O’na itaatsizlik, isyan insanlığa, Müslümanlığa yakışıyor mu? Bu zulümden, nankörlükten hepimizi korusun, Mevla’mız...      

O halde itaatimizi de, isyanımızı da her şeyi yöneten O’dur. O, öyle bir Meliktir ki, isyanlarımız bile O’nun yaratması, izni iledir. Ama itaatimize rızası var. İsyanımıza cezası, izni var. Sınav hikmeti gereği... Yeryüzünde hangi Melik (?!) kendisine isyana izin verebilir? O, Meliklerin Meliki, Hâkimlerin hâkimi değil midir?

Namazımızda Fatiha’yla günde kırk kez “rububiyetini, mabudiyetini ve sadece kendisine kulluğumuzu, ezeldeki sözleşmemizi” O, bize hatırlatıyor.

O(c.c) Rabbülalemindir. O’nun ilmi, iradesi, yaratması, izni, haberi olmadan evrende hiçbir şey olamaz. Zerreden küreye her şeye her an tasarruf etmektedir. O dilemeden “yaprak düşmez”, “dişi gebe kalamaz”, “meyveler kabuğunu çatlatamaz”, nefes de alamayız.

Mülk/egemenlik ye’dinde olan, herşeye kadir olan yüceler yücesi Rabbülalemin (Mülk,1) kendi egemenliğine tekrar girmemizi bu “ümmet-i merhumeye” lütfeylesin Kerim ve Vehhab ismi şerifleri ve son Elçisi hatırına...

Haydi, öyleyse O’na teslim olmaya... Kurtuluşa... Barışa, adalete, özgürlüğe... Saadete... Vesselam.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR