Suriye, referandumun gölgesinde kalmasın

Türkiye için Suriye’de çatışmaların son bulup bu ülkenin istikrara kavuşması büyük önem taşıyor. Çünkü, ülkemize yönelik terör saldırılarının merkezini Irak ile birlikte Suriye oluşturuyor. Bu bakımdan sadece ülkemizin değil, bölgenin barışa ulaşması Suriye ile yakından ilgili. Bu noktada tüm tarafların yıllardan beri barıştan söz etmesine rağmen bölgemizde barış niçin sağlanamıyor? Niçin giderek bölgemiz daha da karışıyor? Barış hususunda anlaşmaya varıldığı görüntüsü ortaya çıktığı anda ortalık niçin birdenbire karışıyor? Bu soruların pek çok cevabı olmakla birlikte sanıyorum esas olan ABD ve koalisyon ülkeleri ile Rusya’nın bölgemiz üzerindeki planlarıdır. Çünkü bölgemizi karıştıran bunlardır. Bölge ülkelerini sürekli bir karışıklığa mahkûm ederek çıkarlarını uzun vadede garantiye almanın peşindedirler.

Suriye’nin karışmasının ardından uzun süre Rusya ortalarda görünmedi ama bir anda sahada yerini almaktan da geri kalmadı. Hem de ABD’ye rağmen sahaya inmiş görüntüsü verilerek. Uzun yıllardan beri olduğu gibi Suriye konusunda da birbirine yardımcı oldular. Yani ABD ve koalisyon güçlerinin Irak ve Suriye’yi karıştırmaları Rusya’nın da çıkarlarına hizmet ediyordu. Bir bakıma İkinci Dünya Savaşı’nın ardından dünyayı aralarında nüfuz alanlarına bölen bu iki sömürgeci güç sürekli olarak paslaşmayı sürdürdüler. Bu paslaşmaya rağmen iki düşman kutup görüntüsü vermeyi de ihmal etmediler. Böylece gelişmekte olan ülkeler uyutuldu. Sonuçta dünyanın önemli bir bölümü kendisini bu iki sömürgeciden birinin koruyucu(!) kanatları altına attı.

İki kutuplu dünyada durum böyle iken Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından dünya hakimiyeti ABD’ye kaldı. Ancak bu görüntü dünya üzerinde ABD düşmanlığının yayılmasına yol açtı. Çünkü tek tehdit haline geldi. Böyle olunca da Rusya’nın da yeniden sahneye çıkması gerekti. Yani eski anlaşma uygulanmaya devam edildi. Bu gerçek Suriye’de net bir şekilde ortaya çıktı. ABD ve Rusya’nın PKK’nın Suriye kolu PYD’ye yönelik koruyucu tavrı, hatta 50 yıldır dost ve müttefik olarak nitelendirilen Türkiye’ye rağmen ve Türkiye’nin dostluğunu bir kenara iterek PYD’ye yönelik koruma ve kollama hamlelerini sürdürdüler. Başlangıçta PYD’yi koruyan sadece ABD ve koalisyon ortakları olduğu sanılırken son günlerde Rusya’nın da PYD aşkının depreştiği görülüyor. Bu ise bölgemizde oynanan oyunun iki başlı ve karşılıklı çıkarlar çerçevesinde sürdürüldüğü gerçeğini gözler önüne serdi.

PKK-PYD terör örgütüne bir yandan ABD her türlü silah desteği verirken ve bunu gizlemeye bile gerek duymazken birdenbire Rusya’nın da aynı örgüte benzer destekler sağladığı ortaya çıktı. Hatta, bir adım daha atılarak Suriye’de barışı sağlama toplantılarında Rusya’nın PYD’nin de masada yerini alması için uğraştığı medyaya yansıdı. Yani, Suriye’de kurulacak masada ABD ve Rusya PYD’yi de görmek istiyor. Bunun ne anlama geldiğini uzun uzun düşünmeye hiç gerek yok. Türkiye’ye karşı bu iki sömürgeci güç PYD safında yerlerini almış görünüyorlar. Bu hususa tekrar temas edişim, dikkat çekişimin tek sebebi var. 16 Nisan’da yapılacak anayasa referandumu sebebiyle ülkemizin birtakım dışı tehditlerle karşı karşıya olduğunun unutulmamasıdır. Referandum bizim bir iç meselemizdir. Nasıl bir sonuç çıkarsa çıksın netice itibarıyla bu ülkede birlikte yaşayacak ve tehlikelere karşı birlikte mücadele vereceğiz. Bu tehlikelerin başında ülkemize yönelik terör örgütlerinin faaliyetleri geliyor. Bunun da ötesinde ABD ve Rusya’nın desteğini alan terör örgütlerinin ülkemizin toprak bütünlüğüne yönelik hedefleri olduğu ve bunun için sömürgeci güçlerin planlarında gönüllü olarak rol almalarıdır. Netice itibarıyla kendimizi anayasa referandumunun heyecanına kaptırarak konuşmalarda birbirimizi kırmamaya dikkat etmemiz gerekiyor. Bunun yapılması zor değil. Toplumu kamplaştırıcı bir üslup yerine birleştirici, anayasa değişikliğinin ne getirdiğini anlatmak için ille de vatansever sayımına dönüştürülmemesi gerekiyor. Bu bakımdan Çarşamba akşamı TRT Haber’de Geniş Açı programına katılan ve anayasa değişikliğini ayrıştırıcı bir üslup kullanmadan anlatan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Özlem Zengin’in üslubu özellikle AK Parti sözcüleri için iyi bir örnek oluşturabilir. Ama ille de kırıp dökecek, toplumu eskiden olduğu gibi ayrıştırmada siyasi çıkar olduğu düşünülürse ülkemiz zarar görür, bu üslubun sahipleri de kaybederler.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR