Kıtlık ve bereket

Günümüzde kavramlar üzerinde algısal bir yanılsama vardır. Bize ait kavramların hayatımızda bir yeri yok artık. Ne yazık ki, bu kavramların karşısına konulan modern kavramlar daha çok benimsenir oldu. Zihnin kıvrımlarına yerleşen seküler hayatın kavramları bize bir yaşam alanı sunuyor. Bu benimseyişle birlikte kabullenilen seküler yaşam alanı beraberinde dönüşümü de getirdi. Bu noktadan hareketle bereket kavramı, hayatımızdan çekilen ve zihinlerimizde rafa kaldırılan önemli kavramlardan birisidir.

Kapitalist iktisadi anlayışın temel çıkmazı kıt kaynak üzerinden bir sistem icra etmek istemesidir. Kaynağın kıtlığından yola çıkarak, açlık ve sefalete meşruiyet sağlıyor aslında. Nüfus planlamasının zihni arka planında da kıt kaynak korkusu yatmaktadır. Galeano bu konuda şunu diyor: “Ekmeklerin sayısını arttıramayan emperyalizm, davetlilerin sayısını azaltma yoluna gidiyor”. Belki de savaşların sebebi, batılıların ekmeği paylaşma endişesinden kaynaklanmaktadır. Paylaşmamak için öldürüyor yani. 

Kaynağın kıtlığından dolayı rekabet etme zorunluluğu doğuyor. İnsanlar paylaşmak üzerine anlaşması gerekirken, paylaşım savaşına tutuşuyor. Neden savaşıyorlar peki? Çünkü kendi dışındaki insanları rakip gördüğü için, onları ötekileştirip düşman ilan ettiği için, güçte ve kaynakların paylaşımında rekabet halinde oldukları için.  

Günümüz ekonomik sisteminde iki büyük tenakuz vardır. Birincisi kıt kaynak üzerine kurulan sistemin büyük bir üretim hacmine sahip olması, ikincisi ise bu büyük üretim hacmine rağmen açlık ve fakirliğin olmasıdır. Birinci durum, aslında kıt kaynak kavramını gündemden düşüren bir gerçektir. Fakat hala mevcut iktisadi anlayışta kıt kaynağa atıf yapılması ikinci tenakuza mazeret üretmek içindir. Bu kadar geniş bir üretim hacminin olduğu bir dünyada açlık neden olur sorusuna cevap veremeyenler kıt kaynak kavramına sığınmaktadırlar. Hâlbuki temel mesele paylaşımın adil olmamasından başkası değildir. 

Günümüzde açlık ve fakirliğin temel sebebi sömürü düzeni iken, diğer bir sebebi de kazancın ihtiyaçları karşılayamamasıdır.  Bu durumun yol açan tüketim beklentilerinin değişmesi ve israf ekonomisinin tüm dünyaya musallat olmasıdır. Bir tarafta ihtiyaçtan fazlasına sahip olma varken, bir diğer tarafta görece yoksunluktan söz edebiliriz.  

Bereketin hayatımızdan çıkmasının sonuçlarını buralarda görebiliyoruz. Bereket kavramı miktarın artması ile ilgili bir kavram değildir. Bereket kavramı temelde malın kullanım verimliliğinin artmasını ifade eder. Öncelikle ihtiyaç fazlası üretimden yani israftan ekonomimizi korumalıyız. Çünkü buraya yönlendirilen üretim, başka yerden kısılan üretimdir.

Hayatı bereketli kılmak için diğer yapılması gerekli husus, paylaşımda adaleti gözetmektir. Böylece üretim genişliğinin fazlasıyla olduğu bir dünyada bazı insanlar açlık ve yoksulluk çekmeyecektir. Kaynaklar dengeli kullanıldığı ve adil paylaşıldığı sürece hayatımıza bereket hâkim olacaktır. 

Bereket maddi âleme dönük ilahi bir dokunuştur. Bu yüzden maddeci bir zihin bereketi algılayamayabilir. Sadakanın malı bereketlendirmesi, maddi anlamda bir çelişkidir mesela. Fakat ilahi dokunuş, miktar olarak eksilmesine rağmen o malı bereketli kılıyor. 

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Muhammet Esiroğlu - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR