İşsizin hali…

GÜNDEME bir türlü gelemeyen, konuşmaların ve tartışmaların merkezinde bir türlü yer alamayan, ancak en önemli gündem maddesi olan mesele nedir acaba? İnsanların aş, iş, geçim meselesi değil midir? Halkın ekonomik meselesi, hayatını idame ettirebilme mücadelesi yani.

Bu mesele neden baş köşeyi işgal etmiyor, edemiyor? Neden halkın vekili olduğu söylenen kimseler, siyasetçiler, kanaat önderleri, sözü geçenler vs bu en temel meseleyi gündeme getirmiyor? Hayatını idame ettirme telaşesinde insanların tek derdi, hangi derde deva olacağı meçhul anayasa veya sistem değişikliği midir? Halkın en asli meselesini, ekonominin içinde bulunduğu çaresiz durumu gözlerden ırak tutmak, o sıkıntıları yok saymak, meseleyi halledecek mi yani?

Bir insan düşünün. Hiçbir geliri yok. Neden? Çünkü bir işi yok, çalışma imkanı bulamıyor. Cebine tek kuruş girmeyen bir insanın, hele ki aile sahibiyse, bu hayat pahalılığında nasıl olup da kendisinin ve ailesinin hayatını idame ettirebileceğini bir düşünün. İhtiyaçlarını nasıl giderir bu insan? Hayatını nasıl idame ettirir? Bir ülkenin en önemli meselelerinin başında bunun gelmesi gerekmez mi? Hele ki böyle insanların sayısı, resmi istatistiklere göre 3 milyon 700 bin kişiyi de aştıysa…

İşsizlik oranı, durmak bilmiyor. Yükselişi son 7 yılın en kötü tablosunu gözler önüne sererken, kimseler ekonominin hal-i pür melalini konuşmuyor, konuşamıyor. Tam bir “ortada kuyu var, yandan geç” hali yaşanıyor. Bu ayıptır, günahtır, vebaldir.

Gazetelerindeki, TV’lerindeki köşelerinden dur durak dinlemeden, papağan gibi “başkanlığın faydalarını” anlatan ahali, milletin bu en temel sorununu görmek, duymak bile istemiyor. Ama sorsanız “milli irade”nin sesidir hemen hepsi de…

2001 krizinde, ki Cumhuriyet tarihinin en kötü ekonomik krizlerinden biriydi, işsizlik oranı yüzde 8.9’du.  Bugünkü yüzde 12 rakamı üzerine iki kelime etmek, üzerine biraz düşünmek gerekmez mi? Madem her şey çok güzel de, neden o zaman her gün yeni bir tedbir, yeni bir düzenleme, yeni bir paket açıklanıyor ekonomik vaziyete dair.

Gerçekleri konuşmadan, onların üstünü örtüp, adeta ahaliyi uyandırmadan meseleleri pansuman tedbirlerle geçiştirmekle düzelir mi bu sıkıntılar? Ekonomik durum kötüyse, 3.7 milyon işsiz varsa ve sayı her geçen ay artıyorsa, borçlanma imkanları bile kısıtlanmış ve yeni borçlar için kıymetli devlet kurumları bir fona devredilip “teminat” olarak kullanılmaları gibi bir durum söz konusuysa, bu ülkenin insanları olarak bir şeyleri “açık açık” konuşmamız gerekmiyor mu? 

Böyle bir muhasebeye girişince de elbet bir sorumlunun da olması gerekecek. Muhtemelen mesele de buradan çıkıyor. Başarısızlığın sorumluluğunu yüklenmemek! O zaman nasıl siyaset halka hesap verecek peki? 

Bir söz de iş dünyasına söylemeli. Bir yandan ağlayıp sızlanan, diğer yandan da “çok süper bir tedbir”, “bu tedbirlerle uçacağız”, “bu kadar müthiş bir tedbir görülmemiştir” sırnaşıklığı yapanlar da kendileri. Meseleye ucuz bir menfaatçilikle ve güce yaranma hissiyatıyla değil de, biraz da insaf ve vicdanın gerektirdiği objektif tavırla yaklaşsınlar artık. Siyasilerin bile ölçülü yaklaştıkları birçok meselede gösterdikleri “sırnaşık” tavır, insanı gerçekten hayrete düşürdüğü gibi yanlışların görülememesine yarıyor sadece.

4 milyona yakın işsiz insanın olması, ailelerini de düşününce bunların 3-4 misli de mağdur insan olduğu anlamına gelir. Bunların meselesini de konuşmayacağız da, 3-5 tane müteahhidin, 3-5 tane iş adamının derdini mi konuşacağız sadece!

Günahtır!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


Anket Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?

YÜKLENİYOR