Ah bu darbelerin gözü kör olsun!

Darbeci postallılar zeki adamlar! 141, 142 ve 163’üncü maddeler yüzünden ne sıkıntılar yaşadığımızı yeni jenerasyon bilmese de büyüklerimiz hatırlayacaktır. Bu CHP millete zulmetmek için nasıl da ince maddeler sokuşturmuş anayasaya. Şuna bakın ya. Allah’tan kaldırıldı bu maddeler de düşünmeye vurulan prangalardan kurtulduk. Herkes her ağzına geleni söylemeye başladı ama olsun…

28 Şubat ile alakalı çok şey yazıldı çizildi. Mağdurların biri gitti biri geldi. Fakat o tarihten bu yana belki de postmodern darbenin tek mağdurundan hiç “Ben mağdurum” sözünü duyduğumu hatırlamıyorum. 40 senelik siyasi hayatının yarısını, yanlış okumadınız yarısını siyasi yasaklı geçiren o adam bir kez bile bize şunu yaptılar bunu yaptılar diyerek mağdur edebiyatı yapmadı. İntikam almaya çalışmadı. Düşmanlık yapmadı. El Cezire’den bir bayan muhabirin “28 Şubat’çıların yargılanmasını ve ceza almasını ister misiniz?” sorusuna; “Hayır. Biz onların cezalandırılmasını değil, eğitilmesini istiyoruz!” diyebilecek yüreğe sahip olmak elbette ki kolay değil.

Bu hafta benim için çok bereketliydi. Birçok anma programına iştirak etmek ve güzel insanlardan hocamızı dinlemek nasip oldu. Beni etkileyen bir kaçını paylaşmak istedim.

“1969’a kadar bu ülkede İslami anlayışı Demirel temsil ediyordu. Cami cemaati bile “Günaydın, tünaydın” ile selamlaşırken bir adam çıkıyor ve mitingde “SelamunAleyküm” diyordu. TRT radyosunda ve televizyonunda da aynı sözle başlıyordu. Bunun ne kadar önemli bir devrim olduğunu düşünebilirseniz anlarsınız. Bugün Cumhurbaşkanlığından bakanlıklara, valiliklerden kaymakamlıklara kadar selam veriliyor ve alınıyorsa işte bu Müslümanca bir duruşun, Erbakan’ca verilmiş bir mücadelenin eseri ve sosyolojik bir devrimdir! 80’de hakkında açılan 5 idam davasından birisinin iddianamesinde meclis kürsüsünde kaç defa Allah, kaç defa Hak kelimesi kullandığının çetelesi yapılmıştı. Meclis’te Allah dediği için idamla yargılanmış büyük bir insandı (günümüz hocalarının onu anlaması zor tabi)” diye anlatıyordu genel yayın yönetmenimiz Mustafa Kurdaş.

“Hocamızın bir resmi var. Alnından akan terler gözlüklerinden damlayan. 28 Şubat’ın en çok kullanılan resmi. Bu resim üzerinden Hocamızın direnemediğini ve terletildiğini yazıyorlardı. Sadece düşmanları değil dostları bile masaya yumruğunu vurmadığından dem vuruyor ve direnemediğini düşünüyordu. 4 tane partisi direnemediği için değil direndiği için kapatılmıştı. 28 Şubat dahi direnemediği için değil direndiği için yapılmıştı. Eğer direnmese idi, Amerika ve Avrupa ve dahi işbirlikçilerinin istedikleri gibi yapsaydı bu kadar sıkıntı başına gelir miydi?” diyerek bizi bile manipüle edebilen medyanın tuzaklarından bahsediyordu Ankara Temsilcimiz Mustafa Yılmaz.

“1967’de Kudüs’te işgalci İsrail’in Mescidi Aksa’yı yakmaya çalışması ve çıkan olaylarda Müslümanlara zulmü artırmasına dünyadan çok da ses çıkmıyordu. Üzülüyorduk, dua ediyorduk. Sonra 1980’de Erbakan Hocamız inanmış binlerce insanla birlikte Konya’da Kudüs için yürürken İsrail’e bir mesaj gönderiyordu. Zulüm asla ebedi olamaz diyordu her adımda. İstediğiniz kadar azgınlık yapın sizi oradan sürüp çıkaracağız. Filistin, Filistinlilerin, Mescid-i Aksa tüm Müslümanların bakiyesidir diye haykırıyordu. Düşmanlarının hepsi ondan korkardı. Bunu söylemekten çekinmezlerdi. Kudüs davasını laf olsun diye değil inandığı için destekleyen tek liderdi” derken sesi kısılırcasına bu davanın bitmediğini haykırıyordu Nurettin Şirin.

“Misafir olarak kaldığı evde ev sahibi biraz çekinerek de olsa sabah namazına kaldırmak için hafifçe kapıya vurduğunda içeride “SelamunAleyküm Ayhan Bey” diyen kişi yine Erbakan’dı. Sabah namazı yaklaşık 3 saat sürerdi. Ayın kaçıncı günü ise o gün o cüzü okur bizde öyle takip ederdik. Evradı şerifini mutlaka okurdu. Akşamında çok rahatsız olduğu, baygınlık geçirdiği Trabzon programının sabahı da rutinini hiç bozmadı.

Mamak’ta hapiste kaldığı dönem boyunca her hafta Perşembe günü yedi tane kırmızı gülü eşi Nermin Hanım’a gönderirdi. Hapiste geçen her gün için bir gül.

Davası her zaman en önce gelirdi. Son nefesine kadar cihad ettiğine, o zor zamanlarında bile teşkilat çalışması yaptığına ben şahidim” diyen ise 35 sene hocamızın dizi dibinden ayrılmamış İbrahim Titiz ağabeyimizdi…

Daha neler var anlatmak istediğim lakin biliyorum sonu yok. Öyle başlıyordu Mustafa Kurdaş; “Erbakan anlatılacak değil, yaşanacak bir liderdi. Cihadı anlatırken cihadın konuşarak değil yapılarak icra edilen bir farz olduğu söylüyordu.”

Diyeceklerim bu kadar hâkim bey. Yok, pardon. Yazının başında bir yanlış yapmışım. Arkadaşlar uyardılar sağ olsunlar. 141, 142 ve 163’üncü maddeleri çıkaran kişi Adnan Menderes imiş. Hatta Necip Fazıl ziyaretine gidip de bu maddeler Müslümanları sıkıntıya sokar dediğinde “Başta ben

varım. Ben uygulamayacağım. Bana da mı güvenmiyorsun” diye cevap vermiş. Üstad bu. Yarın ölmeyeceğine dair belge istemiş hemen. Sonrası sessizlik. Sonrası CHP’li Demirel zamanında bu maddelerden bir sürü Müslümanın suçsuz yere canı yanmıştı. Özrü dilerim. Demirel CHP’li değildi değil mi?

Sahi kim kimdi? Benim kafam karıştı…

Kalbinizin sahibine emanet olun efendim… Eyvallah!!!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Habeşli Bilal - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?