Patinaj

Kolaycılık ve ezbere hareket etmekten kurtulamıyoruz mu yoksa? Bir şeyler üzerine düşünmek, kafa yormak, soru sormak ve sorgulamaktan kaçtıkça ezberlere boğuluyoruz, klişeleri tekrar ediyoruz.

Misal Avrupa’ya, Batı’ya bakışımız “Avrupa’nın ahlaksızlığını değil iyi yönlerini alalım” yüzeyselliğinden kurtulamıyor. Veyahut kendimize amaç olarak Avrupa medeniyetini alma kolaycılığında boğulup kalıyoruz. Amerika’yı değerlendirirken de hem katil, hem de “stratejik ortak”, “müttefik” diyebiliyoruz. Ya kökten bir nefret geliştiriyoruz bazen ya da manasız bir bağlılık! İkisinin ortasını bulup aklıselim bir değerlendirmeye tabi tutamıyoruz.

Son 150-200 yıllık hal-i pürmelalimizde bu kafa karışıklığıyla malul değil mi? Osmanlı’nın “en uzun yüzyılı” olarak adlandırılan 19. yy başlarından itibaren girişilen çabalar, devleti yeniden güçlü kılabilmek ve Batı’yla açılan mesafeyi kapatabilmek için Avrupa’nın model alınması değil miydi? Elbette bunu salt kötü bir şey olarak değerlendirmemek gerekir. Çünkü gerek orduda, gerek eğitimde birtakım yeniliklere girişmek ve bunun için de bazı arayışlara yönelmek söz konusu olunca, ister istemez gelişmiş olanlara bakmak söz konusu olabilmiştir. 

Ancak burada sorunlu nokta, esinlenmek ve ilham almak yerine “bire bir aynısını alıp tatbik etmek”tir. Ki aynı yaklaşım, sonraki dönemlerde de sürmüş ve Cumhuriyet döneminde de adeta genelgeçer bir hal almıştır.

Mesela Avrupa’da belli bir süreç (yani Sanayileşme ve sonrasında da Sanayi Devrimi) neticesinde ortaya çıkan bir sonuç olan apartmanı, alıp da şehirlerimize müthiş bir çözüm gibi uygulamak hep bu ezberci yaklaşımdan değil midir? 

Şekli birtakım uygulamaları taklit ederek ve bünyemizdeki sorunlu noktaları es geçerek çözüme ulaşamayacağımızı nedense anlayamamaktayız. Kötü olan vaziyetimizi düzeltmenin ilk yolu doğru teşhislerde bulunmaktır. Sonrasında doğru tedavileri önermek, adamakıllı bir sistem inşa etmek, işleri doğru (yani işinin ehli) kimselere vermek ve hakkını vererek iş yapmaktır. Bunların hiçbirini yapmadıktan sonra ister “Batı’nın ahlaksızlığını değil de iyi yanlarını” alın, isterseniz de başka bir şeyler deneyip durun. Netice aksak bir sistem, kör topal yürüyen işler olur her defasında…

Mesela AB ile olan ilişkimizi değerlendirirken de, ezberlere takılıp kalıyoruz. Düşüncemiz şu: AB’ye üye oluruz, onlar ne yapıyorsa aynısını yaparız, onların mevzuatlarını, müktesebatlarını olduğu gibi kabul ederiz, bir sabah kalkınca her şey düzelmiş, her şey güllük gülistanlık olmuş! Son 150-200 yıllık kafa yapımızı aynen sürmektedir.

Halbuki biraz düşünsek, Avrupa’nın bugünkü birliğini hangi koşullarda gerçekleştirdiğini, bu birliğin sahip olduğu avantajları ve önündeki tehditleri masaya koysak kötü mü olur? Avrupa, 2. Dünya Savaşı’nın ardından, büyük ölçüde Amerikan yardımlarıyla yeniden inşa olmuş ve bir değil iki defa “sütten ağzı yandığı” için ve yeniden dünya güç sahnesine dönebilmek kendi içinde bir birliğe yönelmiştir. Aynı zamanda, zaman içinde “yaşayarak” öğrendiği pratikleri günlük yaşantısına yansıtmış ve bir tür refah adası oluşturmuştur. Ve bunu da çok sıkı kurallar ve bilinçli halk vasıtasıyla korumaktadır.

Biz, bu birliğe dahil olunca bir hokus pokus ile her şeyimizin düzeleceğini düşünüyoruz ama en başta toplumsal dinamiklerimizin, kültürel altyapımızın ve değerlerimizin, toplumsal normlarımızın ve tarihsel birikimimizin ne kadar da farklı eksenlerde olduğunu es geçiyoruz. Mevzuat değişikliği bile başlı başına bir meseledir aslında. Çok meşhur “zinanın suç olmaktan çıkarılması” ve “domuz etinin kasaplık et statüsüne alınması” gibi daha yüzlerce madde sayılabilir.

Sözün özü; “Finlandiya eğitim modeli”ni al uygula eğitim sistemin düzelsin. İskandinav sosyal devlet modelini” kopya et, toplumdaki gelir adaletsizliği azalsın. AB’ye üye ol, bir gecede zenginleş, işsizlerin iş bulsun” diye bir dünya var olmamaktadır. 

Kendi meselene, birtakım yerlerden ilham alarak tabii, kendin çözüm bulacaksın. Yoksa patinaja devam eder dururuz!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR