Yolculuk yarına

Hayatın içindeyiz, sürekli hareketliyiz. İnsan durağan bir varlık değil. Her an her şey olabiliyor. İnsan yol üzerinde olunca tetikte olmak durumunda. Yolun geleceği ve ne olacağı bilinmez. Eğer bir bilinmezliğe doğru yol alınıyorsa yolun ve yolculuğun bir anlamı olmaz. Zaten insan bir yolculuğa çıkıyorsa, bir deneyimi yoksa ister istemez temkinli olmak durumunda. Yolun bin bir hâli var çünkü. İnsanın kendini güvende hissettiği zamanlar için de geçerlidir bu durum. 

Yol temkini, yol azığı ve yol sabrı.

Yaşanmışlıklar geriye dönmüyor. Geçen geçip gidiyor. Dönüp ardımıza baktığımızda yaşanmışlıkların geçip gittiği, bir daha yaşanamayacağı gerçeği ileyiz.

Yol azığı, yol hazırlığı, yapılan birikim ve çalışmalarla olur. Bunu salt maddî anlamda düşünmemek gerekir. Hayat bir bütün. Bunun için de günü iyi değerlendirmeli insan. Gün, yarının geleceği. Gün yarının birikimi ve hazırlığı.

Yolun zorlukları hayatın zorluklarıdır.

Hayatın alanlarını daraltan ve zorlukları artıran da insan. Kendi kendisini çıkmazlara sürükleyen de.

Yüzünü geleceğe çeviren insan her an hamle hâlindedir. Hayatın her anını ve durumunu iyi değerlendirir. En küçük ayrıntıyı kaçırmaz. Çünkü zaman da hayat da insana emanet. Hakkını vermekle yükümlü. Yolu yürümek adımlarla olur. Adımların ritmi ve yolculuğun sürekliliği anlamlı ve önemli. Çünkü insanı yorgun, bitkin ve bezgin düşüren ritimsizlik ve dengesizlik. İnsan, ancak taşıyabileceği kadarını yükümlenebilir. Fazlası onu güçten düşürür, yoldan alıkonulmasına neden olur.

Yolculuk yarına. Gelecek de yarına. Dün geçip gitmiş artık ânın içindeyiz. Yarın belirsiz. Yarına varıp varamayacağımızı da bilemiyoruz ama önümüzde duran bir yarın var. Belirsiz diye ne hayatı ne yolu bırakacağız. İşimiz bugünden yarına bakmak.

Köylüler, kışı rahat geçirmek için ambarlarını doldurmaya bakarlar.

Bugün köy kültürü yok artık. Köylüler de şehirli. Üretmiyor. Geleceğini bir anlamda dondurmuş gibi. Bir biçimde emekli olmaya bakılıyor, ardından köy hayatını yazlık gibi düşünüyor. Orada keyif çatıyor ve zaman öldürüyor.

Kent hayatının belli rutinleri var. Konfor içinde yaşamak. Edindikleriyle yetinmemek ve dahasını istemek. Tüketimin bir aracı olmak. Bunlar yapılırken, baş döndürücü bir anaforun içine düşüyor. İnsan, ne yaptığının farkında olmuyor. O döngü aklını başından alıyor. Bir yol üzerinde bulunduğunu, yolun zorunlu yürünmesi gerektiğini ve mutlaka insanın bir amacının olduğu bilinci hayatı ve geleceği anlamlı kılar.

Elbette yolları kesen yol kesiciler var. Onlar, çıkarlarını düşünürler. Emek vermeden, çile çekmeden hazıra konarlar ve istiflerler. Aslında emperyalizmin tanımı budur. İnsanlığı kendine köle, bütün hakları kendine ait biliyor. Bunun için de insanı sömürüyor, iliklerine kadar. Güçten düşürmemeye bakıyor ki, kendisine daha çok üretsin ve versin.

İnsanlık yol ve hayat bilincini yitirdiğinden beri köle konumunda. Onun için yol yürümenin de bir anlamı yok artık. O sadece bir nesne konumunda. Kendisinden istenildiği kadar yararlanılan şey konumunda.

Bu anlamda insanlık yol bilincini yitirdiği gibi yol hedefini de yitirdi. Üzerinde bulunduğu yolun yönü belirsiz. Ne yazık ki belli de kendisi için belirsiz. Bütün yollar kendisini tüketen, yok eden kısır bir döngü. Ve tabiî varıp gideceği yer kölelik kuyusu.

Emperyalizmin tuzağındaki son durak. Yaşlı bir aslan gibi hayatını tükettikten sonra artık ölüm anı yaklaştığında, şaşkın etrafında dönüp durur, başı döner gibi olur, sonra da yere yığılır. O anda çırpınır çırpınır ve teslim olur. Doğa da, saldırganlıklar da, doymuşluklar da o an için biter. Yol ve gelecek bilinci olmayan insanın sonu da böyledir. 

Yol ve gelecek, yol ve yarın ve hayat bilinci. Tek hedefimiz bu.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Ali Haydar Haksal - Mesaj Gönder


Anket

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Coca-Cola fabrikası açmasını nasıl karşılıyorsunuz?


YÜKLENİYOR