Adalet ve Kalkınma Partisi seçimi çok az bir süre kala mini bir demokratikleşme paketi hazırladı. Bu paket her ne kadar geniş kitlelere özgürlük getirmiyorsa da demokratikleşmeye kısmen katkı sağladığı için faydalı olmuştur. Bu paketin Meclis'ten geçirilmesi esnasında yoğun tartışmalar yaşandı. MHP ve CHP bu maddelerin rejimin temellerini sarsacağını ve o nedenle destek olmayacaklarını söylerken, BDP de İmralı'dan gelen talimat nedeniyle oylamada pozitif tutum takınmadı. Millet lehine yapılan düzenlemeye tek katkı veren Saadet Partisi oldu. Bu maddeler görüşülürken ilginç bir gelişme yaşandı.
Anayasa görüşmelerinde hükümet en büyük şoklardan birini yaşadı. 27 maddelik anayasa değişiklik paketinin omurgasını oluşturan parti kapatmalar ile ilgili 8'inci madde 327 oy alınca reddedildi. Paketin, "Bu Kanunun 8. maddesiyle Anayasa'nın 69. maddesinde yapılan değişiklikler, Anayasa Mahkemesi'nde görülmekte olan davalarda da uygulanır" şeklindeki 18. geçici maddesi de otomatikman "kadük" hale geldi. Alınan sonuç AK Parti'de tam anlamıyla şok etkisi yaparken, anayasa ve iç tüzük gereği, paketten düşen madde bir yıl süreyle Meclis gündemine gelemeyecek. Bu maddenin düşmesi nedeniyle çok sert tartışmalar yapıldı. Parti içinde hainler arandı. Hatta bir kısım köşe yazarları bu konuyu Ergenokon çetesi ile ilintilendirdi. Derin devlet AK Parti içine sızdı denildi. Ak Parti Ankara Milletvekili Faruk Koca'nın bir kağıda aralarında Vahit Erdem, Köksal Toptan, Murat Başesgioğlu, Reha Çamuroğlu, Hilmi Güler, Sadık Yakut, Kürşat Tüzmen'in de aralarında bulundugu bir grup AK Partili'nin isimlerini yazması, "AK Parti, redçileri fişliyor" yorumlarına neden oldu. Vekiller birbirinden şüphe eder hale geldi.
Peki durum gerçekten öyle mi ? Gerçekten parti içinde organize redçiler var mı? Yoksa ortaya çıkan görüntü gerçeği yansıtmıyor mu? Sıkı durun. Partiye yakın bazı isimler bu paketin düşmesinde Başbakan Erdoğan'ın etkili olmuş olabileceğini belirttiler. Neden mi? Bu maddeye göre partilere kapatma davası açılabilmesinin yolu Meclis'ten geçiyordu. Bir siyasi partiye dava açılabilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı'nın Meclis'ten izin alması gerekiyordu. Bu madde tam bir saatli bombaydı. Neden mi? Şöyle bir düşünün. Ülkede şehitler artmaya başlamış. Terör örgütü güçlenmiş, her ile bir şehit geliyor. Böyle bir ortamda ise BDP çıkıp diyor ki PKK terör örgütü değil, onlar birer özgürlük savaşçısı vs. Böyle bir ortamda Yargıtay Başsavcısı dava açmak için meclise gelse ne olur.
Başbakan evet dava açılsın dese Kürt kökenli vatandaşlarımızı küstürecek ve onlar hükümeti faşizmle suçlayarak oy vermeyecekler. Yok BDP'ye yani eski DTP'ye dava açılmasın dese bu seferde ülkenin yüzde 70'ini karşısına alacak. Tam kırk satır mı yoksa kırk katır mı durumu. Böylesine bir cendereye girmek hükümeti yıpratak iktidardan edebilecekti. O nedenle Başbakan konuya el atmış ve kendine sadık bir grup milletvekiline oy verdirmemiş olabilir.
Bu hamle herkesin düşündüğünün aksine Başbakan'ın bilinçli bir hamlesi olabilir. Çünkü bu maddenin geçmesi büyük sakıncalar arz ediyordu. Aksini düşünmek ise Başbakan'ın çok şanslı olduğunu düşünmeyi gerektirir...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



