“Yüzleşmeden olmaz” kaçamağı

Baharla beraber, çiçeklerin goncalandığı, böceklerin havalandığı günleri yaşıyoruz. Şehirliler parkalarda, köylüler kırlarda dolaşırken havanın tadını almaya, ciğerlerine bayram yaptırmaya çalışırlar.

Yürürlerken çiçeklere basmamaya, çukurlara düşmemeye dikkat ederler. Geçen seneyi veya gelecek seneyi değil, o anı yaşamaya dikkat ederler. Yemek yerken de, su içerken de hep yaşadığımız anı ayakta tutmaya çalışırız. Zamanımızı, anımızı değerlendirebilirsek geleceğe olan borcumuzu da ödemiş oluruz, yatırımımızı yapmış oluruz. İlerde rahat yaşarım diyerek yemeden, içmeden kısarak, şehir dışında briketten gecekondu yapan, otuz yıl çamur yollarda gidip gelen, elektriksiz evde  yılarca ömür geçiren adamlar vardır.

Ellisine gelmiş, emekli olmuş, kendi yerine oğlunu işçi olarak vermiş, tam rahat edeceği anda doktoru ona şeker, tansiyon, kolesterolün var diyerek istediği ve sevdiği bütün yiyecekleri yasaklaması sebebiyle yaşlılığında da mahrumiyete mahkûm olması vardır. Yaşadığı zamanı değil de bütün hayatını geleceğin hayaliyle geçirenler, aslında çocuklarını da kendi hayalhanelerinin mahkûmu, mahpusu yaparlar.

Çocuklarınız, sizin malınız değildir. Onlar başlı başına kendi hayatını özgür iradesi ile seçmesi için yaratılmış en değerli ciğerparelerimizdir. Doğduğunda ona zarar verecek mikroplardan korunmasını sağladığımız gibi onların iki dünyasını da berbat edecek inkârcılıktan korumak için kulağına Ezan okuruz. Biz, baba ve anne olarak üzerimize düşeni yapalım.

Onlar adına karar vererek hayatlarını hayallerimizin esiri yapmayalım. Geleceğin ne getireceğini bilemediğimizi hayallerimizin boşa çıkmasından anladık. Öyle ise kendi yanlışlarımızın çocukları da etkilemesine engel olalım. Yarınları yaratan Allah cellecelalühtür.

Öyle ise bu dünyada hayatımızı, babamızın, annemizin, sülalemizin, filan gelişmiş veya gelişmemiş devletin ve devletlerin kriterlerine, öngörülerine, gelecek planlayıcılarına… Göre değil, her an bize nefes veren, geçmişi, şimdiki anı ve geleceği yaratanın kitabına göre hareket etmesini sağlamalı. Bulunduğu zamandan kaçan yazar ve çizerlerimiz var.

Yüz yıl öncesinde yaşanmış olumsuzlukları devamlı dile getirerek yaşadığı çağın sorumluluklarından kaçanların sloganı: “Onlarla yüzleşmeden bu dava bitmez.

Peki, ama yüzleşeceğin adamlar öleli yetmiş yıl olmuş, kiminle yüzleşeceksin ki... Torunuyla yüzleşerek kan davasını devam ettirerek çağından kaçıyor. Sevgili Peygamberimizin kansız fethettiği Mekke’de o gün yaptığı konuşmada karşısında suçun her çeşidini işleyen Mekke yöneticileri de onu dinliyorlardı.

Konuşmanın sonunda “Hepiniz hürsünüz, evlerinize gidiniz” buyurmuş ve hemen İslam’ın etrafa tebliği görevine başlamış. Eğer kan davasına başlasaydı, suçlularla yüzleşmeye gitseydi, dini tebliğ görevini yapmaya zaman bulamazdı.

Bu zamanın sorumluluklarını yerine getirenler, geleceklerine de ışık tutmuş olurlar.Allah, gözlerimizi öne doğru bakacak şekilde yaratmış. Arada bir geriye de bakalım ama ihtiyacımız kadar bakalım.

Araba sürerken dikiz aynasına ne kadar bakıyorsak o kadar bakalım ve çoğunluğu da yoğunluğu da öne verelim.

Geçmişte başkalarının yaptıklarından sorumlu değiliz ama gelecekte yapılacakları yönlendiren kusurlarımızdan sorumluyuz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mahmut Toptaş - Mesaj Gönder


Anket

Milli Eğitim sistemini yeterli görüyor musunuz?


YÜKLENİYOR