Birkaç dosttan sitem geldi. İran izlenimlerini okuyamadık diye. O zaman 7 madde de özetleyeyim:
1- Ambargo İran'ın işine yaramış. Kötü komşu insanı evsahibi yapar misali, yıllardır uygulanan ambargo sayesinde İran'da kendi füzesini, kendi arabasını, kendi uçağını üretmiş.
2- Ancak ambargoda bir tuhaflık var. Mesela Coca Cola neredeyse İran'ın milli içeceği olmuş. Her yerde Coca Cola satılıyor. Çok şaşırdım.
3- Devlet Hamaney'in, millet Ahmetinecad'ın kontrolünde. Ve sanki ikisinin arası biraz limoni.
4- İran'da 2014'te seçim var. Bir kişi iki defadan fazla aday olamadığı için Ahmedinecad dönemi bitiyor. Yerine en güçlü adaylardan biri eski dışişleri bakanı Ali Ekber Velayeti.
5- Ahmedinecad'ı İslami Uyanış Konferansı'nda dinledik. Konuşmasına; 'İnsanın yaratılış nedeni'nden başladı. "Bu dünya bir imtihan yeridir" diye devam etti. "Cihadın önemi" ile tamamladı. Konuşma bittiğinde ben dahil Türk delegasyonundaki herkes, "Sanki Erbakan konuşuyor sandık" dedi.
6- En güzel yemekleri pilavları. Çünkü suda değil buharda yapıyorlar. Birde Çelo kebapları var; şişe dizilmiş pirzoladan oluşuyor. Kavunları o kadar tatlı ki sanki içine bal şırınga etmişler.
7- Türkiye'nin İran'da en çok tanınan sanatçısı Ebru Gündeş. Çünkü kocası İran'ın en zenginlerinden biriymiş. Epeydir ortalıklarda görünmeyen Zeynep Özal da artık İran'da yaşıyormuş. İran'da inşaat işine girmiş. İran'da zorlandıklarını sanmıyorum çünkü zenginlerin yaşadığı Kuzey Tahran'ın, Nişantaşı'ndan farkı yok.
Yazıcıoğlu bu projenin kurbanı mı oldu?
Geçen gün bir dost meclisindeydim. Söz döndü dolaştı, Muhsin Yazıcıoğlu olayına geldi.
Bir dostum; "Biliyor musun" dedi. "Merhum Yazıcıoğlu ölmeden önce hangi proje üzerinde çalışıyordu?" "Hayır" dedim.
"Sağcı gençlerle solcu gençleri bir araya getirme projesi"
Şaşırdım. Daha da şaşıracaksın der gibi baktıktan sonra devam etti.
"Hatta" dedi, "Bunun için solun iki önemli ismiyle toplantılar yapıyordu!"
"Kimlerle?" diye sordum.
Söyledi ama 'yazma' dedi. O yüzden yazmıyorum. Sadece bir ipucu vereyim:.
Bir tanesi, 12 Eylül'de Yazıcıoğlu'nun hücre arkadaşlarından.
Yazıcıoğlu, 5.5 yılı hücrede olmak üzere 7.5 yıl Mamak işkencehanelerinde kaldı.
Bir sağcı liderin yanına, nasıl solcu koyuyorlar derseniz; 12 Eylül'ü hiç bilmiyorsunuz demektir. Mamak zindanlarında, 'daha büyük işkence olsun diye!' sağcılarla, solcuları aynı hücreye kapatıyorlardı.
Neyse, konu bu değil, biz dost meclisine dönelim.
Dostum kulağıma fısıldar gibi anlatmaya devam etti:
"Biliyorsun 12 Eylül hem sağdan hem soldan binlerce gencin hayatına mal oldu.
"Evet"
"Daha kötüsü, Solcu gençlerle sağcı gençleri vuran silahlar aynıydı!"
"Doğru"
"İşte Yazıcıoğlu bu gençlerin bir kez daha aynı oyuna gelmesinden korkuyordu. Bunu önlemek için bir çalışma başlatmıştı. Solun bu iki önemli ismiyle gençleri uyarmak, aynı tuzağa düşmelerini önlemek için sempozyumlar, paneller düzenleme konusunda anlaşmışlardı."
"Hatta" diye devam etti. "Benim duyduğuma göre ölmeden önceki son toplantıda ilk sempozyumun tarihini bile belirlemişler" dedi.
Bitmedi, daha ilginci var.
Projenin sol ayağını oluşturan isim de, aynı günlerde tuhaf bir trafik kazasına maruz kalmış ama ucuz atlatmış.
Ne kadar doğru bilmiyorum, sadece duyduğumu söylüyorum. Ama Eşref Bitlis, tuhaf bir uçak kazasına kurban gittiğinde, Kürtlerle-Türkleri barıştırmanın yollarını arıyordu.
Eğer kaza değil de, bir suikast ise, Yazıcıoğlu'da, solcularla-sağcıları barıştırma projesinin kurbanı olmuş olabilir mi!
Bana ilginç geldi.
Mail Kutusu'ndan
Amerikalı diplomat alaysı bir ifadeyle Çinliye sormuş: -
"Ölüleriniz, mezarlarına koyduğunuz pirinçleri ne zaman yiyecek?"
Çinli diplomat istifini bozmadan cevap vermiş:
- Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



