Masamın kenarında duran yukarıdaki aile fotoğrafına bakıyor, unutulmamak üzere kendi zamanına hapsedilmiş bir hatıra olarak saklıyorum. Üzerinden tam 17 yıl geçmiş. Hatırlayamıyorum, bu fotoğrafı kaçıncı kez yazıya konu edişimi, o karenin içindeki birçok anıyı tekrar bütün tazeliğiyle sunuşumu...
Bazen mazi olan bu fotoğraf karesiyle, nefes alıp veren canlı kareleri kıyaslıyorum. "Kimler gelmiş, kimler geçmiş" diye düşünüyorum. "Hizmeti geçen bütün isimleri tek tek yazıp tarihe not düşsem" diyorum. Fakat, "bırak sevenlerinin gönlünde 'isimsiz kahramanlar' olarak kalsınlar"da karar kılıyorum. Tanıyanlar tanımayanlara anlatsın diye.
Bir okur olarak, her gün "Millî Gazete" logosunun altını "Hak geldi batıl zail oldu" ekseninde doldurmaya çalışan; Genel Yayın Yönetmeni Necdet Kutsal'dan Yazıişleri Müdürü Abdulkadir Türker'e, Yayın Danışmanı Ekrem Kızıltaş'tan Haber Müdürü Mehmet Terzi'ye, fotoğrafçılarından musahhihlerine, reklamcılarından mali işlerine, teknik çalışanlarından dağıtıcılarına kadar bütün herkesin hayatlarının zorluk derecelerini hiç aklınıza getirdiniz mi? Satırlar arasında gezinirken; hayatın bizler için zamanla yarışmak, size en kaliteli mevkuteyle ulaşmak olduğunu düşündünüz mü? "Bu soruları sorulmamış kabul ettik" diyenlerin sayısı bir hayli fazladır muhtemelen. Fakat yine de hatırlatmakta ve taze tutmakta fayda var. Çünkü bugün özel bir gün. Hiç çıkmadığımız mutfağa sizler için bugün farklı bir şekilde girelim mi, ne dersiniz?..
Unutmak mümkün değil, bir bayram sabahı elini öptüğümüz annemizin "hiç değilse bugün gazeteye gitmesen oğul" deyişini. Ne zaman hatırımıza getirsek, yutkunuruz; annemizin bayram sabahı hüzün dolu gözlerindeki serzenişini... Gazetecilik en başta böyle bir şey işte...
Fakat her şey de bundan ibaret değil tabiki. Her sabah heyecanla mutfağa dalıp; manipülasyondan, sansürden, otosansürden, kişisel ihtiraslardan uzak; iyi bir haber, "cuk" diye oturan bir manşet, vahşetin kör kuyusunda masum bir fotoğraf, kendisini namusluca satan bir sayfa arayışı içinde olduk; güzel bir gazete için.
En entelektüel fikirlerin "mutfaktaki şöhretsiz gazeteciler"in imbiğinden geçtiği, haber peşinde gündüzünü gecesine katan muhabirlerin iyi bir gazete için çoğu zaman köşe yazarlarından daha önemli olduğu gerçeği hiç değişmedi, yıllar yılı.
Yıllar yılı; koşturduk, terledik, yorulduk, sevindik, üzüldük, güldük, coştuk, durulduk, öğrendik, öğrettik, sinmedik, sindirmedik, yılmadık, yıkılmadık hep ayakta kaldık...
Bu yüzden vicdanımız çok rahat. Tam 37 yıldır.
Açıkçası... Gazetecinin bir günü, genelde her gününe benzer. Değişen sadece olaylardır. Gazetenin mutfağına adım attığımız ânın her günü, nasıl yaşanacağı belli olmayan yeni hayatlara vâkıf olmaya mecbur kılar bizi. Kendi hayatımızı unutur, başkalarının hayatını yaşamaya başlarız bir yönüyle.
Dünya küçülür ve yansımaya başlar uzakları yakın eden aynalardan. Bazen bir cerrah hassasiyetiyle ameliyata başlarız, hastayı kaybetmemek için kılı kırk yararız. Bazen Bağdat'a düşen bir bomba târûmar eder taptaze bedenleri, bu habere başlık atamamanın acizliğine düşeriz. Bazen şehidinin naaşı başında teslimiyet duaları eden annenin sessiz feryadını duyup; sadece "başın sağolsun" diyebiliriz, simsiyah ve koskocaman puntolarla. Bazen mâtemlere ağıt, sevinçlere zılgıt oluruz; konuşmaktan aciz fotoğraflar arasında. Bazen de destansı hayatlar arasından kulağımıza bir ilahi fısıldanır yüzyıllar ötesinden.
Siz onları bir nefeste okur geçersiniz; bizler ise yenilerini derlemek üzere uçsuz bucaksız sahralara açılırız, "ikra" bilgisi ışığında. Tam 37 yıldır.
Millî Gazete; öncelikle "Millî Görüş"ün sesi, fakat aynı zamanda "iletişim misyonu"nda ne derece önemli bir görevi yüklendiğinin de farkında. İlk nüshasının yayımlandığı 12 Ocak 1973'ten beri çizgisinden taviz vermeden, gül kokusuna ulaşmak için dikenli yollarda yürüyerek "Doğu ve Batı"yı İslâm Medeniyeti'nin zengin kültürüne, yaşam menbaına davet etmekte. Tam 37 yıldır.
Tiraj ve reklam kaygısı gütmeden... Rakipleri safdışı bırakma telaşına düşmeden... "Yandaş"laşma ve "kartel"leşme hırsına kapılmadan... Özel hayatlara tecavüz etmeden... Mafyalığa, hortumculuğa, vurgunculuğa meyletmeden... Dünyadaki bütün "tüyü bitmedik yetimin hakkını koruma" ahdinden ödün vermeden... "İktidar" veya "muhalefet" gruplarının veryansınlarına aldırış etmeden...
Sadece DOĞRU HABER VERME KAYGISIYLA ulaşmaya gayret ediyoruz sizlere. Tam 37 yıldır.
Bazen yazdığımız bir yazıdan, bazen gündeme getirdiğimiz bir haberden, bazen sayfamıza taşıdığımız bir analizden dolayı aldığımız teşekkür mesajlarıyla mestoluruz. Yada tam tersi; galiz eleştirilerin bıkkınlığı içinde kahroluruz!..
Gazetecilik mesleği bir yönüyle hayatın size kestiği raconun(!) tecellisidir. "Arkası Yarın" anonsuyla biten radyo tiyatrosuna benzer. Fakat farklı bir tarafı vardır; o da yaşadığınız günün sevinci de, üzüntüsü de gerçektir.
Ümitlerimizin gel-gitlere maruz kaldığı anlarda bile, ümidin en bereketli cümlelerini paylaşırız satır aralarında sizlerle. Felaketimizi, sıkıntılarımızı, sıkıştırılışlarımızı, maişet teminindeki zorluklarımızı hissettirmeyiz. Zannetmeyin ki, sırça köşklerde yaşadığımızdandır bunlar. Öyle değil, iyi ki de öyle değil. Öyle olsa kötülükleri nasıl gece gibi örtüp, güzellikleri paylaşacaktık sizlerle. Ailenizin bir ferdi gibi; destursuz girecektik her gün hanenize. Tam 37 yıldır.
Fakat yılda bir kez de olsa, sizlerden de "aidiyet" duygularınızı belli etmeniz için bir gayret bekleriz. "Nasılsınız?.." demeniz kâfi gelir bizlere. Gündem dışı, hatta sıradışı gelebilir bu teklif. Fakat öyle midir gerçekten?!
Medeniyet tasavvurunun, Millî Görüş davasının uzun yıllardır nöbetçiliğini yapan, gecesini gündüzüne katanları hatırlayıp "nasılsınız?.." sorusunu sorma lütfunda bulunursanız; gazetenizi daha iyi anlayıp, daha çok sahiplenebilirsiniz. Ellerinizi taşların altına değil, telefonunuzun üzerindeki tuşlara dokundurmaktan korkmayın lütfen!.. Çünkü "vefasızlıklar hastalıktan beter vururmuş" insanı!..
Uzun lafın kısası, meselenin hülâsâsı; satırları arasında gezindiğiniz gazeteniz Millî Gazete'nin bugün 38'inci kuruluş yıldönümü.
Sizlerden alacağımız güçle, hep birlikte daha nice hayırlı yıllara...
25. KURULUŞ YILDÖNÜMÜ
Millî Gazete'nin 25. kuruluş yıldönümü vesilesiyle İstanbul AKM'de bir program düzenlenmiş; (soldan sağa) Necdet Kutsal, Abdulkadir Türker, Ömer Yüksel Özek, Ekrem Kızıltaş, Sadık Albayrak, Bayram Öz, Hasan Aksay, Hasan Gül, Başbakan Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Hazım Oktay Başer, Mustafa Müftüoğlu(Allah rahmet etsin) ve Mehmet Büyükkıvanç yukarıdaki karede yan yana gelmişti. Bu karenin içinde olmayan birisi vardı ki, kürsüye gelir gelmez elindeki Millî Gazete'yi heyecanla havaya kaldırarak, "Millî Gazete logosunun üzerindeki 'Hak geldi batıl zail oldu' ifadesi yer aldığı müddetçe bu gazeteyi ömrümün sonuna kadar okumaya devam edeceğim" diyordu. O kişi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan başkası değildi. Bu konuda sözünün eri olup olmadığına dair değişik söylentiler var.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



