İshak Alaton'un geçen gün ilginç bir beyanatı oldu.
Bir zamanlar üyesi olduğu ama yıllar önce ayrıldığı patronlar kulübü TÜSİAD'ı eleştirdi.
Gerekçe olarak da, derneğin "dünü, bugün yaşamakta ısrarcı olması ve değişime direnmesi" olarak gösterdi.
Ve çok önemli; hem tarihi, hem de sosyolojik bir vurgu yaptı:
"30 yaşında dinozorlar var orada".
Tecrübeli iş adamının tespitleri ilginç idi:
"İnsicamı olmayan, fikirleri birbiriyle bağdaşmayan insanların hasbelkader bir araya geldiği bir kurum olan TÜSİAD'ın hep Ankara bürokrasisine dayalı olduğu ve hâlâ bunu üzerinden atamadığı, idrak edemiyor ki artık bürokrasi Türkiye'de gömülmeli ve bugünkü genç girişimci kuşaktan yana olunmalı. Mesela MÜSİAD, mesela TUSKON. Türkiye'nin umudu onlar. Türkiye'nin kaplanları onlar. Anadolu'ya bak, muhteşem bir gelişme gösteriyor"
Alaton, dernekten kopuşunda,1997'de hazırlattıkları Demokratikleşme Perspektifleri raporuna üyelerden gelen tepkinin etkili olduğunu anlatıp:
"Özellikle yaşı da ilerlemiş dinozorlar ortaya çıkıyorlar, raporun hazırlanmış olmasını nefretle kınıyorlar. TÜSİAD'ın bu üyelerinin çizme yalayıcılığına soyunmuş olmalarının verdiği mide bulantısını bir türlü üstümden atamadım. Yani o insanlar Ankara'daki çizme giyenlere sizinle beraberiz, demokratikleşme istemiyoruz mesajı verdiler ve ben TÜSİAD'dan o gün koptum."
Çok zirvede de olsanız, frekanslarınıza karşılık bulamayınca yalnız kalırsınız.
Hepimizde olur bu.
Hatta aynı camianın mensupları arasında.
Hatta Cuma günleri Kur'an toplantısı yapan konu komşu arasında bile.
Canınız sıkılır, burnunuzdan solursunuz.
Mahallede el kadar kalmış ormanın son ağaçlarını kesmek için bahaneler bulan komşunuzun eline, Kerim kitabı almasını hazmedemezsiniz.
Sen bu ağaç cellâdı halinle aramızda olamazsın dediğinde, herkes seni kınamaktadır.
En iyisi kalkıp senin, o camiayı terk etmendir.
Dindar bir dinozorla aynı ortamı teneffüs etmenin zorluğudur bu.
Hele otuz yaşındaki dinozorlar hususunda ne kadar haklı Alaton.
Bence atasözü bile olmalı bu otuzluk dinozorlar.
Dinozorlar hep yaşlılardan oluşur ya. Düzeni muhafazaya gönüllü, vesayetçi, despota bile isteye teslim adamların standardı malumumuzdur.
Ama otuzluklar.
Onların hırsları daha vahim.
Zira çile çekmemişler, emek vermemişler, tepeden inme, baba parası ile önlerine hazır konan nimetle işadamı olmuşlar.
Bürokraside de bu böyle.
Hatta dindar bürokratları, belki sosyoloji tezi falan yaparlar.
Mücadeleci o birinci kuşak, hatta ikinci kuşak ya vefat etmekte ya yaşlanmış.
Devran üçüncü kuşakta.
Dedelerinin, babalarının hatta annelerinin yaman direnci ile ne sıkıntılar çektiğinden habersiz.
Tosuncuk, Amerika'da okumuş.
İngiltere'de doktorasını yapmış.
Türkiye'de havada kapılmış.
Düşünceyi tanımayan, cahil, çile çekmemiş, tepeden inme bürokrat yapılmış.
Korkak, makamını korumak için kırk takla atmakta.
Bu arada dindar profiline uygun şahısları, mümkün mertebe kendisinden uzak tutmakta.
Ağabeyce nasihat verelerden hoşlanmamakta.
Bunlar da bizim otuzluk dinozorlarımız, sayın Alaton.
Alın birini,vurun öbürüne.
Ha bir fazlaları olduğunu da sanmıyorum.
Korkarım ki makamlarını korumak için, çizme bile yalayabilirler.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



