Madencilik en ağır işlerden birisidir. Zordur madenci olmak, ölümün kol gezdiği dehlizlerde çalışmak... Ekmeğini taştan çıkarır usanmadan, katman katman hüznün, acının kederin içinden çıkarır nafakasını madenci. Alın terinin en kutsalı ile kazanır rızkını madenci. Ne bir gün inmem demiştir uğursuz madene, ne de akşama döneceğine emin girmiştir madene...
Madenciler, her gün dar bir tünelin ucundan yerin yüzlerce metre altına besmeleyle giriyor, akülü fenerlerin ışığında çalışıyorlar. Bir köstebek gibi deldikleri toprağı, sadece yamuk kütük parçaları tutuyor. Kimi kömür damarına sekiz saat kazma vuruyor, kimi kömürleri kürekle el arabalarına atıyor. Arabacı ise iki büklüm geçebileceği bir tünelde, el arabasıyla kömürü vagona götürüyor. Her gün tavana sürtünen sırtı, kan içinde. Vagoncular, büyük demir kutuyu raylarda iterek sürüp kancaya takıyor. Kancayı vinççi çekiyor. Küçük dinamitler patlatılarak kayalar aşılırken, ortalığı ciğerlerine dolan toz kaplıyor.
Madencilerin sekiz saat boyunca gün ışığına çıkmaları yasak. Yemek molalarında, evden getirdikleri kumanyaları, kömürlerin arasında birkaç metrekarelik alanda yiyorlar. Mola da birkaç dakikayla sınırlı. Kaza dışında mola verilmiyor. Tuvalet ihtiyacını, boşaltılmış bacalarda gidermek zorundalar. Her gün şefleri madencilere, çıkarmaları gereken kömür miktarını söylüyor, yoksa paydos ettirmemekle tehdit ediyor. Ama işçiler hiç prim almıyor. İşçiler her an üzerlerine gelecek bir vagon, yanlış bir darbeyle çökecek toprak ve grizu patlaması korkusuyla çalışıyor.
Ne ders alırız ne de vazgeçeriz ölümden
Yine kara haberi aldık dün sabah, 28 fidanı daha aldı kara zindan. Gazeteler, yazarlar yine yazdılar göz göz göre gelen ölümü, yine televizyonlar haber yaptılar madencinin değişmeyen yazgısını, ağır ihmali. Bu kaçıncı ihmal ki, ne ders alırız ne de vazgeçeriz ölümden. Balıkesir-Dursunbey, Karaman-Ermenek, Kütahya-Gediz, Zonguldak, Edirne-Uzunköprü, Afyonkarahisar, Erzurum-Oltu, Manisa-Soma, Bursa-Mustafakemalpaşa, Zonguldak-Karadon ve yazamadığımız nice maden ocakları canları affetmiyor. İşçi sınıfının sadece Zonguldak'ta verdiği ölü sayısı 3 bin 500. Kazaların başlıca nedeni özelleştirme ve taşeronlaştırma.
28 madencinin ölümü bir kez daha patronların daha fazla kâr hırsı için iş güvenliğini bir yana bırakmaları ve sömürü düzeninin emekçilere hiçbir değer vermediği gerçeğini hatırlatıyor. Devleti bir şirket gibi yönetmenin acı sonucu olduğunu gösteriyor. Maalesef yıllardır işletmeleri bir işçi cehennemine çeviren taşeron çalıştırma düzeni kamuda uygun adım devam ettiriliyor. Dursunbey'de daha hiçbir inceleme yapılmadan hükümet, Şentaş Madencilik patronuna sahip çıkmıştı, hatırlarsanız. Hatta dönemin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler, bunların madencilikte olagelen kazalar olduğunu belirterek, "Maalesef, bu madenciliğin tabiatı icabı olabiliyor. Bu metan gazının ne zaman, nerede, nasıl birikeceği belli olmuyor" diyerek tam bir aymazlık örneği sergilemişti. Önceki günde Karadon'da protestolarla karşılanan Başbakan Erdoğan'da bu tür kazaların bu mesleğin kaderinde olduğunu söyleyerek, "Bu mesleğe giren kardeşlerim de, bu mesleğe girerken içerisinde bu tür şeylerin olacağını bilerek giriyorlar." diye konuştu.
Bilim grizunun nasıl önleneceğini yıllardır ortaya koymuş, ama hükümete göre olay işin tabiatı gereği. Hızlı (hızlandırılmış) trende olduğu gibi! İnsan hayatını hiçe sayan tam bir açgözlülük içinde çalışanları ölümün kucağına atan patronun hiçbir suçu yok! Bırakın bile bile cinayet gerçeğini 'ihmal' bile yok! Denetlemeyen, iş güvenliğini sağlamayan iktidar zaten sudan çıkmış ak kaşık!
Madenlerde işçi sağlığı ve iş güvenliği denetimlerini yapacak olan hükümettir, "tabiatı icabı" diyen bakanlıktır. Ama bu iktidar için, Başbakan Erdoğan'ın açıkça söylediği gibi, öncelikle 'işyeri güvenliği', yani patronların çıkarı. Bu nedenle -yasal hak olmasına karşın- işçilerin örgütlenmesinin önüne bin türlü engel çıkarılır. Şentaş Madencilik işçileri gibi Zonguldak'ta TTK'ya ait Karadon Müessese Müdürlüğü'ne ait yeni açılan maden ocağında yerin 540 metre altında hayatlarını kaybeden işçiler de sendikasızdılar ve asgari ücret dolayında bir ücretle çalıştırılıyorlardı.
Yeni İş Yasası'na bağlı olarak çıkarılan yönetmeliğe göre, madenlerde iş güvenliği uzmanı çalıştırmak zorunlu. Ancak maden patronları, 'Ek masraf getireceği' gerekçesiyle bu yönetmeliğe karşı çıktılar ve yönetmeliğin yürürlüğe girmesi yaklaşık bir buçuk yıldır AKP iktidarı tarafından erteleniyor. Her yıl en az iki kez yapılması gereken denetimler, iki yılda bir yapılıyor, onların da ne kadar göstermelik olduğu yaşananlarla ortada.
Bu arada son beş ayda meydana gelen maden kazalarından Bursa ve Balıkesir'de firma hemen ortaya çıkmasına karşın, Zonguldak'ta facianın sorumlusu, 'Taşeron firma' diye kayıtlara geçmişti. Yani, hükümet gözünü kırpmadan ciddi güvenlik riskleri taşıyan bir sektöre taşeron şirket sokabilmişti. Hem de daha önce aynı yerde Çinli bir taşeron firmanın ihale aldığı ve 4 taşeron maden işçinin hayatını kaybettiğini bile bile. Ancak Akşam yazarı Çiğdem Toker işin peşini bırakmadı ve firmayı ortaya çıkardı. Adı, iki gündür açıklanmayan 'taşeron firma', Trabzonspor tesislerinin müteahhidi Yapı-Tek firmasının sahibi Bahri Köse isimli işadamı çıktı. Toker'in edindiği bilgilere göre, Ankara merkezli ve Ticaret Sicili kayıtlarına göre 20 milyon lira sermayesi bulunan firmanın internet sitesinde, dikkat çekici bir ayrıntı da yer alıyor. Çalışma Bakanı Ömer Çelik'in en son ekim ayında denetlendiğini açıkladığı Karadon maden ocağı, şirket sitesinde 'yapımı devam eden projeler' başlığı altında görünüyor. Firmanın internet sitesinde iş güvenliğinin sağlanması için, gerekli bütün koruyucu ve önleyici tedbirlerin alındığı belirtiliyor. Buna karşın CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ise maden ocağında 19. yüzyıl teknolojisinin kullanıldığını söylüyor.
Metan gazı 'ölüm' anlamına gelir mi?
Bir de madenlerde yaşanan ölümlerin birçoğunun nedeni grizu patlaması olarak açıklanır. Oysa bugünkü teknoloji, metan gazının ölüm anlamına gelmediğini söylüyor. O zaman bu grizu patlamasının başka nedenleri olmalı. Zonguldak'ta, Balıkesir'de grizunun onlarca çalışanın canını almasının nedenlerini, ocakta incelemelerde bulunan Maden Mühendisleri Odası'nın açıklamasından özetleyelim: "Metan gazının patlama değerine ulaşması, havalandırmanın yetersiz olduğunu göstermektedir. 5 ay önce yapılan incelemelerde, makine ve teçhizat ile elektrik donanımının, yeraltı kömür ocakları için mevzuat ile belirlenen niteliklere uygun olmadığı tespit edilmesine karşın, gereken önlemler alınmamış ve kazaya davetiye çıkarılmıştır. Ayrıca, bakanlığın sağlık ve güvenliği birinci derecede ilgilendiren noksanlıklarla ilgili sadece para cezası uygulaması ve geçen sürede eksikliklerin giderilip giderilmediğini takip etmemesi de önemli bir eksikliktir. İşletmede son derece zorlu üretim koşulları ve yüksek grizu riski bulunmaktayken, deneyimsiz ve eğitimsiz personelin istihdam edildikleri belirlenmiştir. Yine, işletmede işçilerin, örgütsüz, sendikasız oldukları ve düşük ücretlerle çalıştırıldıkları belirlenmiştir."


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



