İnsanoğlunun sabahın kuşluk vaktinde o günün ya da gece yatağa girdiğinde o gününü nasıl geçirdiğinin muhasebesini yapması gerekiyor. Gerekiyor ama çoğu zaman günlük hayatın akışı içindeki telaş insanı gaflete düşürebiliyor. Geçen günlerinin muhasebesini yapmasına mani oluyor. Bu sözlerimle belki de kendi hatamızı örtmek için suçu yine kendi dışımızdaki sebeplere atmış olduk ama hiçbir sebebin inanan insanların sıkça muhasebe yapmalarını, kendilerini sorgulamalarını engellememeli.
Tüm bunları Hüsnü Aktaş Hoca'nın reklam servisimiz elemanlarımızdan Erol Kartal ile gönderdiği Misak'ın 20. yıl sayısı hatırlattı. Bir anda 22 yıl geriye gittim ve o zaman gördüm ki zaman su misali akıp gitmiş. 1987 yılı sonlarıydı. Bazı arkadaşlarımızla bir gazete ve bir de dergi çıkarma girişimlerimiz olmuştu. Her iki olayda da birlikte hareket ettiğimiz sermaye sahibi arkadaşımızın yüklü bir ihracattan dolayı yaşadığı sıkıntı sebebiyle gazete ve dergi olayı yarım kalmıştı. İşte bu şartlarda 10 arkadaş bir araya gelerek kendimiz bir şirket kurmaya karar vermiştik. Aslında hepimizin de emeklerinden başka sermayeleri yoktu.
Buna rağmen eşit hisselere sahip 10 arkadaş bir milyon lira sermayeli Karar şirketini kurduk. Şirketin kuruluşu 6 Ocak 1988 tarihinde Ticaret Sicili Gazetesi'nde yayınlanarak resmiyet kazanmış oldu. Şirketin kurucuları olan Hüsnü Aktaş, Ben, Zeki Ceyhan, Ersönmez Yarbay, Orhan Aydın, Ahmet Kodal, Yusuf Akmaz, Mehmet Ali Bulut ve Ahmet Özçelik idi. Şimdi o günleri düşünüyorum da ortak bir ideal etrafından toplanmış bir şeyler yapmak için çırpınan, buna karşılık köşeyi dönmek, zengin olmak gibi düşüncesi olmayan insanlardık. Şimdilerde kurucular arasında ismi geçen arkadaşların bazıları siyasi bakımdan farklı noktalarda bulunsalar da geçmişteki samimiyeti unutmam mümkün değil. Hemen belirteyim ki farklı noktalarda bulundukları için hiçbirini suçluyor değilim. Herkes kendi yolunu kendi çizer, kendi muhasebesini kendi yapar. Ancak bugün bile iyi ve kötü günlerimizde birbirimizi hatırlıyor olmamızı önemsiyorum.
Maksadım Misak Dergisi'nin 20'nci yılını tebrik ve özellikle de dergiyi bugüne kadar getiren Hüsnü Aktaş Hoca'ya teşekkür etmekti. Çünkü 10 arkadaş dergi çıkarmak üzere şirketi kurmuştuk ama kuruluş sermayesi dergiyi çıkarmaya yetmiyordu. Böyle olunca kurucular olarak hepimiz değişik yerlerde çalışmak durumunda kalmıştık. Şirket kurulmuş ama dergi çıkarma işi gerçekleşmemişti. Böylece 2 yıl geçti ve Hüsnü Aktaş Hoca'nın şirketi üstlenmesiyle Misak'ın ilk sayısı Aralık 1990'da piyasaya çıkmış oldu. Misak yayına hayatına girdiği günlerde ben de tekrar Ankara'ya dönmüş derginin ilk sayılarına katkıda bulunmuştum. Şirketin yönetim kurulu üyeliğini ise geçen seneye kadar sürdürdüm. Şu anda şirket ve dergi ile bir alakam olmamasına rağmen her ay Misak'ı heyecanla bekliyor ve okuyorum.
Bu arada bir hususun üzerinde özellikle durmak istiyorum. Misak Dergisi 20 senedir sadece abonelerine gidiyor. Bayilerde ve Kitapevlerinde satılmıyor. Çıkışta böyle karar verilmişti bu karar şimdiye kadar ısrarla sürdürüldü. Çünkü dağıtım yaptığınızda sıra satılanların parası ve satılmayanların iadesine gelince işin takibi zorlaşıyor. Satışa göre çok fazla basmak zorunda kalıyorsunuz. Bu ise pak çok yayın organının kapanmasına sebep olmuştur.
Bu bakımdan Misak'ı takip etmek isteyenlerin mutlaka abone olmaları gerekiyor. Şu andaki abone sayısını tam olarak bilmiyorum, Hüsnü Aktaş Hoca'yla telefonla görüşürken de sormak aklıma gelmedi. Zaten bu da çok önemli değil. Bir dergi sadece aboneleri ile 20 yıldır yayın hayatını sürdürebiliyorsa, kendi yağı ile kavruluyor demekti. Bu da yayın hayatına büyük sermayenin hakim olduğu bir ülkede sanıyorum büyük bir başarıdır. Bu başarının daha uzun yıllar devamı diliyor, başta Hüsnü Aktaş olmak üzere tüm emeği geçenleri tebrik ve teşekkür ediyorum.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



