Sene 1914... Birinci Dünya savaşı çıktı. Savaştan sonra Dünya hakimiyeti Batılıların eline geçti. İnsanlık tarihte eşi görülmemiş sarsıntılar geçirdi; anlamsız savaşlar, işgaller, açlık, sefalet, kan ve göz yaşı dolu yıllar...
Son on yıldan beri Batılılar bütün güçleriyle yine sahnedeler. Bu defa geçen yüz yılda kurdukları düzenleri kendi elleriyle yıkıyor ve yerine "Yeni Dünya Düzeni" inşa ediyorlar.
Yani Dünya hakimiyetini 100 yıl daha elde tutmanın, kaynakları sömürmenin, üretilen ne varsa yalnızca Batı insanının istifadesine sunmanın hırsıyla hareket ediyorlar.
Batı dışında kalan ülkelerin ve milletlerin çaresizliği onları hiç etkilemiyor.
Bugünlerde Batı başkentlerinin başı kendi halklarıyla dertte. Anlaşılan Batılı haydutlar dünya milletlerinden gasp edip ülkelerine taşıdıkları serveti kendi halklarından da kaçırıyorlar. Bölüşümde aslan payını kendilerine ayırıyorlar.
Onun içindir ki halk uyandı ve gaspçılardan hesap sormaya başladı; siz % 1'siniz biz % 99'uz diye seslerini yükseltmeye başladılar.
Bu kalkışmalar Batılı yönetimleri ciddi manada meşgul edeceğe benziyor. Kuvvet ve kudret sahibi olan Allah insanlara ciddi bir fırsat sunuyor; kurtuluşun kapılarını aralıyor. Batı uyandı biz ne zaman uyanacağız?
Kendi saadetini başkalarının felaketinde arayan Batılılardan ve Batıcı anlayıştan kurtulmanın tam zamanı. Tüm insanlığın kurtuluşunu hedefleyen Milli Görüşçüler milletimizden yetki istemeye hazırlanıyor.
2014 yılı baharında Türkiye'de yerel seçimler yapılacak. Sesimizi yükseltme, tavrımızı netleştirme ve bizi biz yapan değerlere daha sıkı sarılmanın dışında alternatif bir yol da kalmadı.
Her şey denendi ve denenen farklı yolların faturası ağır oldu. Geçen yüz yıl aynı tarihte 1914'te yapılan hatalar dünya insanlığının felaketine yol açmıştı.
Türkiyede Batıcı kadro iktidardaydı. İttihat ve Terakki Partisi... Alman dostlarının yanında ülkeyi savaşa soktular. Hem kendilerini mahvettiler hem de milletimizi. Batı dostluğunun ne anlam ifade ettiği daha iyi anlaşılsın diye bir örnek verelim.
Biz Almanların müttefikiydik. Çanakkale'de itilaf devletlerine karşı birlikte savaşıyorduk. Başımızdaki genel komutan da Liman Von Sanders adında bir Alman idi. Kudüs'ün İngilizler tarafından işgal edildiği haberine Alman subaylarının tepkisi ne olmalıydı? Üzüntülerinden kahrolduklarını düşünüyorsak yanılırız. Tam tersini yaptılar; müttefik subaylar İngiltere'nin başarısını kutladılar, eğlence partileri düzenlediler, kendilerince dua ettiler. Kudüs Hırıstiyanlar'ın eline geçmişti.
Atalarımız boşuna dememiş: "Gavurdan dost domuzdan post olmaz" diye.
Aradan geçen 100 yıl bize açıkça şunu gösterdi: "kelin ilacı olsaydı başına sürerdi." Bunların kendilerine bile hayrı yok. Hem kendileri hem de peşine taktıkları milltleri mahvettiler. Şimdi geldiler uçurumun kenarına dayandılar. Bunlarla birlikte bir adım daha atarlarsa mahvolur giderler. Dünya insanlığı bir 100 yıl daha kaybeder.
Şimdi hep birlikte bizi biz yapan değerlere sımsıkı sarılarak; Başı dik özgür ve onurlu duruş sergileyerek, biz olarak yeniden iktidara yürüyelim.
İlk iş olarak ta 2014 yerel seçim çalışmalarını şimdiden başlatalım. Varlığımızı ve gücümüzü tescil ettirdikten sonra da hız kesmeden ve araziden kopmadan; artan bir performansla 2015 genel seçimlerine hazırlanalım.
Tunusun Milli şairi El-Şabbi şöyle sesleniyordu milletine:
Millet bir gün gelir de yaşamı tercih ederse; mutlaka kadere icabet etmesi lazım.
Mutlaka gecenin karanlığını yarması lazım; ayağındaki prangaları kırması lazım.
Haydi millet olarak hep birlikte silkinelim ayaklarımızdaki prangaları kırıp atalım ve 2014 baharında milletimize ve bizi bekleyenlere gerçek Bahar yaşatalım.
Varmıyız?...


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



