D-8'ler hareketinin temellerinin atıldığı tarih olan 15 Haziran 1997 tarihinden bugüne kadar yaklaşık 15 yıl geçti. Bu 15 uzun yıl Milli Görüş lideri merhum Necmeddin Erbakan'ın ne kadar haklı ve bir o kadar da önemli bir adım attığını her zamankinden daha fazla bugün ortaya koymaktadır.
Dünyamızı kan ve göz yaşına boğan Emperyalist güçler pervasızca Müslüman kanı akıtmakta ve Müslüman yurtlarını yine aynı pervasızlıkla işgal etmektedir. Nerede bir işgal varsa ve yine nerede bir Müslüman katliamı varsa orada Emperyalist güçleri (Hristiyani Terör örgütünü) görmekteyiz.
İşte bu noktada merhum Erbakan hocamızın D-8'ler harekâtının ne kadar haklı ve yerinde bir girişim olduğuna bir defa daha şahit olmaktayız. Merhum Erbakan 11 aylık kısa iktidarı döneminde sanki olacakları biliyormuşcasına hızla hareket ederek 8 İslâm ülkesini bir araya getiriyor ve tarihi bir girişimin temelini atıyordu. Çünkü zaman dardı, emperyalistlerin yerli uşaklarının ne yapacağı da belli olmazdı (!).
Atılan temeller bugün değilse yarın mutlaka boy atacak ve gelişecekti. Tıpkı 1974 - 1977 yıllarında atılan ağır sanayi tesislerinin yıllar sonra meyvelerini verdikleri gibi. Ve Erbakan D-8 oluşumunun temelini Endenozya, Malezya, Bengladeş, Pakistan, Türkiye, İran, Mısır ve Nijerya ile birlikte 15 Haziran 1997 tarihinde attı. Tıpkı şairin (Tohum saç bitmezse toprak utansın) dediği gibi.
Milli Görüş lideri Merhum Erbakan'ın bu nedenle ömrünün sonuna kadar ısrarla tekrarladığı söz; 20. Asrın, 21. Asra en güzel hediyesi D-8'ler sözcüğüdür dense yeridir.
İşte bugünlerde mevcut iktidarın Bakanlar seviyesinde D - 8 ülkelerini ülkemizde toplaması ve toplantıya çok önemli kuruşların katılması bu nedenle önemlidir.
Hele hele Sn. Başbakan'ın Ortadoğu, Afrika ve Balkan ülkelerine yaptığı ziyaretlerde yöre halkından gördüğü teveccüh adeta D-8 oluşumuna artık hız verin der mahiyetindeydi.
İşte bu noktada merhum Erbakan'nın 05.09.2000 tarihinde Altınoluk'ta yaptığı bir söyleşisinden bahsetmek bir kadirşinaslık olacağı varsayımıyla D-8'ler hakkındaki düşüncelerine şöyle bir bakalım.
''Sizce 20. asrın en önemli olayı nedir'' diye sordunuz. 20. Yüzyılın en önemli olayı bizim görüşümüze göre 15 Haziran 1997 tarihli D-8'ler in kurulması olayıdır. Biraz sonra detaylarına kısaca temas edeceğim gibi bu olay 20. asrın 21. asra en büyük hediyesi olmuştur. Ve ayrıca D-8'lerin kurulması bir nevi baştan sona kadar harplerle, çatışmalarla biten 20. asırdan sonra aydınlığa açılan bir kapıdır.
20 asırda cereyan eden olaylara baktığımız zaman bütün bir asır boyunca insanlık şu tecrübeleri yaşamıştır.
Birincisi: Baskı, faşizm insanlara saadet veremez. Bunlar sadece zulüm yaparlar ve insanlara ızdırap verirler. Bu denenmiştir ve açık bir şekilde görülmüştür. Bundan dolayı insanlık 20. asrın içerisinde baskılar yaşamış ve fakat 20. asrın sonunda yine hürriyete yönelmiş, demokraside karar kılmıştır.
İkincisi: 20.asırda yaşamış olduğumuz bu acı tecrübelerden sonra baskıdan hürriyete geçmek mecburiyetiyle birlikte, rejim olarak da faşizmden Demokrasiye geçme mecburiyeti hasıl olmuştur.
Üçüncü ve buna paralel olarak da savaştan barışa.
Dördüncü olarak ta tecrübeyle 20. asırda yaşanan olaylardan sonra çatışma yerine bir arada yaşama ve çok kültürlü bir Dünyanın kurulması.
***
İşte D-8'lerin önemi burada ortaya çıkmaktadır. Bilindiği gibi G-7'ler gelişmiş ülkeler arasındaki dayanışmayı sağlıyor. 7 tane sanayileşmesini tamamlamış ülke aralarında meselelerini görüşüyorlar, dayanışıyorlar. Bu çok doğal ve faydalı bir olaydır.
Gelişmiş ülkeler dediğimiz zaman dünyadaki 180 ülkenin içerisinde takriben 30 tanesini gelişmiş ülke sayabilirsiniz. Ve bu bütün insanlığın nüfusu itibarıyla 6 milyarlık insanlık aleminde bir milyar insanı temsil eder. Bu rakamlarında gösterdiği gibi gelişmekte olan ülkelere gelince bunlar 150 tane ülke 5 Milyar nüfusu kapsamaktadır.
20. asrın son 10 yılındaki bilhassa gidişata bakıldığı zaman görülen gerçek şudur: Gelişmiş ülkeler, gelişmekte olan ülkelere çifte standart uyguluyorlar, adil davranmıyorlar, onlara baskı yapıyorlar ve onları savaşla tehdit ediyorlar. Ayrıca sürekli olarak arzularını kaba kuvvetle kabul ettiriyorlar. Bütün insanları eşit saymıyorlar, kibirleniyorlar ve ayrıca kendilerini üstün görüyorlar. Böyle bir anlayışla da adil bir işbirliği yerine ekonomide sömürüyü tercih ediyorlar. Bunun sonucu olarak da fakir ülkeler daha fakir, zengin ülkeler de daha zengin oluyorlar, dengesizlikler de bu suretle daha da artıyor.
Ayrıca fakir ülkeler aldıkları borçlara karşı ağır vergiler ödedikleri halde bir türlü borçtan kurtulamıyorlar ve borçları da gittikçe artıyor. Ayrıca gelişmiş ülkeler yeryüzünde insan hakları, demokrasi ve hürriyeti yerleştirmek için çalışacaklarına, menfaatlerini ön plâna alarak bunlara aykırı davranışları pek çok yerlerde hoşgörülü olarak destekliyorlar.
İşte 20. asrın bütün boyutları, bilhassa son yıllarda yaşanan bu gerçekler D-8'lere adım atılmasının asıl sebebi olmuştur.
Gelişmiş ülkeler karşısında, gelişmekte olan ülkelerin de haklarını korumaları, aralarındaki işbirliğini tesis etmeleri kaçınılmaz bir zorunluluktur. Böyle bir korunma işbirliği için 150 tane ülkenin bir araya gelmesi, bir araya gelip çalışması pratik olarak çok zordu ve mümkün olamayacaktı.
Bundan dolayıdır ki D-8 hareketi dinamik, karar alabilen ve aktif çalışabilen bir hareket olarak başlamıştır. Onun için nüfusu 60 milyondan büyük ve gelişmekte olan 8 tane ülke bir güven ve işbirliği içindedir. Bu hareket aslında gelişmekte olan 150 ülkeyi ve 5 milyar insanı temsilen başlamış bir harekettir. 8 aktif ülke bir araya gelmiş, bir başlangıç hareketi yapmışlardır. Bu ülkeler sırasıyla Endenozya, Malezya, Bengladeş, Pakistan, Türkiye, İran, Mısır ve Nijerya'dır.
Bu 8 ülkenin toplam nüfusu 800 milyondur. 15 Haziran 1997'de bu ülkelerin devlet başkanları İstanbul'da D-8 anlaşmasını imzalamışlar ve işbirliği çalışmalarını başlatmışlardır.
D-8'lerin gayesini bayrakları üzerindeki 6 tane yıldız sembolleştirmektedir. 6 yıldız, 6 gayeyi temsil etmektedir. Bu 6 gaye şudur: 1- Savaş değil, barış. 2-Çatışma değil, diyalog. 3- Çifte standart değil, adalet. 4- Tekebbür değil, eşitlik. 5- Sömürü değil, işbirliği. 6- Baskı değil, hürriyet insan hakları ve demokrasi.
Eğer Türkiye'de bizim Hükümetimiz devam etseydi, bu taktirde 15 Haziran 1997'den bir yıl sonra 15 Haziran 1998'de G-7'ler ve D-8'ler bir yuvarlak masa toplantısı yapacaklardı. Biz buna 2. Yatla toplantısı diyoruz.
Bir defa daha üzerine basarak belirtiyorum: D-8 ler, G-7'lerle çarpışmak için değil, ana prensiplerinde de belirtildiği gibi işbirliği için kurulmuştur. Bu toplantı kendi prensiplerine uygun olarak mutlaka yapılacaktır ve böylece yeni bir dünyanın kurulması da sağlanacaktır. Ben buna bütün kalbimle inanıyorum.
***
Yeni Dünya düşmanlığa değil, bir arada yaşamaya, çok kültürlü bir dünya olarak kurulmaya, barış, diyalog, adalet, eşitlik, işbirliği, insan hakları, hürriyet ve demokrasi sahası üzerinde olacak şekilde tanzim edilecekti ki, bu mutlaka olacaktır. Çünkü tüm insanlık böyle bir dünyayı bekliyor ve özlüyor.
İşte tüm bu sebeplerden dolayıdır ki, 20. asırda yaşanmış acı tecrübelerden sonra 20. asrın,21. asra en güzel hediyesi D-8'ler hareketidir. Çünkü bu hareket insanların saadeti ve barışı için gidilmesi icap eden yolu gösteriyor."
Milli Görüş lideri merhum Necmeddin Erbakan eline geçen kısa Başbakanlığı döneminde bu önemli adımı atarak D-8'ler hareketini başlattı.
Tüm dünya emperyalistleri bir araya gelip gelişmekte olan ülkelere sömürü vantuzların uzatmışken, inşallah mevcut Hükümette bir vefa örneği sergileyerek islâm ülkelerine dost ve kardeşlik elini uzatarak D-8 oluşumunu hızlandırır ve gerçekleştirir. Bugün bu oluşuma her zamankinden daha fazla ihtiyacımız olduğu gün gibi aşikârdır.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:




