El-Müntekım

İlkokul 3. sınıftan itibaren kütüphane kurmaya karar verdim ve kitap almaya başladım. Ortaokulu bitirdiğimde bir kütüphanem ve onun dolusu kitaplarım olmuştu. Okul harçlığımın hemen hemen tamamını, “sanki yedim” diyerek bir tarafa koyuyor ve onunla kitaplar alıyordum. İlkokul 2. sınıftan itibaren yaz tatillerinde dedemin ve babamın yanında çalışmaya başladım. Hatırı sayılır haftalık alıyordum. Yaptığım işler de aldığım ücrete denkti. Köylülerin getirdiği mahsulün tartılmasında hazır bulunuyor, onu kaydediyor, satıldıktan sonra tahsilâta çıkıyordum. Bazen bir daire alacak kadar parayı topluyor, kese kâğıdına ve poşetlere dolduruyor, getiriyordum. Diyebilirim ki hiçbir tatilde tatil yüzü görmedim. Şimdi geriye dönüp bakıyorum da bu durumdan pişman değilim, bilakis memnunum. Benim için muazzam bir tecrübe oldu. Anne, babalara tavsiye ediyorum, “aman çocuklarımız bizim çektiğimiz zahmeti çekmesinler, gezip tozsunlar, hayatlarını yaşasınlar” düşüncesi yanlıştır. Zorluk içerisinde büyüyüp yetişen çocuklar hayatta daha başarılı olurlar. 

Dediğim gibi, yemeyip içmeyip kitap alıyordum. Bir ara öyle oldu ki, evde hiç boş yer kalmadı, her yer benim kitaplarla doldu. Bu durumdan da en çok rahmetli anam müştekiydi. Ama bir yandan da benim kitap okumamdan çok memnundu. Geçenlerde, o devirden kalma “dostlarımdan” biri ile burun buruna geldim. Merhum Ali Osman Tatlısu’nun “Esmâü’l- Hüsna Şerhi” ile… Kitabı 13.04.1974 tarihinde almışım. Baktım neredeyse her sayfada satırların altlarını kırmızı tükenmez kalemle çizmişim. (Size tavsiyem, kitapları çizerek, not alarak okuyun. En iyi okunmuş kitap, en çok çizilmiş, not alınmış kitaptır.) Biraz okudum. Sanki ilk defa okuyormuş gibiyim. “Bismillah” diyerek baştan okumaya başladım. Kitabın muhterem müellifinin ruhunun şad olması niyetiyle, “El-Müntekım” ismi şerifiyle ilgili kısımda 44 sene önce altını çizdiğim yerleri iktibas edeceğim. Buyurun birlikte okuyalım:

“El-Müntekım (Suçları, adaleti ile müstahik oldukları cezaya çarpan.)

“(…) Allah-u Teâlâ, buyruklarına isyan edenleri, yeryüzünde türlü fesat çıkaranları, çeşitli zulümlerle Allah’ın kullarını canından bıktıranları, kâfirleri, müşrikleri, kötü huyluları sevmez. Fakat âdeti öyledir ki, sevmediği bu herifleri hemen kahredivermez. Bir zaman mühlet verir, verir amma bu mühletin arkası o kadar müthiş ve o kadar korkunçtur ki, bunun en hafif temsili: Böyle çeşitli günahlar içinde kulaç atarak tevbe ve istiğfar ile Allah’ın afv ve keremine dönmeyi akıllarına bile getirmeyen gafiller, biraz ilerde şiddetle çarparak paramparça olacakları duvarı görmeden dolu dizgin at koşturanlara benzer.” (a.g.e.,Akçağ Yayınevi, 5. Baskı, İstanbul: 1972, s. 190)

“(…) Allah’ın bildirdiği sınırlardan dışarı çıkmak ve Allah’ın kanununa göre değil, nefsanî arzularına göre yaşamak isteyen hevâ düşkünlerini Allah mahv ve helâk edeceği zaman, çok defa öyle istidrac verir ki, her istediği zahmetsizce meydana geliverir. O da şımardıkça şımarır, yükseklerden uçmağa başlar, nihayet bir gün ansızın belâsını bulur. Zira yüksekten uçanın düşüşü çok vahimdir. Zulme, küfre kayan cemiyetler de böyledir. Firavun, Âd ve Semûd kavimleri gibi vaktiyle dünyada yaşamış şevketli ve kuvvetli milletler, ellerindeki kuvvete güvenip Allah’ın âyetleriniinkar ederek hiçe saymışlardır. Sonunda her biri bir türlü felâketle bu âlemden yok oldu gitti. Ellerindeki kuvvet kendilerini kurtaramadı. Onları saran şiddetli felâketlerin, küfür ve inkâr yollarında, onların izince gidenlerin hepsinin başına geleceğini Kur’an birçok ayetlerinde haber vermiştir. Hele Allah’a inanmış ve O’nun buyruklarına göre yaşamakta bulunmuşken azıp da, yoldan çıkan bir milleti, Allah-u Teâlâ dinsiz, îmansız ve merhametsiz kâfirlerle terbiye eder, onları başlarına musallat kılar. Bu ne korkunç bir felâkettir. Salih ellerde ıslahı kabul etmeyen milletleri bekleyen akıbet budur.

“(…) Bilinmelidir ki, gerek tek bir şahıs, gerek bir ev halkı, gerek bir şehir ahalisi, gerek bir millet olsun, Allah-u Teâlâ kendilerine verdiği rahat ve refahı, huzur ve afiyeti değiştirmez, onlar iyi giderini değiştirmedikçe. İyi hallerini, kötü huylara çevirenlerin şeref ve nimetleri zail olur.” (a.g.e., s. 191-192).

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burhan Bozgeyik - Mesaj Gönder



Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?