Zeytinyağını kızartmak

MAKALEYİ DİNLE

“İktidar, neyi konuşmaya kalksak Zeytin Dalı’nı bahane edip zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkıyor!”

Bu cümle, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun sosyal medya hesabından, iktidarın insanlarına gönderdiği hesap özetinin son cümlesidir.

“Zeytinyağı gibi üste çıkmak..”

Okul çocuklarına yardımcı olmak görünümlü ve açıklamalı tuzak nokta Com’larda hep aynı tanım, birbirinden kopyalı..

“Bir konuda haksız olduğunu kabullenmeyerek, kurnazlıkla kendini haklı ya da suçsuz çıkarmaya çalışmak..”

Bu mânâyigözardı etmeden, zira kültür dağarcığımızda var, Başkan Karamollaoğlu’nun anlatmak istediğinin teknik boyutunu da bilmeliyiz ve özümsemeliyiz.

Siyasi literatürde “Hem güçlü, hem suçlu” ve “Hem kel, hem fodul” gibi deyimlerin mevcudiyetine rağmen Başkan Karamollaoğlu’nun mühendis eğitimli olmasına bağlayamayız zeytinyağı misalini vermesini.. Milli Görüş zarafetle içiçedir. Milli Görüş insanları arif insanlardır. Örnekleri de zarif olur.

Üste çıkan zeytinyağı, iktidardır.

Altta kalan su ise onlardan olmayanlar, onlar gibi düşünmeyenler, onlar gibi davranmayanlar, yani tüm muhalif insanlar ve partileridir.

Zeytinyağının üstte olması, yoğunluğunun düşük olmasındandır. Seyrek, dağınık, hafif de diyebiliriz bu hallerine.

Su, yüksek yoğunlukludur, sıkı fıkıdır, kenetlenmiştir, dayanıklı ve ağırdır.

Başkan Karamollaoğlu “Zeytinyağı gibi üste çıkmaya kalkıyor” derken iktidar sahiplerine, susuzluğa çare olamayacaklarını ve gerçek çareyi örterek sakladıklarını da izah ediyor hala ümitvar olanlara, imdat bekleyenlere..

Korunanlar soruşturulurken

Geçtiğimiz bir kaç gün içinde Gazetemizin birinci sayfasında “Rektörü Kim Koruyor”, “Gereği yapılır” ve “Soruşturma Başladı” manşetlerinin atıldığı haberleri özetlemeden ve doğrudan gireceğiz konumuza.

Refikimiz Akit gazetesi yazarlarından Mehtap Yılmaz’ın, kalemşorluğuna soyunduğu AKP’nin milletvekillerinden Şamil Tayyar’la girdiği polemikler üzerine biraz değerlendirme yapmak zorunluğunda hissettik kendimizi.

“Refahyol tutanakları” diye kitap yazarak Erbakan ve arkadaşlarını suçlayan bir AKP milletvekilinin, Zekeriya Öz’e kahraman sıfatını verdiğini, FETÖ belgeleriyle yazılmış 10 tane Ergenekon kitabı olduğunu, tek referansım F.Gülen’dir dediğini, bir bir döken Mehtap Yılmaz’a şimdi şöyle bir soru yöneltmenin gereği yoktur.

Bir o AKP milletvekili mi yaptı bunları? Dahası, o onları yaparken, siz ilerde kullanırım diye not mu alıyordunuz? Neden o günlerde bir itirazınız olmadı. Zekeriya Öz adı geçince mesela..

Maksadımızın, “Erkekçe değil, avratca dedikodularla” tanımlamasını kullanarak hemcinslerini aşağılayan bir bayan yazarı zor durumlara düşürmek olmadığı bilinsin.

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’na iftira ve hatalı hitaplara yeltenmesine, atılması şart olan birkaç taş sayılsın bu yazımız.

“Sözde dindar geçinen erkeklerin, pratikte ikircikli olan, seçmeci kadın bakış açısı..” gibi felsefe numaralı böyle cümleler kurmaya çalışarak sayın Karamollaoğlu’na yan bakmaya çalışan ve seküler olmadığını iddia eden bu bayan yazarın adı bakın bir FETÖ’cünün ifadesinde nasıl geçiyor. “Ve ailece Karadeniz turuna dahi çıktık. Öyle samimiydik ki; Mehtap Yılmaz eşinin kullandığı arabaya binmez benim kullandığım arabada ön koltukta oturarak yolculuk ederdik. Yol boyunca şarkılar, türküler söyledik. Karadeniz yaylalarında ateş yakıp başında türküler söyledik.”

Pazartesi günü birinci sayfamızdan duyurduğumuz “Soruşturma Başladı” haberimize yapdığımız bu katkı ile ülkemizdeki FETÖ tahribatının boyutlarını ve devamlığını anlatalım istedik.

Cezalarından bellidir halleri

Fenerbahçe’ye büyük şok başlığı altında duyurdular haberi internet siteleri..

Başkan Aziz Yıldırım’ın futbol müsabakalarına “Kickboks” sporundan figürler ekleyen rakip futbolcuları görmeyerek ödüllendiren 8.5 notlu ve FİFA kokartlı hakemlerimizin varlığından ve o varlıkların MHK’ya armağan olmasından yegane sorumlu makamın TFF olduğunu bizzat TFF başkanına ve yönetimdeki şeriklerine hatırlatmasının bir bedeli olacaktı elbette, medyamızda futbol yazan köşe esnaflarına göre..

Onlar, “şok” bekliyorlardı.

Biraz “büyük” yaşadılar beklediklerini..

Etkileri kendilerinedir, sitelerine o haberleri yazan esnaf kalemlerin. Fenerbahçe’yi varlıkları ile etkileyemeyenler cezaları ile mi etkileyecekler?

Merhum Demirel savunmalarından örnekleyelim durumu.

“Ceza artı işkence olmaz!”

Bir hukuk deyimi midir, geçerliliği ne kadardır, bilmem. Sık duyardık Demirel’in ağzından.

“Parator” sevici katiplerimizin “şok” dediği ne olaki, bu durumda?

“Şok” derlerken, neyi çağrıştırıyorlardı ister istemez, FB karşısında dursalar da..

İşkence…

Ceza ne zaman kesilmişti dersiniz? Varlıklarını, varlıklarına armağan edenlerin ilk var oldukları/var edildikleri zaman mı?

Olmaz olmaz deme,

Olmaz olmaz!

Ebedi Şef -II-

Bir CHP kurultayı daha sona erdi. Değişen bir şey yok, lakin yorumlar çok.. Adalet yürüyüşünden, %49’luk muhalefet bloğuna sahiplenilmesine kadar her birşeyler etkilemiş CHP kurultayını. Anlayanlar böyle söylüyorlar, yazıyorlar.

Biz rakamlara bakalım. 2014’de Kemal Kılıçdaroğlu 740, Muharrem İnce 415 oy almış.

2018’de ise rakamlar aynı yüzlük içinde. 790’a 447..

Kılıçdaroğlu’ndaki 50 oyluk artışa karşı İnce ancak 32 delege ikna edebilmiş geçen Kurultaya göre.

Kılıçdaroğlu’nun 740 alışmış ve kemikleşmiş oyuna, 50 delege daha alışma müracaatı yapmış. Muharrem İnce’nin alışmışları ve yeni alışmak isteyenleri ise, CHP’nin gelenekcilerini zorlayacak güce hiç erişemeyecekler.

Kılıçdaroğlu, günümüz CHP’sinin Ebedi Şefidir!

Dayanaklı dostluk mu, dayanıklı dostluk mu?

TBMM Basın, Yayın ve Halkla İlişkiler Başkanlığı’ndan adımıza bir mektup aldık, geçen hafta sayfamızdaki bir yazıda sayın İsmail Kahraman bey’in adının geçmesi üzerine.

“Şahsen tanıdığınız TBMM Başkanı Sayın İsmail Kahraman ile aranızdaki geçmişe dayanan dostluğu göz önünde bulundurarak, gerçeklerle alakası olamayan bilgilerin köşenizde yer almaması gerektiği hususunu ifade etmek isterim.”

Son cümleleri böyle, bize “ilk” gönderilen ve uyarı mecburiyeti kanaatinden kaynaklı sandığımız mektubun.

Bilgi yerimiz medya haberleridir. Oradan okunanlar üzerine yazmaya çalışırız mizahımızı. Canlı şahidliğimiz yoktur, şimdi yazacağımız haberde olduğu gibi.

İrem Derici yılın sanatçısı ödülünü TBMM Başkanı İsmail Kahraman’ın elinden alırken, sağlıksız günler yaşamışlığını vurgulamak için ve argo dilinden “Eşek cennetine gittim geldim” diye bir laf söylemiş.

Bu münasebetsizliği sayın İsmail Kahraman “Cennet Cennettir. Eşek cenneti olmaz” diyerek düzeltmeye çalışmış.

Üzüntümüz bu haberi okuyup geçtiğimizde bitmiyor. Kartelin kalemşorları kına derdinde.

İsmail Kahraman’ın yerinde Cübbeli Hoca olsaymış, herkesi öyle bir güldürürmüşki… Tez elden adı geçen hocadan ders alınmalıymış..

Bunları okuyunca köşeci esnaf yazılarında, boğazına bir yumruk düğümlenmez mi insanın? Yorumcular damgalı diyelim, haberin mesulleri kim?

Ödül verileni biz bilmeyiz; hangi sanattan kazandığını da.. Yetiştiren medyanın elemanları, ödülcünün densizliğini söz konusu etmeden, ödül veren Meclis Başkanı’ndan şov bekliyorsa, umuyorsa, istiyorsa ve bunu da yol göstererek yazıyorsa, bizim, boğazımızdaki o yumruğu çözmemizin zorluğunu anlatmaya çalışmaktan başka elimizden gelen yoktur.

Bu satırları yazınca gerçeklerle alakası olamayan bir şeyler mi yazmış oluyor sayılacağız? Siyasi duruş farklılığımız dikkate alınarak...

“Aranızdaki geçmişe dayanan dostluğu” dokundurması üzerine bizim de bir diyeceğimiz vardır şimdi. Her ne kadar gelecekte yazmayı düşündüğümüz anılarımızın içinde saklı tutmuş olsak da onca yıldır..

Canlı halimle karşılaştıklarında, “Buraya herkes kurucu olamaz. Ancak biz oluruz, biz seçeriz” gibi cümleleri adını kurucu şahıs olarak yazdırmış bazılarından çok duyduğum ve rahmetli Sedat Savaşer ağabeyin vefatından sonra uğramama hakkımı kullandığım Birlik Vakfı’na yolumu düşürdüğüm bir gün, bahçede olan İsmail Kahraman ağabey beni görünce hemen tuttu ellerimi.

“Necati gel seni H.C.Güzel’le tanıştırayım. Senin kitabından bahsettim ona. Yukarıda oturuyor.”

O günlerde ağabey dediğimiz ve bugün makamı ve bulunduğu siyasi yer dolayısıyla resmi hitapta kusur etmemeye çalıştığımız İsmail ağabeyle bu ilişkimiz, normal şartlar altındaki yakınlığın basit halleriydi.

ANAP’ın iktidar, H.C.Güzel’in birkaç bakanlığı birden uhdesinde bulundurduğu yıllar. İlk kitabım “Değmesin Yağlı Boya”yı çok beğendiğini önce de söylemişti bana İsmail ağabey. Yeni baskı, ya da yeni kitap ne zaman gibi sorularının olmamasını nasıl değerlendirdiğimi, yazacağım dediğim geleceğe bırakarak o gün orada verdiğim cevabı not edeyim buraya.

“İsmail ağbi, o sayın bakanla ne işim, ne de bir ortak noktam vardır. Onunla tanışmak gibi hayalim ve beklentim de yok. Müsaadenizle, ben yoluma devam edeyim.”

“Aranızdaki geçmişe dayanan dostluk” denince hatırladığım bu çeyrek saatimi gelecekte yazılmaya ayarlı anıların içinden alıp buraya koymam umarım anlatmıştır, ne olduğumuzu ve neleri bizden sonraya bırakmak istediğimizi..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Mustafa Tekinkuş - “Şahsen tanıdığınız TBMM Başkanı Sayın İsmail Kahraman ile aranızdaki geçmişe dayanan dostluğu göz önünde bulundurarak, gerçeklerle alakası olamayan bilgilerin köşenizde yer almaması gerektiği hususunu ifade etmek isterim.”

Rica mı, tehdit mi, uyarı mı, sansür isteği mi, hatır-gönül mü, açıklama mı anlaşılır değil. Tümünü barındırıyor gibi. Üçüncü bir şahıs ağzı ile yazılmış nezaketsiz bir bölüm. O sizi değil de siz onu şahsen tanıyormuşsunuz!

Yanıtla . 2Beğen 11 Şubat 14:36
Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR