Mizah öldü mü?

MAKALEYİ DİNLE

Mizahla aranız nasıl? Ben oldum olası mizah düşkünü sayılırım. Bu yüzden ‘Fikri’ çıktığında çok sevinmiştim. Gerçi yine sevincimde bir azalma yok. Tabi biraz daha mizah kalitesini yükseltmek lazım. Mizah deyince sadece gülmek akla gelmesin. Düşündürmek, incelik, eleştiri hepsi var mizahın içerisinde. Hatta hiç tereddütsüz ‘Mizah en güzel izahtır’ diyebilirim. Söylediklerinize insanlar değil de kargalar gülüyorsa elbette bu mizah sayılmaz. Ortada dalga konusu olan bir şey var demektir. Çok kullanışlı bir dildir mizah. Gökyüzünden, şuradan buradan gelmez, üretilir. Zekâ en önemli katkı maddesidir mizah üretiminde. Kritik zamanlarda ve ara dönemlerde mizah kullanışlı bir dil misyonunu üstlenir. Kuşdili ile konuşmaya mecbur kalınan zamanlarda mizah imdada yetişir. Sıkıyönetim dönemlerinde en çok göze batan dergilerdir mizah dergileri. Cuntacılar mizahtan anlamayan, aksine yanlış anlayan kimselerdir. Yanlış anladıkları bir karikatürün hesabını doğru adamlardan sorarlar. Tarihte hiciv dili de çok heccav şairin başına bela olmuştur. Gülme ve güldürme tolerans kültürünü de besleyen bir şeydir aynı zamanda. Düşünsel gerilimi yumuşatır ve herkesi anladığı şeyle güldüğü şey arasında bir yerde kabul eder. Bir şeyin esprisini o şeyin mizah değeriyle karıştırmamak gerekir ayrıca. Espri bir şeyin püf noktasına üfleme girişimidir. Komik olmak zorunda değildir espri. Nükte de öyle. Tenkit ile aynı kökten gelmiş olması nükteye bir ince eleştiri anlamı yükler. Mizah öyküsü yazan kalmadı gibi bir şey edebiyat ortamlarımızda. Oysa ancak mizahın kaldırabileceği o kadar çok malzeme var ki etrafımızda. Türk sinemasında da duayen isimlerin bir bir aramızdan ayrılmasıyla birlikte mizahın yerini bol küfür ve argo yüklü filmler aldı. Küfür güldürü unsuru bir şey değil, şaşkınlık yaratan, söz odasına destursuz giren bir şey olduğu halde ona güldürü vasfı yüklemek son zamanlara mahsus bir alışkanlık. Mizah küfrü reddeder, zira küfür sözde kitleleri kolay yoldan etkileme kurnazlığı vardır. Bu yüzden eleştirilenler listesinin dışında durur. Çünkü keyfiyeti yoktur. Mizah niteliği ile anlam bulurken, küfürlü ve galiz sözler söyleyenin ağzında duruşu, dinleyenin kulağın yaklaşımı oranında işlev görür.

BEN ORDA YOKTUM

Yıllar önce ‘Sulusepken’ diye bir şiir yazmış ve şiirin bir yerinde ‘ben hiç orada yoktum bu şiiri söylerken’ diye kendinden önceki dizeyi sonrakine bağlamıştım. Enes Talha Tüfekçi’nin ‘ben orda yoktum’ şiir kitabını duyduğumda içimde uyuyan bir dize uyanmış oldu. ‘Şairler de akrabadırlar ve bu odur’ dedim. Güzel bir kapak, güzel bir şiir kitabı başlığı bir şairi nereye götürebilir ki iyilik güzellikten başka. Tabi bir de aşka! İki bölümden oluşuyor Tüfekçi’nin şiirleri. ‘Kalp Yorumları’ ve ‘Masalara Gelmez’. Benim yok olduğumu fark ettiğim yere Enes Talha yerleşmiş sanki: “Al bu şiir/ Benden çıktı/ Senin olsun:” Kesik ve kekeme bir dilin peşine takılmış gibi konuşuyor. Farklı bir tat var bu şairin şiirlerinde, ama ne? Buna “Bana anlamını göster şiire düşmemenin/Avuçlayayım” derken yaklaşıyorum, ama anlatamıyorum. İyisi mi bu şiirlerin içerisine adamakıllı gireyim ve ondan sonra konuşayım. Sevgili okur, sen de öyle yap, benim gibi, bu şiir kitabını aldığında kapının önünde öyle birisi gelsin içeri çağırsın diye bekleme. Gir içeri. Bakma şairin ‘ben orada yoktum’ demesine, o geçmiş zaman. (Enes Talha Tüfekçi-ben orda yoktum-Ebabil Yayınları)

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Hüseyin Akın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR