Hayatımızın yenilgi anları

MAKALEYİ DİNLE

Bir zamanlar sadece birbirimizle haberleşmek, arayarak veya mesaj yazarak hâl hatır sormak için kullandığımız telefonlarımız ne zaman hayatımızın bir parçası oldu, su gibi hava gibi bir müddet onsuz kaldığımız zaman çıldırdığımız bir ihtiyacımız haline geldi bilmiyorum. Ama istisnasız hepimizin içine düştüğü bu durum sonucunda rahatlıkla söyleyebiliriz ki kanımıza işlemiş bir bağımlılık, vücudumuza sızmış bir virüs haline geldi teknoloji.

Sürekli gelen ve neredeyse yarısı gereksiz sayılabilecek WhatsApp mesajlarımıza düşkünlüğümüz, normalde yüzüne bakmadığımız akrabalarımız ve arkadaşlarımızla kurduğumuz gruplara ve bu gruplara gelen mesajları okumaya yönelik sadakatimiz, başka bir şeye gerek bırakmayacak derecede telefonlarımıza bağımlı hale getirmiştir bizi. Sosyal medya dediğimiz, ülkeler kurup dünyalar kurtardığımız, aklımıza gelen her düşünceyi, başımıza gelen her olayı mutlaka sıcağı sıcağına paylaştığımız ve hiçbir işimiz olmasa dahi bulduğumuz her fırsatta girip öylesine gezinmeden duramadığımız facebook, twitter veya instagram gibi hesaplarımız, en yakın arkadaşımız, en önemli parçamız haline getirmiştir elimizdeki telefonları.

Aklımıza geliveren her soru için, kitap veya yazılı başka kaynaklardan araştırma yapma zahmetine girişmeden arama motoruna yazıverdiğimiz bir harf ile binlerce bilgiye ulaşabiliyor olmamızla vazgeçilmez bir parçamız oluvermiştir telefonlarımız.

Yaşını başını almış büyüklerimizin, yıllardır kurdukları turşularını, mayaladıkları yoğurtlarını dahi nasıl yapacaklarını yazdıkları, misafir ağırlayacak bir hanımın ikramlarını nasıl sunacağının cevaplarını aradığı, el kadar çocukların video çekip yayınlar hale geldiği, dinlenecek şarkıların, izlenecek kliplerin aratıldığı, dantel modelinden girip de gergedanların hayatını anlatan belgeselden çıkabileceğiniz kadar geniş potansiyele sahip paylaşım sayfaları, elimizin altından ayırmak istemediğimiz bir yardımcı olmuştur bizim için…

İçine yüklediğimizin video veya çizgi filmlerle, otobüste, minibüste, hastane kuyruğunda, arkadaş oturmalarımızda daha doğrusu günün büyük çoğunluğunda, sessizce durmasını istediğimiz çocuğumuzu kilitlediğimiz harikulade bir uyuşturucu olması hasebiyle şarjının bitmesine dayanamadığımız bir bakıcıdır telefon. Kimi zaman da çocuklarımızın hatta bizlerin bile internetten oyun oynamak için kullandığımız bir vakit öldürme aracı olur telefon…

Bunlar, telefonlarımızın kullanım alanı olarak ilk etapta aklımıza geliveren şeylerdir. Telefonuna kilitlenerek etrafından soyutlanmış birini gördüğümüz zaman, baygınlaşmış gözlerinden, mesajları okumaya ya da cevap yetiştirmeye çalıştığını, sosyal medyada öylesine gezindiğini veya paylaşım yaptığını ya da video izlediğini kolaylıkla tahmin edebilirsiniz.

Elbette bütün bunların yanında nadiren de olsa gerekli işlerimiz için kullanıyoruz telefonlarımızı. Haberleşmek, hâl hatır sormak, bilgi edinmek, araştırma yapmak, duyuruda bulunmak gibi faydalı alanlarda kullanıyor hatta ve hatta teknolojiyi kullanarak zamanın cihadını yapıyor, iyilikleri yaymak, kötülükleri ortadan kaldırmak için aracı tutuyoruz telefonlarımızı. Fakat tüm bunlar dahi, zamanımızın çoğunu ellerimizdeki telefonlarla harcadığımız, bir dakikalık açtığımız bir uygulamadan saatlerce çıkamadığımız, ailemize, çocuklarımıza, sevdiklerimize, kendimize, ibadetlerimize, uykumuza, işimize ayıracağımız vaktimizden çalarak bu bağımlılığımızı sürdürdüğümüz gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır.

Eğer öyle olmasa idi yıllarca görüşmeyip birbirimizi özlediğimizi iddia ettiğimiz ahbaplarımız ile bir araya geldiğimizde dahi telefonlarımıza hapsolur muyduk? Öyle olmasa idi her fırsatta çocuklarımızın teknoloji düşkünlüğünden, tablet, telefon ve bilgisayar bağımlılığından şikâyet edip de aynı şeyi hatta çoğu zaman daha fazlasını yapıyor olma komikliğine düşer miydik? Öyle olmasa idi yolda yürürken, hatta araç kullanırken dahi telefonla meşgul olarak önümüzdeki insanlara, duran araçlara çarpma, çoğu zaman tehlikeli olabilen trafik kazaları ile burun buruna gelme tehlikesi yaşıyor olur muyduk? Öyle olmasa idi gezdiğimiz yerleri, yediğimiz yemekleri, içtiğimiz kahveleri ya da çocuklarımızla, eşlerimizle geçirdiğimiz özel anları fotoğraflayarak vakit geçirmek yerine, teknolojiyi cebimize koyup anın ve anıların tadını çıkarıyor olmaz mıydık? Öyle olmasa idi mütemadiyen başkalarının hayatlarını takip edip başkaca çizilmiş dünyaları izleyeceğiz diye kendi hayatlarımızı, yanı başımızdaki, evimizin içindeki dünyaları kaçırıyor olur muyduk? Öyle olmasa idi şarjı iki günden fazla gitmeyen aciz bir makineye, sevdiklerimize gülümsemediğimiz kadar gülücükler saçıyor, sevdiklerimize uzanmakta cimrilik eden ellerimizi gece gündüz bu cihaza uzatıyor olur muyduk?

Elbette teknolojiyi hiç kullanmayacağız diyemeyiz ama hayatı kolaylaştırmak için Allah›ın lütfettiği bir nimeti hayatın kendisi haline getirdiğimizi de fark etmemiz gerekir. Fark etmemiz yetmez, bu işe müdahale etmemiz gerekir. Cep telefonunu el telefonu haline getirmememiz gerekir. Yattığımız zaman dahi başucumuza koyduğumuz, şarjı bittiği zaman sıtmaya tutulduğumuz, kazara internetsiz kalsak hayattan koptuğumuz bir bağımlılıkla bağlanmamamız gerekir.

Şair, “Telefonlar hayatımızın yenilgi anları” diyor ya telefonlarımızı ve teknolojiyi bizim ve ailemiz için yenilgi sebebi kılmamamız gerekir…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Abdurrahman Serdar - Gerçekten büyük çoğunluk "EL telefonu - hatta WC aleti - haline getirdi. Ailelerin bu yönden uyanıp, hem kendilerine, hem çocuklarına sahip olması gerekiyor. Bu yüzden, akrabalık münasebetleri daha da zayıflıyor. Hz. Peygamberin bir Hadisini daha yakında dinledim veya okudum : "sıla-i rahim yok, din yok" (Yanlış mı hatırladım acaba ?) kreşlerde ana şefkatinden ve terbiyesinden, zaten, mahrum bırakılan çocuklar, el telefonu ve Çocuk TV.leri yüzünden aile terbiyesi ve şefkatinden iyice uzak kalıyor. Bu şartlarda Müslüman olunmaz, Müslüman çocuk yetiştirilemez. Meşhur tabiriyle, " çanlar kimin için çalıyor ?".

Yanıtla . 1Beğen 01 Şubat 16:42
Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR