Yakarsa dünyayı garipler yakar!

MAKALEYİ DİNLE

Kollarını makas gibi açıp ‘durun kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak’ diye haykırmak isteyişini doğal olarak cadde sokak ayrımı yapamayışından bağımsız şekilde değerlendireceğimiz kişinin, bu çaresizlik bildiren sözlerini, benzer bir çaresizliği ruhumuzun çok da kuytusuna düşürmeden duyumsayarak daha yalın, daha anlaşılır ve daha az şairane ifadelere sığınmak lüzumu hissediyoruz. Şöyle bir tepki vererek mesela; abi ne oluyor ya? ‘Kandırıldık’ kelimesinin suçluyu, sorumluyu mazur gösterme aracı olarak kullanıldığı ve kabul gördüğü bir toplumda birkaç kişinin bilmem kaçıncı kez kandırılışının bedelini kanla barutla ödüyoruz. Yo, hayır, ödetiyoruz. Daha Irak’ta – sırf misak-ı milli dışında kaldığı için ırak olan topraklarda – kan emici yarasalara imkan sağlayıp insanların kanını emdirenlerden hesap sorulmamışken, hesapları kimlerin ödeyeceğine dair fikirsel anlamda yörünge şaşırmak hiç de tuhaf olmasa gerek! Bu topraklarda taş üstünde taş, gövde üstünde baş kalmayıncaya değin tamamen amaçsızca olduğu ve sadece kan akıtmaya, yok etmeye, yakıp yıkmaya dönük olduğu kanıksanmış Moğol İstilası gibi acımadan, bıkmadan, usanmadan damarlarda dolaşan kana düşman olanların ardında koşmaktan imtina etmiyoruz. Ve artık operasyonel eylemlerde maşa kullanmayı akleden demokrasi tanrısının elçileri olarak ateşi biz yakıyor, nevruz değil sinir sisteminin fonksiyonel bozukluğu sonucunda ortaya çıkan nevroz havasında ateşi biz yakıyor, üstünden atlayacakken ortasına düşüveren biz oluyoruz.

Dünyayı gariplerin yakacağına dair Müslüm Baba’dan aldığımız hipotez çürük çıktı mı diyeceğiz? Hayır, Müslüm Baba yanılmış olamaz, sadece onun varsayımına dayalı bir umuttu bizimkisi. Garibin bir gün hesap sorabileceğine, ezilenlerin bir gün bu sömürü sistemini yerle bir edeceğine, insanların istediği toprak parçasında özgürce yaşayabileceğine, sömürü çarkının dişlilerinin tek tek söküleceğine dair biraz anarşistçe fakat alabildiğine insanca bir umut… “Hor görülenlerin tanrım isyanıdır bu / Sevip sevilmeyenlerin isyanıdır bu / Düzensiz dünyanın günahıdır bu / Yakarsa dünyayı garipler yakar…” Dünyanın yanmasına yönelik bir arzumuz olmadı. Aksine dünyanın yaşanabilirliğine, insanca bir yaşama, Allah’tan başka hâkimin ve hâminin tanınmadığı, yasa koyucu olarak yine O’nun kabul edildiği hakça bir düzen oluşturmak için insanların gönlünün kazanılmasına inandık. Dünya bir tarafından tutuşmuş yanarken Ebu Lehebgiller insanlığı kuşatan ateşi harlamakla, karısı kifayetinde emrinden çıkmayıp Ebu Lehebgillerle aynı emelleri güdenler ateşin her bir yanı sarabilmesi için ormanlar katledip duble yollardan odun taşımakla meşgullerdi. Bir aldatma, kandırma döngüsü olduğuna göre doğrusu mevzu bir başka örneği kaldırmazdı.

Dünyalar yakılırken amaç demokrasidir, özgürlüktür, toprak bütünlüğü… Bütünleştirilmiş toprakların insan barındırmayışı çok da dert edilmez. Toprağın verimsizleştirilişi ve üç beş kişiye peşkeş çekilip beton dökülmek suretiyle imha edilişi gibi… Yakılan topraklardan kaç yıl verim alınmayacağı hesaplanabilirken, herkesin olan toprakların birilerinin istimlakına uğrayıp betonlaşması dolayısıyla verimsizliğin ne zamana kadar süreceği de sorgulanmaz. Örneği görülen şey zaman sonra meşrulaşır demiştik; bundan böyle Moğol İstilalarının daha makul olduğu düşünülebilir!

Ama yine de yakarsa dünyayı elitler yakar demek geliyor içimizden sevgili Müslüm Baba. Haksız değildin ama senin garipler devranı döndürecek ahlaka, erdeme, insani yeterliğe sahip değildi. Belki kandırılmış kişilere kanmak bir bidon kapıp kafadan aşağı benzin boca etmekten bile beterdi. Belki yine Vilfredo Pareto’nun Seçkinlerin Dönüşümü kuramıyla Marks’a karşı çıktığı hususlardan biri cereyan etmiştir; proletarya üretim araçlarını, gücü ve sermayeyi ele geçirince proletarya olmaktan çıkıp elitleşmiş, eskinin seçkini yerini yenisine bırakmıştır. Eski garip, yeni seçkin dünyayı ateşe vermekten imtina etmeyecektir. Yahut da ‘garipler yakar’ derken üstad garipliği, garibanlığı, yakınlığı, kimsesi olmayanı, kimsesizliği, zavallılığı kastetmeyip tuhaflığı, ucubeliği kastetmiş olabilir. Öyle ise dünyayı hakikaten bu garip varlıklar yakar, tez doğrulanmış olur. Oyun oynarken evi ateşe vermek gibi de olabilir bunlarınki. Çünkü tam olarak ne yaptıklarını bilmediklerini, sağa sola saldırırken nedenini açıklayamamalarından anlayabilirsiniz. Hangi sınır, hangi tehdit, hangi toprak, hangi bütünlük soruları kasap reyonundaki ithal dana butları gibi askıda kalmıştır. Daha da garibi üretilen hamasete ümmetçi geçinenlerin, sağduyu denen şeye sahip olduğu zannedilenlerin, dünyayı milli görenlerin, hep burada, hep bizimle olduğu bilinenlerin de tav olabilmesidir. Aklı başa toplamak mümkün değilse de kalbi aşka toplamak hala mümkündür. Nihayet umut fakir kadar garibin de ekmeği olsa gerektir. Müslüm Baba’nın gariplere dair söylediği bir başka şarkı ile bitirelim: “Dünya garip, şu garip alemde, her şey garip, seven garip, aşkım garip, ömrüm garip….”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR