Şehit olan kelebekler

MAKALEYİ DİNLE

İnanılmazı bir kez daha başaran gök medeniyetin çocukları.

Volga kenarında sık söğütler ve çayırlar arasında şen sofralar değildi gittikleri.

Yıldızsız karanlık gecelerin, poyrazın, karayelin, karların sert sarsışları arasında.

Hemen ötelerinde ekranlardaki sıcak masalarında insanlar şen kahkahalar atarken. Rüzgâra dolanan hazin bir ağıt, son nefeslerini duyuruyordu.

İştahla alışverişini yaparken toprak beyleri, para ağaları, holding düzenbazları; çaldıkları tebessümlerin farkında olmadan atlayıp arabalarına otobanların sırtına keneler gibi dizilip, dönerken evlerine. Hiç haset, tamah etmeden, hırsa, hırsızlığa alışmadan, hiç hak yemeye tenezzül etmeden vermekte şehit canını; vatan gibi kutlu bir aşk uğruna. Trilyonluk mahzenlerine bir baykuş gibi gömülmüşlerin lüks hayatlarına özenmeden.

Özenmeden ne kadar arsızlık varsa, topunu elinin tersi ile itip.

Henüz dünyada çok az durmuştun, daha çok gençti yaşın, köhnemiş kalıplara, yemelere doyamamış bidon midelere inat doğum günün ayrı bir hüzün şehit.

20 Kasım 1993.

Bir kelebek ömrü kadar kısa, Mehmet Muratdağı.

Sanki o koskoca Muratdağı’ndan murat alamamış gibi ince nahif bir öykü bırakıp da ardında.

Üç şehidin eşinin de inanılmaz benzerliği birbirine. Dünyalar güzeli üç fedakâr gelinin birbirine benzeyen o maneviyat renkli nakışları ile masum yüzlerinin anlatmak istediği hazin şarkı.

Bizler sevdiğimizle çok mutlu idik ama bu mutluluk masalını kozalayan kelebekler olan nazlı yârimizden, vatan sevgisi ile olan ayrılığımız, bir süreliğine; ötede devam edecek sevdamız. Hayatının en genç döneminde fotoğraflarda mutluluğa gülümseyen yavrusu ve yârine doyamayan bir diğer kelebek, Oğuz Kaan Usta.

Rüzgârın işi çok.

İlk şehidin öyküsünü göklerden gelen rüzgâr her yana üleştiriyor.

Yuvasından, yârinden, yavrusundan geçecek kadar yurduna sevdalı şehit Musa; devletin ailesine vereceği para ile gönül verdiği dernek aracılığıyla Telafer’deki Türkmen çocuklara okul yapılmasını ve adının konulmasını vasiyet ettiğinde, bilmem yeterince sarsıldık mı?

Yaptığı yüzlerce evlik sitesinin bozuk asansörü düştüğünde ölen 12 işçinin yetimlerine birer ev verebildi mi acaba çok kazanan zengin müteahhit.

Kendi yavrusunu ve yârini değil, öldükten sonra bile ümmetin yetim çocuklarını, Türkmen balalarını düşünen şehit Musa, genç kelebek; o ömrü uzun yüreği küf kokan zenginler senin yanında fukara.

Santur, rebap, balalayka, kanun, ney, saz susmuş ağlamakta hepsi, ses sese katıp da.

Sizlerin yüzüne bakacak halimiz hiç yok.

Ah bizde nasıl bir utanç.

Nasıl bir ar duygusu, başımızı eğdiren, karlı kıraç toprağa düştüğünde o çocuk başın şehit.

Artlarınızda bıraktığınız, ellerinin kınası solmamış yeni gelinler.

Minik yavrular bir de, kokularına doyamadığınız. Annelerin gül atmaya bile kıyamadıkları, dikeni batar diye akılları çıktığı, hâlâ o loğusa yatağının fotoğraflarının asılı durduğu duvarlarda gülümseyen bebekleri yok artık. Bir kelebek gibi uçup gitmişler, bu dünyanın düzenbazlığından yüz çevirip de.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Beylerbeyi - Benimde bir kelebeğim var . Şehid Polis Özel Harekât Memuru Edip Zengin. Adı gibi bir adam ....

Yanıtla . 2Beğen 28 Ocak 01:39
Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR