Bir şehitlerinden bir de şairlerinden belli olur bir ülke

MAKALEYİ DİNLE

“Şu kopan fırtına Türk ordusudur Yarabbi!

Senin uğruna ölen ordu budur Yarabbi!

Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın,

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın!

Yahya Kemal’in Büyük Taarruz için yazdığı bu şiiri, Jandarma Genel Komutanlığı’mız Afrin Harekâtı’nın başlamasıyla Twitter hesabından paylaşmış.

Sonrasında ise internet ortamlarında öyle midir, böyle midir tartışmaları ve niyetleri bellilerin maydanozlukları “Dine ve memlekette mukaddes kabul edilen her şeye karşı” bir hal alınca, medyanın güçlü kalemlerinden Murat Bardakçı, Habertürk gazetesindeki köşesinde 22 Ocak 2018’de “Afrin ve İslam’ın son ordusu” başlığıyla ilmi, fikri, duygusal ve belgeli bir yazı kaleme almış.

Bize, “İyi ki varsın (Eren Bülbül)” dedirtecek vezindeki, tattaki bu yazısında Murat Bardakçı, “Başka şiir” istemesinin gerekçelerini de sıralayıp finalini şu cümlesi ile yapmış: “Önümüzde Mehmet Akif’in meşhur Ordunun Duası’ndan tutun Arif Nihat’ın, Mithat Cemal’in hatta rahmetli Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun mısralarına uzanan Karun kadar zengin bir edebiyat hazinesi mevcut…”

Sayılan şairlerden üçü, Osmanlı çocuğu hatta Mehmet Akif ve Mithat Cemal 19. asır doğumlu. Bir Niyazi Yıldırım var, Cumhuriyet’te doğup, geçen asır biterken vefat eden…

“Karun kadar zengin bir edebiyat hazinemiz mevcut” iken, neden Murat Bardakçı gibi bir yazar dahi Cumhuriyetimizin 50. Yılı civarında doğmuş bir şairimizden bahsetmiyor?

Şairlerimiz yoktu demez, diyemez ki kimse ama hepsi aşk şiirleri kıskaçlarında mı kayboldular? Üstelik bugün Afrin harekâtının duygularını daha önceden tatmışlığımız da var. Kıbrıs çıkarmamızla kazandığımız zaferle morallenmiyor muyuz hâlâ?

Konumuz bir edebiyat tartışmasının içinde şairlerimize yer arama kaygısı değil elbette. İyi şairler iyi şiirlerini bırakıp gittilerse, o iyi şiirleri, bize iyi şiir olarak anlatacak (yeni) iyi şairler (yeni) iyi şiirleriyle gelmeli değiller miydi her doğum günlerimizde… Ben bu soruya cevap ararım işte.

Bir cenaze namazından sonra Fatih Camii avlusundayız. Akademisyenlerimizden, eski milletvekili sıfatı da olan arkadaşım İsmail Hakkı Biçer’le sohbet ediyoruz. Gördüğümüz ya da bize görünen eski tanıdıklarla, dostlarla halleşiyoruz, deyin siz buna.

necati-tuncer-2.jpg?r=f8628fd5ef795034fb5653a3d06e6289

Osman Sarı ağabey son katılandı aramıza. Benim tanımadığımı gören İsmail Hakkı Biçer biraz üzüldü. Nasıl olur hayretiyle, şairlerimizden Osman Sarı’dır bu, dedi.

Gençlik yıllarımızdaki ezberlerimizdendi Kurşun Gazeli. “Parça parça bir yürek, delik deşik bir bağır / Bir beş değil sevgili bin kurşun deldi bizi” ‘Beni’ redifini ‘bizi’ yaparak okurduk daha bir çoğaldığımıza inanarak…

“Ve put alanlarından geçtim İbrahim gibi / Bir savaş bildi beni, bir eylem bildi beni” Kim beklemez bu beyitleri yazan şairden yeni yıllara ve yeni savaşlara ses katacak şiirleri? Ben bekledim ve istedim ki bizden sonra gelenlerin de olsun yeni şiirleri. Varsın yaşayan eski şairler yazmış olsun, varsın onların tedrisinden geçen civanlar. Hakkımızdı bizim.

Neden sonra, merak edilmemiş olsak da takdim edildik İsmail Hakkı Biçer’ce… Bizim Necati, yıllardır Milli Gazete’de yazıyor. Daha başka ne denilebilirdi ki, bu kadarız işte…

Milli Gazete adını duyunca şairimiz Osman Sarı ağabey, biraz durdu, uzaklara gitti geldi gibi oldu ve yıllardır okuyamadığını söyledi. Hissettiğim hüznüne kendi hüznümü de ekledim. Milli Gazete okumamanın yeni ‘Kurşun Gazel’leri yazılamamasına etkisini düşündüm, Fatih’ten Molla Gürani’ye inerken…

Olamadığımdan bilirim şair olmanın zorluğunu. Beş yaşında İstanbul’da gördüğü denizi akranlarına “Aynı göğ gibi” diye anlatan ve “Başımdaki gökleri bir deniz sanıyorum” mısrasının sahibi Ömer Bedrettin Uşaklı’yı çağrıştıran oğlumun şair olması için dua etmişliğim de vardır. Necip Fazıl Üstad’ın annesinin duasından sayılır umudu içimizde…

Milli Gazete güzellemesi gibi sanmasın ve okumasın hiç kimse bu yazımızı. Adına sosyal medya denilen paylaşım alanlarında tezgâhlanan karikatür rezaletlerini kimlerin yaydığına, yaşayan insanlarımızın bilgisine sunmak istikbaldekilere de delil bırakmaktır maksadımızın birazı. Ki yetecektir…

Milli Gazete’nin hedef yapılması boşuna değildir kamplaşmacı algı operasyonu piyonlarınca… Yeni şairler nerde yetişecek sanıyorsunuz? Bildiklerinden başlayarak sorgulasın herkes bunu!

TERİM Mİ? TERİM’İ YERİM Mİ?

“Özbek, Terim’i getirmişim, iyiyiz, baskın seçimle güçleneyim derken, kendi ayağına sıktı.”

Galatasaray’daki başkanlık seçimlerinin en son yorumlarından biri de bu cümle.

Taraflara bir bakalım. Başkan Özbek var, getirdiği Terim var ve sandıklara oylarını atan kulüp üyeleri..

Baskın seçimle güçlenecek başkan, acaba atamayla mı gelmişti? Bir başka seçimde tercih edilen değil mi idi?

Seçimler baskın olanlar ve olmayanlar diye ayrılır mı? Baskın olunca baskı mı kurulacaktı?

Bir yazar, yukarıya yorumunu yazdığımız bir futbol yazarı, bu dediklerine kendi inanabilir. Lakin bunu belirtmeden okuyucusuna dayatması hoş görülmemelidir.

Doğru yorum ise maksat, şöyle yazılmalı idi bu cümle: Terim’i getirmek, kaybetme sebebi oldu.

MİRASI SANA BAKIMI BANA MI?

Dünyanın başka ülkelerindeki siyaset sahnelerinden örnek vererek karşı çıkmak istiyoruz, ülkemizde gösterime sokulmaya çalışılan oyunlara.

Ronald Reangan ilk aklımıza gelen isim. ABD’nin Cumhuriyetçi Partisi’nden iki dönem başkan olmuş bir sinema oyuncusuydu.

Başkanlığından sonra sağlık sorunları yaşadığı gerçeği ne saklandı, ne de rakip partiyle ilişkilendirilerek dışlandı, iki dönem allayıp pulladığı partisinden, partisinin çevresinden.

Mutlaka başka ülkelerde, benzer örnekler de vardır, vefa kokulu diyebileceğimiz. Vakti olanlar kim bunlar diyerek bir araştırıverirse, istifade edecekler çok olacaktır kanaatindeyiz ülkemiz insanlarını düşündüğümüzde..

Adına troll denilen ve son beş yılda serpilip gelişen müfteri elemanların, bir zamanlar hizmetini benimsedikleri, unlarını eletip ekmeğini yemekle gururlandıkları yakınlarını, kendi partilerine rakip saydıklarına hissedar yapmaya çalışmalarının kitaplarda yeri olmadığını, temsilde hata olmasın niyazımızla ancak böyle dikkatlere sunmaya çalışmamızı, umarız herkes anlamakta zorlanmaz.

Yoksa yeni bir yol açılır. Mirası paylaşılan ve fakat yaşayacağı yıllarla sorunları olacağı sanılan birinci derecedeki akrabalara yeni ikametgah adresi arayışlarına çıkmanın yolu açılır. Bu yol ise doğru olmayan bir yoldur.

Burada, zaten onlar, öyle yapanlar, öyle olmasını uygulama alanına gerek şartmış gibi yazmak isteyenler, doğru olmayan yollarda çok yürüdüklerinden hep beraber şarkıları eşliğinde, gibi bir itiraz seslendirilse dahi, bu, hiçbir zaman haklı olamayacaklarının tescil edilmesi demektir.

Dünyanın başka ülkelerindeki siyaset sahnelerinde olmayan bir durumu, bizim ülkemizde gelenek yapmaya çalışanlar, “Ne kendileri eyledi rahat, ne aleme verdiler huzur”mu dedirtmek istiyorlar acaba?

ABD’DEN BÖYLE DE RAHATSIZ OLMAK

Refikimiz bir gazete, eskilerin deyimiyle söyledim, “ABD çadır devletine döndü” manşetini atmış birinci sayfasına.

Bir sevincin mi, yoksa bir üzüntünün mü ifadesidir bu? Başlığın köşesine “ABD devlet olma vasfını kaybediyor” desteği de konmuş olmasına rağmen, kastedilenin anlaşılması o kadar zorki..

ABD’yi çadır devletine döndürmek de bize nasip oldu diye sevinmekten yanayım ama, durum gerçekten böyle midir?

Haberin vinyetine bakalım, aydınlanmak hedefimiz olsun.

“Önce vize krizi, ardından büyükelçilik personeli ile ilgili açıklamaları jet hızıyla yalanlanan ABD, bu defa da Erdoğan ile Trump arasındaki görüşmeyi ‘OHAL ve Afrin uyarısı’ yalanlarıyla çarpıtarak servis etti. ABD’nin imajını düzeltmek isterken, itibarını yerlere düşürmesi, ‘Yönetim karmaşası yaşanan ABD, çadır devletine dönüştü’ yorumlarına yol açtı.”

Bütün bu yansımaları doğru kabul ettiğimizde, “Acaba ABD, böyle sanılmak için yapmış olmasın kayda aldığımız onca yanlışını?”sorusu takılmaz mı akıllarımıza?

Dünyada başka nerde çadır devleti varki, ABD onları örnek almış olsun? Yoksa Libya’nın gönleğini mi giydireceğiz ABD’ye. 28 Şubat’ın düğmesine onlara “Çadır devleti” diyerek basmıştık hani..

İlgili uzmanlardan “Evet, siz haklısınız böyle haber yapmakta” demeçlerini almak, okuyucu sayılan insanlarımızın şimdiki ihtiyaçları mıdır? “Yeryüzü boşaldı da habersiz miyiz?” Bizler yani..

AB’nin çok ve uzun sıfatlı bir yetkilisi de ABD yönetimindeki dağınıklığa atıfta bulunarak demişki: “Washington’u aramak istediğimizde kimi arayalım?”

Bizim sorularımıza eksik yarım bir cevap verilebilinir ama, AB’linin bu sorusunun cevabı hiç yok.

Ne günlere kaldık? Pardon ne günlere geldik!

EMEK ALTI PENALTI

Geçtiğimiz haftanın süper lig maçlarını değerlendirmeye alan eski hakemler, eski ve işsiz antrenörler, muhabir gazeteciler bir noktada özellikle birleştiler: Konyaspor maçında Burak’ın bir hareketi dolayısıyla penaltı verilmemesini onaylamamaları…

Tartışmalı düşmeleriyle en çok penaltı alanı ilan edenler başkaları değildi ama, değişen bir şeyler vardı artık futbol sahalarımızda.

Diğer tüm kararları tartışmaya açık Kalkavan hakemin yegane doğrusu, o pozisyona penaltı düdüğü çalmaması olmasına rağmen, acilciler korosunun bu birlikteliklerinin bir sebebi olmalıydı.

Bu pazar oynanacak Trabzonspor-Fenerbahçe maçına atanacak hakemi hazırlamak, havaya sokmak, olabilir mi bu sebep?

Bir soralım dedik!

MEKTUPÇULAR

Afrin operasyonunun piyasaya ve reel sektöre olumsuz sayılacak hiç bir etkisi olmamış. TSK’ya duyulan güven bu operasyonu risk olarak algılatmamış.

Normal şartlar altında yaşanıyormuş hayat.

Telaş yok, endişe yok, korku yok, en önemlisi belirsizlik yok. Temmuz aylarından güç alan bu Türkiye’yi iyi görmek, iyi değerlendirmek ve iyi sevmek gerek..

“Bu kadar arabaya benzin mi yeter? Ecevit ne yapsın?” günlerinde kalan yüz yetmiş kişimiz varmış.

O yıllarda kulaklarımızla duyduğumuz bu savunma mantıklarını mektuplaştırmışlar, tarihe belge olsun diye.

Arabasına benzin isteyeni de, benzin bulamayan kadar olmasa da birazcık sevselerdi, bugün mektupla aynı azarı işleme koyacaklarını sanmak rezilliğinin birer parçası olmazlardı.

Mesele budur.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR