Değerler ve medya

MAKALEYİ DİNLE

Dünya sistemi artık dünya milletlerini taşıyamaz oldu. İkinci dünya savaşı sonrasında kurulan bu sistem sömürünün devamı hedefi ile her zaman suni sorunlarla üretiyor. İkinci dünya savaşından sonra olan bütün problemleri bu şekilde okumamız mümkün. Mesele sömürü düzenin devam etmesidir. Sömürülen belli, doğulusu ile batılısı ile bütün insanlık maddi ve manevi sömürülüyor. Sömüren belli mi? İdraki sağlam olanlar için gayet tabi belli ancak genelde insanlar ki -bu yüzde 90 demek- sömürenden daha çok piyonlarla kavga ederek yahut ömrünü avare işlerle geçirerek yaşıyor.

Sömürünün en kolay fark edileni maddi olandır. Maddi olan rakamlara dayanır ve rakamlar kolay kolay yanılmaz. Sömürünün en zor fark edileni ise manevi olandır. Manevi olan zamanla insanın tabiatında yer ettiği için fark edilmesi mümkün değildir. İnsanların duygularının sömürülmesi, insanların arzu ve isteklerinin yanlışa yönlendirilerek sömürülmesi yahut sevgilerinin istismar edilmesi manevi sömürünün birer alt başlığını oluşturur.

İnsan zihninin dönüşmesi çok zahmetli bir iştir. Hele iyiye doğru dönüşüm birçok düşmanı ve engeli içerisinde barındıran bir zahmete işaret eder. Emek ve gece gündüz gayret, ötesi tamamı ile hidayet. Aksi mümkün değil. Aksini düşünmek doğru da değil. Ancak insanın iç dünyasını kibirden yani varlık iddiasından arındırması gerekiyor. Kibir varlık iddiası demektir. Bu ise en büyük günahtır. İlahi olanın karşısında nasıl bir varlık iddiasında bulunabilir insan.

Her sorunun başıdır varlık iddiası yani kibir. Kibir, insanı pervasızlaştırıp aslından uzaklaştırır. İnsanın tabiatla olan bütün sorunları kibir ile alakalıdır. Hayvanından nebatatına her şeye karşı isyankâr ve zalim davranması kibrin göstergesidir. İnsan zalimdir zira kibirlidir. İnsan öldürür zira kendini her şeyi yapabilir zan eder. Zan ise cehennemdir.

Medya insanların mahremine nüfuz eder hale geldi. Sosyal medyanın insanlığa getirdikleri ve götürdükleri bir yana artık herkes haberci her konu haber malzemesi oldu. Sosyal medya sorumsuzluklar mecrası olmaktan çıkacak. Sonuçta sosyal hesabı olmayanlar kazanacak. Ancak medya manevi dönüşümü olumsuz etkiledi bu güne kadar. Değerler medyanın elinde sanallaştı. Sanallaşan varlığını kaybediyor. Sanalı daha varlık düzlemi olarak kavrayamadık. Varlığı olmayanın değeri olmaz. Bu yüzden sanal âlem tamamı ile değersizlikler âlemine dönüştü.

İnsanlığı değerlerin göreceleşmesi ve değersizliğin değer olması gibi sorunlar bekliyor. Batı bu sorunlarla karşılaştı ve hâlâ bu sorunların cenderesinde kıvranıyor. Şimdi sıra doğuda, doğunun aydınlarının bu değersizlik fırtınasına karşı değerlerini koruma ve değer üretme yoluna girmesi elzem. Değerlerimiz bizi tanımlar. Tanımlar bizim haddimizdir. Haddimiz ise yapabileceğimizi belir.

Göreceli değer yaklaşımının dayandığı zemin fizikteki görecelilik kuramıdır. İfade edildiği üzere varlığa ilişmeyen şey hayat bulamaz. Göreceliğin varacağı nihai nokta ise kaostur. Çünkü insanın düşüncesi, insanın nefsi ve nefesi kadar değişkendir. Bu değişikliklerin tevhit edilmesi gerekiyor. Çokluk sorundur. Bütün sistemin tekliğe dayanması ve tekliğin yeniden sağlanması gerekiyor.

Din ahlak için gelmiştir. Ahlak dini olanı içeren ancak dini olanı aşan bir durumdur. Ahlak din ile beslenir. Ancak ahlak dindir denilemez. Neticede dinin gayesi ahlaktır. Gaye ise şeyi tam yapan illettir. Öyle ise din güzel ahlak ile tamam olur. Bütün kavramların varlık zeminine ilişmesi lazım varlık zeminine ilişmeyen her kavram kaybolmaya mahkûmdur. En değersiz gördüğümüz şey bile bir varlık idrakine dayanır. Kavramlar haddi zatından varlığın şuurlu bir idrak tarafından kavranması anlamına gelir. Kavrayanın aktif olduğu bir süreçten bahsediyoruz. Dolayısı ile kavrayanın inanç ve istekleri kavradığı şeyde tesir oluşturur.

Ahlakın iki yönü vardır. Birinci yön inşa ikinci yön ise muhafazadır. Medya bir ahlak geliştirebilir mi? İmkânsız, çünkü ahlak görüntü ile değil insanın bizatihi kendisi ile gelişir. Ancak medya var olan ahlakı muhafaza edebilir. Bu ise önemlidir. Zira muhafaza yeni inşaların zeminini oluşturur. Medyanın ana işlevi sadece doğru haberdir. Doğruluk gerçekliğe atıfla ifade edilmektedir. Ancak toplumun ve insanın fıtratı önemlidir. Evet, her doğruyu söylemek zorunda değiliz ancak söylediklerimizin doğru olması gerekiyor.

Medya bir gayenin ancak algısını oluşturabilir. Algı küçümsenecek bir şey değil. Algılarımız idraklerimize geçişin ilk evresidir. Yanlış bir algı yanlış bir idraki doğurur. Doğru bir idrak ise bütün algılardan bağımsızlaşmayı iktiza eder. Bu yüzden algılarımızı oluşturan medyanın sağlam bir idrak etrafında şekillenmesi ve bu idrakin çeşitli düzeylerde algılarını oluşturması gerekiyor. Her şeyin yerli yerinde konumlandırılması gerekiyor. Medya medyanın tanımlaması neyse ona göre tavır geliştirecek, siyasal organize yapan akıl ve kurumlar siyasal olmak ne anlam ifade ediyor ise ona göre tavır geliştirecektir. Tanımlamalar kabiliyetlerin sınırlarını belirler. Tanımlama dışı yapılan her faaliyet kendi içerisinde başka sorunları doğurur. Bu yüzden medya sadece “Medya”dır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İdris Cevahir - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR