İmam Azam Ebu Hanife ve Siyasi Duruşu

MAKALEYİ DİNLE

Ebu Hanife hazretleri siyasetle devamlı olarak içli dışlı olmuş ve bu nedenle de hem Emeviler döneminde ve hem de Abbasiler döneminde takibata uğramış ve türlü eziyetler ve cefalar çekmiştir. Tabii burada dikkat edilmesi gereken en önemli nokta siyaset velayet ilişkisidir. İmam Azam hazretleri “Yaratıcıya isyan konusunda yaratılana itaat yoktur.” (Müslim, 1839) hadisini delil alarak adaletin siyaset (iktidar) için zorunlu bir şart olduğu görüşünü benimsemiştir. Bunun için de iktidarda olanların kendisini kullanmalarına asla müsaade etmemiş ve daima adil bir siyasetin hâkim olması için mücadele vermiştir. İbni Abidin, adil siyasetin önemine şöyle vurgu yapmaktadır: “Siyaset-i adile, halkın haklarını zalimlerin elinden kurtaran, zulüm ve fenalıkları defeden, fitne ve fesad ehlini meneden siyasettir ki bu şeriattan sayılır.” İmam Azam hazretleri gerek Emevi ve gerekse Abbasi halifelerinin yanlış uygulamalarına karşı zaman zaman başkaldıran Ehli Beyt mensuplarına daima destek olmuş ve bunun için de çok bedeller ödemiştir. Hatta Zeyd bin Ali Zeynelabidin’in çıkışını Hz peygamberin Bedir Harbi’nin çıkışına benzetmiş ve kendisine yardım olsun diye 1000 dirhem para göndererek ona biat etmiş ve şöyle demiştir: “Şayet halkın, onun atalarını aldattıkları gibi onu da aldatıp yarı yolda bırakmayacaklarını bilseydim, onunla beraber ben de savaşırdım.” Emevi idaresi halk nezdinde yitirdiği itibarını yeniden kazanmak için başta EbûHanîfe olmak üzere bir çok Rabbani ulemayı susturmak gayesiyle onlara devlet görevleri teklif ettiklerinde bu tuzak görev teklini EbûHanîfe şiddetle reddederek şöyle demiştir: “(Değil kadı olmak) Bana Vâsıt mescidin kapılarını say dese, onu bile kabul etmem.” Bunun üzerine Ebu Hanife hapsedilir ve şiddetli şekilde dövülerek işkence edilmiştir. Zindan sorumlusu “Bu adam kırbaçtan ölecek” diye valiye gider. Bütün yolları denemesine rağmen EbûHanîfe’yi ikna edemeyen vali, onu arkadaş ve dostlarıyla istişare etmesi için salıverir. İmam da bir fırsatını bulup Mekke’ye hicret eder. Bu olay o elli yaşlarındayken hicri 130 yıllarında gerçekleşir. İmam Azam hazretleri yönetim Emevilerden Abbasilere geçinceye kadar Mekke’de kalır. İkinci Abbasi halifesi el-Mansûr (ö.158/773) döneminde 136 h.’de altı senelik Mekke hayatından sonra Kûfe’ye geri döner. Emeviler yıkılmış yerine Ehl-i Beyt taraftarı olduğunu iddia eden Abbasiler gelmiştir. Ancak Ehli Beyt mensuplarına yapılan zulümler ortadan kalkmamıştır. Abbasiler, Ehl-i Beyt mensuplarını siyasi takibe tabi tutarak işkence etmeye başlayınca EbûHanîfe de açıkça halifeyi hedef alan eleştiriler yapmaya başlamıştır. El-Mansûr’un isyancıları öldürme planlarına karşı çıkarak Abbasi Halifesi Mansur’un huzurunda bunun yanlışlığını şer’anisbat etmiştir. Abbasi yönetimine karşı muhalif tavrı bunlarla da kalmamış, Medine’de kıyam eden Muhammed b. Abdillah’a biat etmiştir. (Şehristânî, el-Milel ve’n Nihâl, I/188) Onun öldürülmesi üzerine halkı Basra’da kıyam eden İbrahim b. Abdillah’ın saflarına katılmaya davet ve teşvik etmiş, onunla gizlice mektuplaşarak, onu Kûfe’ye davet etmiştir. Abbasi halifesi el-Mansûr kendi meşruiyeti üzerine tartışmaların yaygınlaştığını görünce İbniEbi’z-Zî’b, İmam Malik, EbûHanîfe, A’meş ve Süfyan es-Sevrî ve benzeri âlimleri huzurunda toplamış ve görüşlerini sormuştur. İmam bu görüşmede de inandığı doğruları olduğu gibi en net bir şekilde dile getirerek şöyle demiştir: “Makamına geçtin ama üzerinde şûra ehlinden iki kişi dahi ittifak etmediler. Hâlbuki bu makama müminlerin meşvereti ve rızalarıyla gelinir.” (es-Saymerî, AhbârûEbûHanîfe, 68,69) Bu cevap üzerine de tabii ilişkiler kopmuştur. El-Mansûr, EbûHanîfe’yi kendi safına çekemediği için zaten ona kızgın iken, onun gelişen olaylarda bir siyasi lider gibi davranması, halifeye karşı tavır koyup muhaliflerini desteklemesi, onlarla yazışması, yönetimin şer’an meşru olmadığını söylemesi, hatta el-Mansûr’un en seçkin komutanlarından Hasan b. Kuhtuba’yı yönetimin zulümlerine alet olmaktan uzak durması hususunda ikna etmesi bu kızgınlığı düşmanlığa dönüştürür ve EbûHanîfe’yi öldürmeye azmeder. Halk tarafından sevilen EbûHanîfe’ye 148 h. yılında Kûfe kadısı İbniEbî Leylâ (ö.148/765)’nın ölümü üzerine Mıs’ar b. Kidâm (ö.155/775), Süfyan es-Sevrî (ö.161/ 776) ve Şerîk (ö.177/792) ile birlikte kadılık teklif eder. İmam Mevâli’den olduğunu, Arapların bu sebeple kararlarına uymak istemeyeceklerini bahane edip bu teklifi savuşturur ve kadılık Şerîk’in üzerine kalır. Ancak kısa bir süre sonra Şerik kadılık görevinden azledilir. Zira Abbasilerin asıl niyetleri Ebu Hanife’ye diz çöktürmektir. Kadılık makamı ise bunun bir kılıfıdır. Vefatından kısa bir müddet önce Ebu Hanferahmetullahi aleyh Bağdâd’a davet edilir. Ve üçüncü kez kadılık teklif edilir. Ama o görev kabul etmemekte ısrar eder. Karşılıklı yeminleşmeler olur ve neticede hapsedilir ve işkenceye tabi tutulur. İstenilen elde edilemeyince bir müddet için hapisten çıkarılır ve fetva vermeye zorlanır. Kendisine meseleler gönderilir ve halletmesi istenir. Bunu yapmayınca tekrar hapsedilir ve işkenceye devam edilir. Araya giren bazı vezirlerin tavsiyesi üzerine hapisten çıkarılıp bir evde zorunlu ikamete tabi tutulur. Dördüncü defa fetvadan men edilir. Derslerine devam etmesi de engellenir. Bir müddet bu hal üzerine kaldıktan sonra (150/ 767) yılının Recep ayında Bağdat’ta vefat eder. İmam, Bağdat’a çağırılıp kadılık teklif edildiğinde cumhurun tercihine göre yetmiş, diğer bazı rivayetlere göre seksen yaşlarındadır. Buna binaen tarihçiler ölümüne sebep olarak maruz kaldığı işkence ve eziyetleri göstermişlerdir. Halifenin emriyle kendisine içirilen zehir sebebiyle öldüğüne dair ifadeler de kaynaklarda mevcuttur. İşkence sonucu bitkin düşen yorgun vücudu bu ulvi ruhu daha fazla taşıyamaz ve şehitler kervanına katılır. Rahmetullahi aleyh. Cenazesini Bağdat kadısı Hasan b. Ammare yıkadı. Yıkamayı bitirince şöyle dedi: “Allah Teâlâ sana rahmet eylesin. Otuz senedir gündüzleri oruç bozmadın. Kırk sene gece sırtını yatağa koyup uyumadın. En fakihimiz sendin. İçimizde en çok ibadet edenimiz sendin. En iyi sıfatları kendinde toplayan sendin!” Cenazesinin kaldırılacağı sırada Bağdat halkı oraya toplanıp büyük kalabalık oldu. Bu sebeple ikindiye kadar altı defa cenaze namazı kılındı. Sonuncusunu oğlu Hammad kıldırmıştır. Bağdat’ta Hayzeran kabristanında toprağa verildi. İnsanlar günlerce kabrinin başında toplanıp ona dua ettiler. Büyük hadis alimlerden Şu’be’ye vefat haberi ulaşınca, “İlim ışığı söndü, ebediyen onun gibisini bulamazlar.” dedi. İslâm âlimleri, “Yüz elli yılında dünyanın ziyneti gider.” hadis-i şerifinin de İmam Âzam’a işaret ettiğini bildirmişlerdir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR