Ev

MAKALEYİ DİNLE

Küçük bir köye dönüştürülen küresel dünyada, sadece kullandığımız araçlar değil, duygu, düşünce ve eylemlerimiz de bizim olmaktan çıktı. Bizler bu yabancı diyarda kafamızı dinleyebileceğimiz sakin bir mekâna ihtiyaç duyar hale geldik. Çünkü kapatıldığımız küçük köy bizi evimizden ziyade, dışarıya, dış dünyaya çekiyor. Bizler eve olan özlemimizi farklı şekillerde gidermeye çalışıyoruz. Ama olmuyor…

Düşünüyorum… Evet bu beden bana ait, bu eller, bu kalp, bu göz ve bu küçük ev bana ait. Fakat sahip olduğum ne varsa her şeyin istilaya uğradığını görüyor ve yoksulluğumun farkına varıyorum… Yaşadığım dünyaya adeta yabancılaşıyorum… Kendimi iyi hissedebileceğim bir alana ihtiyaç duyuyorum fakat bu mümkün mü? Dışarıdan olup bitenlerden ne kadar bağımsız kalabilirim ki?

Hayatımızda öyle anlar olur ki, “şöyle başımı dinleyeceğim bir yer arıyorum” der ve bütün engelleri aşıp eve koşarız. Zira dış dünyadan kesintisiz şekilde devam eden bir aktarım vardır. Ölüm haberleri, katliamlar, adi suçlar, suça itilenler, yoksullaşanlar, ağlayanlar… Duyduğumuz gördüğümüz her şey, duygu ve düşüncelerimizde derin izler bırakır. Ve bir insanın acısına şahit olmak sırtımızda ağır bir yükü taşımak kadar zorlar bizi. Yaşanan onlarca haksızlığa bir cevap arar bulamayınca da sessizliğe gömülürüz. İç dünyamızda virane şehirler vardır. Burada yer alan metruk şehirlerin, yıkılan kalplerin, incinen gönüllerin ve ağlayan çocukların hüznüne tanıklık ederiz.

Yaşadığımızız dünyanın aldatıcı vaatlerinden, katran karası kirlerinden, kulaklarımızı tırmalarcasına yankılanan gürültülerden, bitmek bilmeyen karmaşalardan zihnimizi bulandıran ne varsa her şeyden uzaklaşıp kendimizi iyi hissedebileceğimiz bir mekâna geçmek ve burada derin bir nefes almak isteriz. Hayatı yeniden muhasebe edip, kulaklarımızda yankılanan o seslere bir çare ararız. Ağlayan insanları teskin edebilmek için sorular sorar ve kendimizce çözüm yolları buluruz. İşte sığınıp çözüm ürettiğimiz bu mekân modern insanın küçümsediği “ev” dir.

İslam kültüründe ev dört tarafı çevrili bir barınak olarak görülmemiştir. Aksine ev sakinlerini teskin eden, onları kucaklayan ve düşünmelerine imkân tanıyan huzurlu bir ortam olarak değerlendirilmiştir. İslam kültüründe ev fertlerin eğitim aldığı bir okul, çocukların terbiye edildiği bir sınıf, anne babanın muhabbetini sarmalayan bir yuva olarak görülmüştür. Bugün kadınlarımız ve erkeklerimiz evden uzaklaşmak ve dış dünyada kendilerine bir meşgale bulmak için çaba gösteriyorlar. Evi özgürlüklerini ellerinden alan bir mekân olarak algılıyor ve kendilerini dışarı atıyorlar. Oysa ev onların huzur ve sükûnetini sağlayacak en etkin yerdir. Eğer istedikleri huzuru evde bulamamışlara, bunun sorumlusu ev değil kendileridir.

Ev kendinizi iyi hissettiğiniz ve huzur bulduğunuz bir mekândır. Burada yaşanmışlıklarınız vardır, hatıralarınız bulaşmıştır duvarlara… Ve siz dışarıda ne ile karşılaşırsanız karşılaşın evinize girdiğinizde derin bir huzur hissedersiniz. O nedenle dinlenmek için dışarıyı değil burayı evinizin en sakin köşesini seçiniz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Fatma Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR