Kudüs ya da mücadelenin hem görünen hem de gözden kaçırılan yönleri üzerine

MAKALEYİ DİNLE

“Onlara karşı kuvvet hazırlayın.” (Enfâl Suresi, 60. ayeti kerime)

“Biz, İsrailoğullarından ahit almak için Tur dağını tepelerine kaldırdık.” (Nîsâ Suresi, 154. ayeti kerime)

“İsrailoğulları, yeryüzünde iki kere bozgunluk çıkaracaklardır.” (İsrâ Suresi, 4. ayeti kerime)

Daha önce haçlılar (31 Ocak 2017) ve Mescidi Aksâ (1 Ağustos 2017) üzerine yazı kaleme almış idik. Bu yazımızda benzer şeyleri tekrar etmek yerine meselenin başka boyutları üzerinde durmak istiyoruz.

1. Birçok meselemiz gibi Kudüs meselesi de son zamanlarda ortaya çıkmış bir mesele değildir. Meselenin tarihi boyutunu bir yana bıraksak bile son günlerde yaşanan olayları en azından Osmanlı’nın yıkılma süreci ile birlikte değerlendirmek gerekiyor ki bu da iki hatta üç asırlık bir süreçtir. Yani sadece günlük iniş çıkışlarla ya da gündelik siyasetle anlaşılabilecek ya da anlık tepkilerle çözülecek bir olay değildir Kudüs. Tüm diğer meselelerimiz gibi.

2. Kudüs, sadece tek başına bir Kudüs meselesi de değildir. Tabi ki bir yerden başlamak icap ediyor lakin bütün meselelerimizin birbirinden bağımsız olmadığını idrak etmek de gerekiyor.

3. Somut olarak ifade etmek gerekirse Müslümanların ve hatta dünyanın başına son yüzyılda gelen tüm felaketlerin sebebi, Osmanlı’nın yıkılmasıdır. Osmanlı, daha önceki yazılarda da ifade ettiğimiz gibi, sadece bir hanedandır. Yani biz Osmanlı derken, Osmanlı İmparatorluğunu kutsallaştırmıyoruz. Aksine Osmanlı’nın, İslam tarihinin bir dönemi ve birikimlerimizin bir neticesi olduğunu kabul ediyoruz. O yüzden Osmanlı’nın yıkılışı ile kastımız; ümmetin birliğini kaybetmesi, tarihi, fikri, siyasi ve diğer tüm birikimlerimizin kesintiye uğramasıdır.

4. Fakat unutmamak gerekiyor ki Osmanlı’nın yıkılmasını, son zamanlarda başımıza gelen her felaketin başladığı yer olarak kabul etsek de; aslında Osmanlı’nın dağılması da bir sürecin sonucudur. Bu sürecin kader veçhesi olduğu gibi ümmetin bazı amellerinin sonucu olduğunu da unutmamak icap ediyor. Aslında sorunlarımızın çözümünü, sorunların başladığı yerde ve sebeplerde aramak bir yönden doğru ve gereklidir.

5. Kudüs meselesini çözmenin önce ve sonra şartları vardır. Tabi ki günümüzde şartlar ve imkânlar değişmiştir. Mücadele yöntemleri de değişmiştir. Ama değişmeyen şey, mücadelenin kendisi ve taraflarıdır. Kudüs’ün 1187’de geri alınması, en az elli yıl süren bir ıslah hareketinin sonucudur. Bunu anlamak için batılılar tarafından çekilen Selahattin Eyyûbî belgeselini izlemek bile yeterlidir.

• Öncelikli olarak birliğin tesisi ve güçlendirilmesi için manevi, siyasi ve ekonomik ıslahlar yapılmıştır. Cihat ve ümmet şuurunun gençlerde oluşturulması için medrese ve tekkelerin nasıl bir rol üstlendiğini ve dahası bunun devlet tarafından planlı ve sistemli olarak yapıldığını özellikle vurgulamak istiyoruz.

• Kudüs, sadece savaşla alınmamıştır. Hiçbir zafer, savaşla kazanılmaz. Savaş, zaferin tacı yani devam eden bir sürecin son halkasıdır. Hiçbir mücadele de savaşla kaybedilmez. Kaybetmek de aslında bir sürecin sonucudur ve birden fazla olayın bir araya gelmesi iledir.

• Ayrıca Kudüs’ü almak değildir asıl mesele, Kudüs’te kalmaktır. Yani mesele zafer kazanmak değil bu zaferi muhafaza etmek ve zaferin gereğini yapmaktır. Yani mesele Kudüs’ü nasıl aldığımız ve aldıktan sonra ne yaptığımızdır. Ecdat, Kudüs’ü aldıktan sonra burada adaleti tesis etmiş ve burada tesis edilen adaleti tüm dünyaya yaymış; hem savaş hem de zafer konusunda dünyaya örnek olmuştur.

• İsrailoğullarının kırk yıl çölde kalması (yani eğitim ve terbiye dönemi), daha sonra Filistin’i fethedip hak ve adaleti tüm dünyaya yaymakla görevlendirmeleri, daha sonra da bu görevi unuttuklarında başlarına neler geldiği, bizim için ibrettir.

6. Yukarıdaki ayetlere baktığımızda, İsrailoğulları örneği üzerinden gerçek görevini unutanların başına neler geldiğinin mükemmel bir şekilde özetlendiğini görüyoruz:

• İsrailoğulları, Hz. Yusuf ile birlikte Mısır’a yerleşmiştir.

• Muhtemelen buradaki zalimlikleri yüzünden köle hayatı yaşamışlardır.

• Daha sonra pişman olup hatalarının bedelini ödedikten sonra zulümden kurtarılmışlardır.

• Fakat Allah’ın kendilerine verdiği görevden imtina ettikleri için çölde kalmakla cezalandırılmışlardır.

• Yeni nesil, köle hayatından uzak bir şekilde terbiye edilmiştir. Bu nesil ile Filistin fethedilmiş ve dünya hâkimiyeti sağlanmıştır.

• Yani fetih bir süreçtir ve hayatın birçok alanında yapılan planlı ve sistemli eylemlerin bir bütünü ve neticesidir.

• Amaçlarını unutup gerçek amacın saltanat ve cihangirlik iddiası olduğunu zannettiklerinde Allah tarafından cezalandırılmışlardır. Yani Babil ve Roma sürgünleri.

7. Yine ayeti kerimelerden İsrailoğullarının, iki kere fesat çıkardıklarını ve iki kere de cezalandırıldıklarını anlıyoruz. Peki ya üçüncü seferde ne olacaktır?

• Galiba İsrailoğulları gibi diğer bütün medeniyet ve toplumların üçüncü bir hakları/şansları olmamıştır ve olmayacaktır da.

• İki kere cezalandırılmak, bir terbiye süreci ve bir fırsattır.

• Fakat ikinci cezadan sonra artık tevbe ve dönüş yoktur.

• Hatta Efendimiz SAV, mürtet ve bazı suçlulara, sadece bir kere tevbe hakkı vermiş; ikinci kere aynı suçu işlediklerinde bu kişileri cezalandırmıştır.

• Mesela yine boşanma da iki keredir. Üçüncü kez boşanma olduktan sonra bir daha dönüş hakkı yoktur (Bkz. Bakara Suresi, 229. ayeti kerime).

• Şu halde üçüncü azgınlığın cezası, yok olmaktır ki hadisi şeriflerden de kıyamete yakın böyle bir olayın gerçekleşeceğini anlıyoruz.

8. Yine de cezanın sadece suçluya değil de bu suça destek veren ve göz yumana da geldiğini unutmamak önemlidir. Yani kendimizi kurtarmak için zulme karşı olmak ve zulümle mücadele etmek gerekiyor. Ancak bu şekilde zalimin başına gelen cezanın bize de değmesinden kurtulabiliriz.

9. Zulme sessiz kalmayıp dünyada yine de bazı felaketlere uğrayabiliriz. Ama zulme sessiz kalmanın asıl cezasının ahirette olduğunu hatırlatmak istiyoruz. Yani kendimizi dünyada kurtarmaktan çok ahirette kurtarmak için zulme karşı durmalıyız.

Arif Tuna ağabeye selamlarla…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Turgut Akyüz - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Cihan - Genelde gozden kacan onemli bir noktaya da deginmissiniz: Osmanli'yi kutsallastirmamak. Ne yazik bu sikce hepimiz dustugu bir hara. Ayrica Osmanli diye kimi acilardan hayali bit tarih canlandiriyoruz kafamizda. Dediginiz gibi aslinda bir donemdir, iyisi kotusu, dogrusu yanlisi ile.

Yanıtla . 0Beğen 16 Ocak 11:48
Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR