Ondurmayan yara’lar

“UYAP gibi çok önemli bir mekanizmayı, maalesef, bu bir özeleştiridir, FETÖ’cülere kaptırdık.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iki gün önceki konuşmalarından bir cümledir bu. UYAP diyor.. Herkesin aklında UYAP ne idi, sorusu. Sonra Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi olduğunu öğrenmeler..
Bundan sonra çok yazarlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmalarından ilham kapan yazarlar.. UYAP aşağı, UYAP yukarı, okur durursunuz, okur saysanızda kendinizi, ya da bizim gibi okur saymasanız da..
AKP diyerek yazdık yakınlara kadar yazılarımızı. A-Ke-Pe diye okunuyordu zira açılımı. “AK”lıkla bir ilgi göremiyorduk hem. Adalet ve Kalkınma kelimelerinin “AK”ı çağrıştırdığı hiç yazılmamış ne tarih tezlerine ne edebiyat karalamalarına.
Ak, Ak, Ak.. Akmak fiilinin emir kipi olsa gerek. Bana Ak, oğluma Ak, kızıma Ak, damadıma biraz fazla Ak, teması işleniyor gibi gelirdi bize. Geçmiş siyasetçilerden kalan bir geleneğimiz de vardı hani.. Su akarken testi doldurulur. Yoksa adamı, su akmış, sen bakmışsın diye suçlarlar.
Bugün onlarında bir takım yazarları AKP diye yazıyorlar, yarından tezi yok UYAP üzerine yazma iznimizi kullanmaya başlayalım, yazarları..
Tarif de ediyorlar kendilerince AKP’lileri. Ak Parti düşmanı AKP’liler diyerek… Gerçi doğru yapıyorlar, düşmanı içlerinde aramakla.
Bizim düşüncelerimizde çok farklı değildi onlardan; onlara AKP’liler derken.. İç hallerine mercek tutmadık ama, bize hep AKP’li olarak görünüyorlardı.
Dediğimize geldiler ve AKP’liliği kabul ettiler. Fakat bir sınıflandırma yapmaktan da geri durmuyorlar. AK Parti, AKP’lileşirse korkusu çoktan sinelerinde yer bulmuş.
AKP’lileri kendi dillerinden biz de yazalım ki, ne olmak isterlerken, ne olabildikleri burada da zabıtlara geçmiş olsun.
Zafer kazanılmışsa her şeyi ganimet görürlermiş. Zafer demelerini siz seçim anlayın. Seçimden başka kazandıkları ne var? O da zafer sayılmaz ama.. Öyle diyorlar. İsterseniz biraz aralayalım buraları.
Seçim kazanmak zafer kazanmak değildir. Öyle olsaydı bugün CHP, ISKİ skandallarından önceki o gelişlerine, zafer diye nostaljik takılmalar yaparlardı. Yani görevden alma ihtiyacı mı hissedilirdi, eğer zafer kazanmış olsalardı o seçilmiş belediye başkanları.
Ganimet görmüşler de almamışlar mı? Bakıp durmuşlar mı sadece. Yoksa nasıl zengin olacaktı onca oğul ve damat? Artık sorularımız da peşin. AK Parti ya da Ak Partililer ne yaptılar bu ganimetçi AKP’lileri? Düşman olmakla itham etmenin ötesinde..
Bu iktidarın “Zor”u olmaz mı? Olur! Ama ganimeti görenler zoru da görürlermiş ve ben demiştim amma, derlermiş. Bunlar mürai imişler, münafık imişler, fırıldaklar makulesi imişler..Ayrımcılıkları dahi edebiyatla süslü.
Bu sıfat verilenlerle nasıl birlikte olmuşlar, nasıl toplamışlar yahut toplanmışlar bir partide gibi sorulara yönelmeyin hemen.. Devamı var. Liderlerinden sahiplenme bekleyen benciller taifesi..Bu da beraber yürüdüklerinin bir kısmını tanımlamalarından biri. Acaba ne demek istiyorlar diye düşündüğünüzde, “O bizim partimizin sözcüsü değil” denilerek dışlanan içerdeki damata laf çaktırmaları mı gelir aklınıza.
Hemen bir karşı espri üretilmişti o gün. “Siz yapmak istediniz de kabul etmedi mi?” Deyivermişti bu ülkenin mazlumlarından biri. Şimdi hatırladım.
Uyanıklar, bozguncular ve her değeri satan cibilliyetsiz muhafazakarlar.. Bunlar da AK Parti düşmanı AKP’lilermiş.
Tanık olmasalar yazmazlardı. Cibilliyetsiz dedikleri ve birlikte oldukları o insanlar, bir satış yapmışlarsa, bunu bir “zaman” sınırı içinde yapmışlardır. Yoksa onların müdahaleye hiç vakitleri mi yokmuş? Sonra ifşa edeceğimiz günler gelecek düşüncesi olmasın akıllarındaki.
Müstevlilere kuyruk sallayanlar..
Taş taşıyanlar..
FETÖ umuduna atlayanlar..
Arkaya dolanıcılar, özgül ağırlıklarını kantara çıkaran sinsiler..
Yekûnu, AKP’lilermiş..
Nasıl toplanmışlar, nasıl bir araya gelmişler, AK Parti neden cazip olmuş böyle sıfat tamlamalı bu ülkelilere.. Hem sonra neden birbirlerine düşmemişler, neden birbirlerini parçalamamışlar? Birbirinin muhbiri olmamak gibi bir meziyetle mi donanımlıymışlar?
Bugün siyaset mezarlığında yatan ve adı ANAP olan partide de benzer tartışmalar yaşanmıştı zekaret hallerinde. Örneğimiz geldikleri yerden olsun istedik. Orda böyle çok kişinin adı değilde, bir partilinin adı şikayet konusu yapıldığında, sorumlu başkanları aynen şöyle demişti: “İyi ama, o kişi bizim partimizin yarısı demektir!”
Bilmem bu misal, tarihin tekerrü vezninde düşünülürse, bir vehametiarzeder mi?
Arzeder mi sorusu orda dursun, biz bu yazıyı neden yazdığımızı arzedelim.
Bir alıştığımızı da kaybetmek korkusu yaşamıyoruz. Yahut katlandığımızı diyelim. Alışırlar, alışırlar diyenlerin son adreslerini hep biliyoruz.
Bir Anadolu köylüsü ile, bir dağın yamacındaki tarlasında çalışan bir köylümüz ile bir röportaj yapmşıtı TRT görevlileri. Bir soru sormuşlardı ona. Kim gelsin? Yani siyasetçilerden seni yönetmeye kim gelsin? Kendisine sayılan isimler arasındaki Demirel’i işaret etmişti, okul görmemiş üç kız sahibi o köylümüz.
O, “Demirel gelsin” derken, onun günlerinde çocuklarımı okula gönderemedim, kendim bu dağ başında yaşamak durumunda kaldım ama, ölmedik işte. Böyle de olsak yaşamamıza müsaade etmişti. Tercihim bundandır, gibi cümleleri olduğunu içinde, programı seyreden herkes anlamıştı.
Farkımızı anlatmak istedik bu TRT anısıyla. İstedikki arzımız güçlü olsun.
Ve işte o diyeceklerimiz.
Mademki içinizdeki AKP’lileri bu kadar iyi ve ayrıntılı tanıyordunuz; birkaç bin, birkaç bin ambalajlayarak görevden aldığınız başkanlarınızın ardına takıverseydiniz.
Yine de geçmiş değil bu fırsat. Hazır MHP tarafından da destekleneceğiniz ilan edilmişken..
Eğer bu yara size, az gelmezse ve arefe sevincinizle eşleşirse, yara yara yara(r)lanan o AKP’lilerle beraber yürüdüğünüzü, yiyip, içip yattığınızı, oturup kalktığınızı unutuveririz olur, biter.
Arzederiz!

Al diyetini mi, al madalyanı mı?
“Bildiğiniz gibi değil!”
İktidarımızın iş verdiği reklam şirketleri cevap sloganları üretmede de pek mahirler. Şehrin caddelerini pano afişleriyle ağlatmak ne ki, insanları bir ağlatıyorlar, bir ağlatıyorlar;
“Bildiğiniz gibi değil!”Suçlamaları kabul etmeyen her mağdur yakınına verdikleri standart cevapları bu sorumluların. Reklamcılarına sipariş ettikleri...
Mustafa Kaya yazdı 9 Ocak 2018 tarihli gazetemizdeki yazısında. Hayatı ve mücadelesi hep meydanda olmuş beyaz adam Mustafa Yaman’a bir zamanlar aynı çatı altında bulunduğu insanların da ezberledikleri bu cümleyi söylemeleri, bir suçlamadan ziyade, kibirlerine ölçü vurulamazlığın bir ifadesi olduğunu.
Bildiğiniz gibi değil demek, bilemedikleriniz var demek değil bunların dilinde. Biz çok biliyoruz, sizlerden çok çok çok biliyoruz. Bizim çok bildiğimizi bilmekle yetiniverin. Bilmek bizim işimizdir. Üstünlük bizde.
Hem kandırıldık diyorlar hem de kandırılmanın ezikliğini, kendileri gibi düşünmeyenleri bilmemekle suçlayıp örtmeye çalışıyorlar, böyle.
Daha dün biri getirdi verdi taktıkları madalyayı, “Bildiğiniz gibi değil” diyerek onlara.
İşte paşam İstanbul, gururundaki vali pozunu yakıştırıyorlar hep kendilerine. Netice tarihin kaydındadır, değişmez!
Halbuki, İstanbul bildiğiniz gibi değil, deseydi o vali, Paşa’sı kalan zamanı hiç değilse tedbir için düşünmez miydi?
Bildiğiniz gibi değil, denilecek yer tektir. O günün Türkiye’sinin İstanbul’unda olduğu gibi…
Kime anlatıyoruz…


Ekranlar düşerken
TV 24’te Ardan Zentürk’ün yönettiği sohbet oturumunu seyrettim biraz. Tahammül sınırlarımı hiçbir kanalın projeli programının zorlamasına izin vermediğim anlaşılsın diye, biraz dedim.
İki emekli asker, bir ilahiyat profesörü, araştırma şirketli bir akademisyen ve iki de gazeteci derelerin akış yönünü tarlalarına çevirerek muhabbet ediyorlardı.
Benim dikkatimi oradaki tek bayan diyeceğim gazeteci kızımızın söyledikleri çekti. Anektod anlatmak istiyorum diyor ve tanık olduğu bazı olayları gündeme taşımaya çalışıyordu.
Bu anektodlarından ikisini not aldım. Biri, bizim de geçtiğimiz haftalarda yazdığımız onbirinci Cumhurbaşkanı seçimi ile ilgiliydi.
İki aday olduğu kesinleşince, ki biri de Erdoğan idi, bugün FETÖ diye anılanların, onbirinci Abdullah Gül olsun diye, çok dua seansları düzenlediğinden haberdarmış gazeteci kızımız. O akşam orada açıkladı.
Bu bilgiyi o seçim günlerinde okuyucuları ile paylaşmadıysa, dualarla seçilen onbirincimiz var artık diye sevinmediyse ve hatta duaya duranlardaki bu arzu fazlalığına kafa yormadıysa, bugün anılarını neden anektod diyerek paylaşıma açar?
Bizim, yan sokaktaki bir komşusu gazetecinin TRT’de ilan ettiği tanıklığına dayanarak, onbirinci’nin tavsiye edildiğini yazmamızın etkisini kırmaya ayarlanmışlık demeyeceğimizi herkes bilirken, icraatları o duaların nasıl etkilendiğini ifşa etmek sayıp geçeceğiz galiba.
Yazmıştım vurgusu yapılmayan anekdotların ikincisi de şöyle: CHP ünlülerinden Gürsel Tekin, o Gezi günlerinde, bu gazeteci kızımıza “Erdoğan çok akıllıysa Gezi’deki paraleli çözsün” demiş.
CHP’nin istihbaratının, iktidar partisi istihbaratından daha teferruatlı olduğunun itirafı bu bilgiyi, Erdoğan’a, partisine veya okuyucusuna ulaştırmayan bir gazetecinin bir korkusu vardır ancak. O bilgi doğru ise, gitsin kendi söylesin. Ben kendimi kullandırtmam!
Bu aralarda bir yerde, Ardan Zentürk’ün “Bürokrasideki aşırı korkaklık… Örgütün ardında ABD var. Yarın bir şeyler yaparlar mı?” gibi cümleler kullanmasını da çözemedim. Yoksa devletin zayıf karnı mı gösteriliyordu?
İzahı mümkün değil bu yorumların da…
Görevlendirmesi kabul edilen ve maaşı yenilen devlet, güven veremiyorsa ve korkulacak yerler gösteriyorsa… Nasıl geldik bu günlere Ardan Zentürk. O korkaklıklar, vurguladığın aşırılıkta olmasa idi, sevinecek mi idik?
TV kanalları işte bize böyle programlar izletiyorlar.
Spor olsun
Arda Turan dönmüş.
Benim hayal kırıklığım, futbol medyası elemanlarımızın zaferidir bu. Avrupa’da da olsa oynatıp oynatmamak bizim elimizdedir diyenlerin belgesidir bu dönüş.
Fakat bizim diyeceğimiz başka..
Özel uçakla Barcelona yollarına düşmesi bir kulup başkanının, hatadır, yazıktır, günahtır dedirtir bana.
Tarifeli uçak olsa bir yerlerine mi batacak?
Bir Anadolu kulübü başkanı ve sonra kovdukları teknik sorumluları da bir kaç yıl once özel uçaklarla İsveç topraklarına inip durmuştular.
Annesini razı ederek transfer ettikleri o fulbolcü bugün bir alt ligde kaybolmuşken..
Özel uçak mevzusu Türk futbol tarihinde iyilikleri anlatmıyor, derim.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Necati Tuncer - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?