Geçinemiyor ama araba alabiliyor!

MAKALEYİ DİNLE

Türkiye’nin, ısrarla konuşulmasa da, en önemli gündem maddesi olan “geçim meselesi”, yeniden kendisini gösteriyor, varlığını hissettiriyor. Çünkü Sait Faik’in adlandırmasıyla “medar-ı maişet motoru”, ite kaka, zorlaya zorlaya ilerlemeye çalışıyor. Tıkandı tıkanacak bir halde ve vatandaş da bu “motoru” çevirebilmek için her ay binbir türlü cambazlığa başvurmak zorunda yine…

Siyasetçilere, idarecilere sorsanız her şey ya çok güzel ya da çok güzel olacak… Vatandaş tarafından seslendirilen şikayetler, sitemler ya nankörlük ya da hasetten. Vatandaşa kıt kanaat geçinmesi için “aza kanaat etmesi” tembihleniyor, ki “kıt imkanlar içinde “kıt kanaat” dışında bir geçim hali zaten mümkün değil. Ancak siyasetçi, idareci kesimi için imkanlar geniş, “kıtlık” sadece iş vatandaşın halini anlamaya gelince söz konusu oluyor.

Her sene sonu veya senebaşı, sonu belli bir “macera” yaşanıyor. Asgari ücreti belirlemek üzere komisyon toplanıyor ve toplantı üstüne toplantılar gerçekleşiyor. Halbuki, asgari ücret, adı üstünde her şeyin en asgarisi ve didik didik de etseniz, moleküllerine kadar da ayırıp baksanız bile “bir toplantılık” canı var.

Alınan ücretin bir “sefalet ücreti” olduğu meydandayken ve devletin istatistik kurumunun belirlediği asgari geçim ücreti rakamı da baştan belliyken, ikisini ortaya koyup, işveren teklifini alıp ilk toplantıda bunu belirlemek gayet de mümkün. Ancak, nedense, bu “asgari ücret belirleme işi”, öyle bir âlâyı vâlâ ile yapılıyor, toplantı üstüne toplantı gerçekleştiriliyor ki, herhalde ahalinin kendisi olmasa bile gözünü doyurmak amaçlanıyor.

Bu kadar toplantı ve görüşmenin neticesi, sefalet ücretine devam oluyor. Enflasyon oranı kadar zam yapmak demek, resmi enflasyon rakamının gerçeği yüzde 100 yansıttığını varsaysanız bile, insanların ekonomik olarak gelirlerinin “yerinde saymasına” razı olmak oluyor. Ki, gerçek enflasyonun resmi olandan daha yüksek olduğunu düşününce, reel olarak gelirde düşüş manzarası ortaya konuyor.

Asıl konuşulması gereken de budur. İster asgari ücretli olsun, ister işçi, memur, emekli olsun; maaşlara enflasyon oranı kadar zam yapmak demek, bu kesimlerin “ne uzayıp ne kısalması”, en iyi ihtimalle gelir olarak “yerinde sayması” demektir. Ki bunun böyle olmadığı, reel olarak gelirlerinin azaldığı da meydandadır.

O halde, çıkıp da “asgari ücret 2002’ye göre bilmemkaç kat arttı” demenin hiçbir mantığı ve anlamı bulunmuyor. Enflasyon oranı kadar maaş artışı vermenin bir de şöyle bir anlamı bulunuyor tabi. “Ekonomik büyüme rekor kırıyor” ise, insanların gelirlerinin de artması gerekmiyor mu? “Yerinde sayan” gelirler, ay sonunu getiremeyen insanlar ortada dururken, o zaman ekonomi nereye doğru büyüyor?

Buna rağmen, siyasi iktidarın bir bakanı, “42 asgari ücretle bir sıfır otomobil almak mümkün” diyebiliyor. Mümkünmüş! 42 asgari ücretle hem de! Türkçesi; yeme, içme, barınma, ısınma, konut, okul, ulaşım, giyinme vs gibi ihtiyaçlarınızı ve temel harcamalarınızı, 42 ay boyunca yapmayacaksınız. Daha doğrusu, 42 ay boyunca hiçbir yere hiçbir şekilde para ödemeyeceksiniz, parayı olduğu gibi kenara ayıracaksınız, 42 ay boyunca “fotosentezle” yaşayacaksınız… Bunu başarabilirseniz, 3.5 yıl sonra “sıfır km bir otomobil” alabiliyorsunuz. Hiç de zor değil!

Tabi bunu söyleyen sayın bakan, şunu unutuyor; enflasyonun ve döviz kurlarının hareketlerini hesaba katarsanız, 42 ay “ot gibi yaşasanız” bile gelen zamlar neticesinde sıfır km otomobilin fiyatı da artacak ve 42 ay değil de belki 52, 62 aylık asgari ücreti kenara koymanız gerekecek. Kağıt üstünde bile Türkiye şartlarında geçerliliği yok söylenenlerin!

Bir başka siyasetçi de, 1 aylık asgari ücretle artık buzdolabı alınabildiği müjdesi veriyor. 42 ay boyunca “fotosentezle yaşarsanız” araba da alabiliyorsunuz, 1 aylık asgari ücretle buzdolabı da… Ancak tek bir şey yapamıyorsunuz: Geçinmek, ay sonunu geçirmek! Vatandaş, sefalet ücreti olan asgari ücretle geçinemiyor ama bizim siyasetçilerimize göre her şeyi de satın alabiliyor.

Vatandaşla alay etmek de siyaset sayılıyor işte…

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Zeki Birbilen - siyasiler kayseriye liman yapma sözü verirler ya..

Yanıtla . 0Beğen 09 Ocak 20:04
Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR