Muhasebe

MAKALEYİ DİNLE

Rabbimiz biz insanlara rahmet ve kereminden dünyada da ahirette de mutlu olabilmemiz için son Kitabı Kur’an-ı Kerim ve son Elçisi (s.a.v) ile özgün, üstün, benzersiz, eşsiz, mükemmel bir düzen sunuyor, teklif ve tavsiye buyuruyor. Kendi irademizle fert ve toplum olarak iki seçeneğimiz var: Ya O’nun yolu/düzeni/dini/hayat tarzı İslam’ı seçeceğiz veyahut da öteki din/düzen/yol ve hayat tarzlarından herhangi birisini seçeceğiz. Sonuçlar da bildirilmiş: Kurtuluş ve hüsran. Tevhid ve adalette kurtuluş, saadet; şirk ve zulümde hüsran var. Kaç yüz yıldan beri de dünyada zulüm egemen.

Hayat kitabımızda inanmamız gerekenler, bilmemiz gerekenler, yapmamız gerekenler (emir-farz), yapmamamız gerekenler (yasak-haram) bildirilmiştir. Lehimize ve aleyhimize olan şeyleri bilmemiz farz. Bilmemek mazeret sayılmıyor. İlimsiz amel de, amelsiz ilim de makbul değil. Niyet de, ilim de, iman da, amel de... Farzlardan. İhlassız ise hiçbir ilim ve amelin sahibine yararı yok. İman, ilim, ihlas, amel... Hepsi farz. Olmazsa olmazlar.

Ne yazık ki, içinde bulunduğumuz sorunlarımız giderek artıyor. Ve doğal olarak çözümlerine ilişkin farklı görüşlerimiz var. Biz de müslüman kimliğimizin gereği olarak, Kur’an ve Sünnet ışığında baktığımızda gördüğümüz şudur: Tüm sorunlarımızı küresel sistemin bir parçası olan bu düzen üretmekte ve çoğaltmaktadır. Temel sorun, düzen sorunudur. İstikamet sorunudur. Bu düzen arkasını vahye dönmüş, aksi istikamette kurulup, konumlandırılmış yürütülmektedir. Temelinde tevhid ve adalet olmayan bir düzenle yönetiliyoruz. Kur’an ve Sünnetle yakınlaşmak yerine uzaklaşıyor, uzlaşamıyoruz.

Kur’an, mehcur... (Furkan,30) Kur’an terkedilmiş, hayatımızın dışına itilmiş, hükümleri geçersiz sayılmış, bölünmüş, sınırlandırılmıştır. Ya “oku”muyoruz; ya lafzını okuyup, anlamını, amacını “oku”muyor, bilmiyor, anlamıyor, uygulamıyoruz...

Rabbimiz; “Kur’an’dan yüz çevirmemizin dünyada dar/sıkıntılı bir hayata neden olacağı”nı, “Allah’a ve Resulüne muhalefet edenlerin zillete düşeceği”ni, “Başımıza gelen musibetlerin günahlarımız nedeniyle olduğu”nu, dünyada da güzel bir hayatın ancak iman ve salih amellerle mümkün olabileceği”ni, “toplumların izzet ve devlet (egemenlik)lerinin ancak iman ve salih amellerle mümkün olabileceği”ni açıkça ifade etmiştir.

Efendimiz de veda hutbesinde kendisinden sonra kurtuluş için Kur’an ve Sünnet emanetlerine sahip çıkmamız gerektiğini, aksi takdirde zillete düşeceğimizi, keza cihadı terk edenlerin de zillete düşeceğini beyan buyurmuştur... İki emanete hıyanetin cezasını çekmekteyiz...

İşte görüntümüz: Rabbimiz Kur’an’da Hakkı emreder; biz Müslümanlar batıldayız. Kur’an “dosdoğru” olmayı emreder; biz eğrildik. Kur’an “Şifa”; biz Müslümanlar hastayız! Kur’an “Aziz”; biz müslümanlar zilletteyiz! Kur’an “Hidayet” Kitabı; biz dalaletteyiz. Kur’an “Adaleti” emrediyor; biz zulümdeyiz. Kur’an “doğruluğu” emrediyor; biz yalandayız, yanlıştayız, yanlış yoldayız! Kur’an “merhameti” emrediyor; biz husumetteyiz. Şükrü emrediyor; biz nankörlükteyiz. Tevhidi emrediyor; şirkteyiz. Emanetlere, sözleşmelere riayeti emrediyor; biz hıyanetteyiz. İnfakı emrediyor; biz cimrilikteyiz.

Kur’an kardeşliği emrediyor; biz düşmanlıktayız. Kur’an barışı emrediyor; biz kavgadayız. Kur’an vahdeti emrediyor; biz tefrikadayız. Kur’an paylaşmayı, dayanışmayı emrediyor; biz bencillikteyiz. Kur’an istişareyi emrediyor; biz çok biliyoruz. Kur’an Allah’a ve Resulüne itaati emrediyor; biz isyandayız. Kur’an ölçüyü, tartıyı doğru yapmayı emrediyor; biz hiledeyiz. Kur’an dininizi parçalamayın, bölmeyin diyor; biz elimizdeki parçayla övünüyor, avunuyoruz. Kur’an cihadı emrediyor; biz cihadı terk ediyoruz. Allah’a ve Resulüne muhalefet etmeyin diyor; biz muhalefetteyiz. Sadece ve ancak Allah’a kulluk edin diyor; biz yarattıklarına kulluk ediyoruz. İsraf etmeyin buyuruyor; biz israftayız. Yahudilere ve Hıristiyanlara uymayın diyor; biz onlara tabiyiz. Buna rağmen kendimizi Müslüman olarak, mümin olarak ifade ediyor, böylece de tanımlanıp, adlandırılıyoruz. Bu, ne yaman çelişkidir. Ne yazık ki, isim ve resim kaldı. Sıfat, öz, anlam uçup gitmiş. Müslümanlık bir kimliktir, iddiadır da. “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz.”Her iddianın isbatı gerekiyor. Görülüyor ki Kur’an’la, Sünnetle aramızda hayli mesafeler var. Ve giderek de artıyor. Hem kendimizi kandırmaya, hem de Müslüman olmayanları, bilmeyenleri şaşırtmaya hakkımız yoktur.

“Benim yoluma uyun, aykırı yollara uymayın.” (En’am,153) “Şeytana tapmayın” (Yasin,60) “İyilikte hayırda yarışın. Diyor Rabbimiz. Biz dünyalık toplama ve gaflet yarışındayız.

Kur’an ihtilaflarımızı, sorunlarımızı Kur’an ve Sünnete götürmeyi ve verilecek hükme razı ve teslim olmayı emreder. (Nisa,65) Biz ihtilaflarımızın hallini kimlerden talep ediyoruz? Kur’an, düşmanlarımıza karşı korunma tedbirlerini almamızı emrediyor. Allah ve Resulüne itaat edenlerle beraber olmamızı emrediyor. Biz düşmanlarla birlikteyiz. Düşmanlarımızı sever hale geldik.

Söylemde İslam’ı doğru anlatabilsek de onun bir hayat nizamı, tarzı olduğunu onu hayatımıza uygulayarak gösteremiyoruz. Reçete elimizde, dilimizde. Ama yine de hastayız. Reçetemiz “Rabbani”dir. Onun ilaçlarını kullanmıyoruz. Hastayken ilaç pazarlamaya, tanıtmaya çalışıyoruz. Bu çelişkilerle, biricik hayat iksiri, sadece şifa, deva olan/yan etkileri bulunmayan reçetemizin değerini, önemini anlatamıyoruz, inandıramıyoruz. Öksüren bir insanın öksürük ilacı pazarlaması ne kadar inandırıcı ki?

Biz böyle olunca, zalimler sömürü çarkları için ürettikleri zehirli/ zararlı reçetelerini, çözümlerini aklımızı, kalbimizi, sağlığımızı ve paramızı da alarak bizleri daha da hasta ediyorlar. Hem de zehirlerini güzel ambalajlarıyla, reklamlarla pazarlayabilmekteler... Biz Rabbani reçetemizi güzel sunamıyoruz.

Hak gelmedi ki, batıl defolup gitsin. Oturmakla gitmez. Hakkıyla cihad gerekli. Hep şikâyetteyiz. Kendi görevlerimizi güzel yapmıyoruz, yapamıyoruz. Meydan zalimlere kalıyor... Biz de onlardan şikâyet etmekle yetiniyoruz. Dindarlarımız cihada katılmıyor, duayla yetiniyorlar. Sonuçta İşte dünyanın manzarası: Kan, savaş, gözyaşı, yıkım, sömürü, zulüm... ve mutsuzluklar... Cihada terör elbisesi giydirdiler; terörü en büyük teröristler tanımlıyorlar. Siyasetsiz ve cihadsız bir İslam istiyorlar. Müslümanları onlar tanımlıyor, sınıflandırıyor ve çatıştırabiliyorlar.

Bundan evet zalimler sorumlu, ama biz değil miyiz? Biz adalete, ıslahata, imara çalışsak dünyadaki zulmün karanlığı yerini İslam’ın aydınlığına bırakır... Kendimizi muhasebe ederek, kendimize gelelim. Yeni baştan Müslüman olalım. Hem adıyla, hem de anlamıyla, ruhuyla, salih amellerle...

Hepimizin aradığı dünyada da güzel bir hayat, ancak iman ve salih amellerle mümkün. İzzet ve devlet de öyle... (Nur,55)

O halde -fert ve toplum için- saadet de izzet ve devlet de ancak sahih iman ve salih amellerle mümkün olabiliyor. Tevbelerle istiğfarlarla yeniden Kur’an’a Sünnete dönmeye mecburuz. “Fe eyne tezhebun” (Nereye gidiyorsunuz?) (Tekvir,26) diyor, Rabbimiz.

Günümüzde tüm sorunlarımızın çözümü için, adalet ve barış için yeniden İslam’a girmekten başka çıkış ve çare yoktur, vesselam.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Bahaddin Elçi - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR