Çok şükür!

MAKALEYİ DİNLE

İnsan, sahip olduklarını kaybetmeden değerini anlayamayan, elindeki nimetlerin, içinde bulunduğu güzelliklerin farkına varamayan bir varlıktır. Her zaman dert yanacak bir şey bulan, halinden ne kadar şikâyet ederse etsin, daha kötü, öncekinden daha zor bir duruma düştüğünde ise ancak anladığı sayısız lütuflarla yoğrulu bir varlık...

Hepimiz öyle değil miyiz? Bizler için yaratılmış kusursuz bir evrende gözlerimizi açmadık mı dünyaya? Dokuz aylık, kapkaranlık, daracık bir keseden koskoca bir âleme uyanmadık mı? Hepimiz imkân olarak bir önceki nesilden çok daha fazlasına sahip olarak başlamadık mı yaşamaya?

Dar da olsa güvenli ve konforlu keselerimizde tamamlanınca gelişimimiz, sabırlı bir annenin, şefkatli bir babanın kollarına verildik hepimiz. Bize kıyamayan, hayatı bize kolay kılmak adına çabalayan insanlar doluydu etrafımızda. Sevildik, özlendik, kıymet gördük. Bilmiyorduk ama her şeyimiz tamdı vücudumuzda. Ufak tefek rahatsızlıklarla geçse de bebekliğimiz, kazalarla, yara berelerle sürse de çocukluğumuz, tamdık. Bizim bilmediğimiz, görmediğimiz, sesini işitmediğimiz işçiler hem bedenimizi ve hem de dünyamızı durmadan işliyor, bize uygun bir hale getirmek için çalışıyordu.

Müslüman’dık. Anne babalarımızdan, çevremizden, küçücükken gittiğimiz camii hocalarımızdan öğrendiğimiz bir dinimiz vardı. Her vakit namaz kılınan, Kur’an okunan bir yuvamız vardı. Görerek büyüdük dinimizin kurallarını. Çoğu zaman ezberden gitse de neyi neden yaptığımızı veya neyi niye yapmamamız gerektiğini bilmeden, üzerine bir şey ilave etmeden devam etse de ibadetlerimiz, Müslüman ailelerin çocuklarıydık. Doğar doğmaz kulağımıza ezan okuyacak babalarımız, dedelerimiz vardı. Belki çoğumuzun pek lüks olmayan ama rahat bir geçimi de vardı.

Vatanımız vardı her şeyden ziyade. Kira ya da değil, vatan topraklarında büyüdüğümüz hanelerimiz vardı. Kaç odalı olursa olsun “Bizim” diyebileceğimiz yuvamız, kaç hektar olursa olsun “Bizim” diyebileceğimiz topraklarımız vardı...

Hani şimdi her halimizden şikâyetçiyiz ya, sahip olduklarımızın çokluğunu, nimetlerin sayısızlığını bilmeyişimizden aslında. O yüzden elimizin bir yerine küçücük bir kesik olsa, ellerimizin bizim için ne kadar kıymetli olduğunu anlarız işte. O yüzden dişimizin birinde bir sorun çıksa dişlerimizin varlığını hatırlarız. Yürüyemediğimiz birkaç gün, bacaklarımızın işlemesinin ne denli önemli bir eylem olduğunu anlarız. Uykusuz geçirdiğimiz bir gecenin sabahında, geceleri dinlenmemiz için veren Rabbin büyüklüğünü kavrarız. Çocuğumuz hasta olsa, sağlıklı çocuğun nasıl güzel bir nimet olduğunu idrak ederiz. Boğazımız şişse bir anda, yutkunamadığımızdan yiyemediğimiz nimetlerin değerini hissederiz. Suyun tadını alamadığımızda suyu, güneşi göremediğimizde güneşi, geceye erişemediğimizde geceyi özleriz. Bir yakınımızı kaybettiğimizde, bir uzvumuzda hasar meydana geldiğinde, alışılmış hayatımızda birkaç gün rutinin dışında bir hareketlilik olduğunda””Meğer ne kadar da tammış hayatımız, ne kadar da yolundaymış her şeyimiz!” deriz.

Evet, şükredecek o kadar çok şeyimiz var ki aslında. Yürüyen ayaklarımız, işleyen bacaklarımız, düşünen zihnimiz, çalışan kalbimiz, hareket eden ellerimiz, konuşan ağzımız, koklayan burnumuz, gören gözümüz, işiten kulağımız, kımıldayan parmaklarımız, tat alan dilimiz, sindiren midemiz, unutan yüreğimiz, çalışmak için gündüzümüz, dinlenmek için gecemiz, konuşmak için hecemiz, başımızı sokacak evimiz, sarılacak ailemiz, umut verecek eşimiz, şevk katacak çocuklarımız, pişirecek aşımız, dertlerle baş edecek başımız, kalabalıktan daralmayacak kadar yalnızlık, yalnızlıktan bunalmayacak kadar kalabalığımız, dara düştüğümüzde çalacak kapımız, her seslendiğimizde yanıt veren Rabbimiz!...

Biz ise bize her sabah yaşamamız için taptaze bir gün ve bu günün içinde sayısız nimetler veren Rabbimize, ne bu nimetler için şükrediyor ve ne de onları kaybetmemek için dua ediyoruz. Oysa “Şükredin ki nimetlerimi artırayım” müjdesini ve “Eğer nimetlerimi inkâr ederseniz benim azabım çok şiddetlidir” (İbrahim Suresi, 7) uyarısını bildiğimiz halde çok çabuk unutuyor, düzlüğe çıktığımızda, sıkıntılı durumlarımız, hasta hallerimiz, uykusuz gecelerimiz, yara ve berelerimiz, stresli günlerimiz geçtiğinde biz de yine o nimetler bize tapuluymuş gibi yaşamaya devam ediyoruz.

İşte bugün, yepyeni fırsatlar var önümüzde. Yine sayısız nimetler, Rabbimizin sayısız ikramları serpilmiş bizim için her yere. O halde günde bir kez olsun farklı bakalım dünyaya. Birkaç dakika da olsa tefekkür edelim hayatımızdaki güzellikleri. O zaman her şey çok farklı olacak hepimiz için. Nefesimiz kesilecek mutluluktan. Bulutların ardında bile olsa güneşin hizmetimizde olması, dünyanın her şeye rağmen dönüyor olması ve kalbimizin, biz zahmet etmeden işlevini yapıyor olması bizim başımızı döndürecek. Ne tarafa dönersek yönümüzü, orada binlerce şükür sebebi göreceğiz. İşte o zaman sık sık “Hâlâ şükretmeyecek misiniz” diye soran Mevla’mıza şükürlerle cevap vereceğiz!

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?

YÜKLENİYOR