İtiraz eden bozguncu ve darbeci!

MAKALEYİ DİNLE

Benim yaşta olanlar belli periyotlarla darbe ve darbe girişimlerini yaşadılar. Bir başka ifadeyle sivil-asker karışımı bir kesim ülkeyi koruma ve kollamak(!) adına canları istedikçe yönetime ya doğrudan ya da dolaylı müdahale ettiler. Bu ülke ve insanımız belirledikleri kalıbın dışına çıkmasın istediler. Kısacası, ister istemez ömrümüzün önemli bir bölümü darbe ve darbecilere karşı bir konumda geçti. Dolayısıyla sivil yönetimlere bir takım çevrelerin ellerindeki güce dayanarak müdahale etmelerine nereden gelirse gelsin karşı oldum. Bundan sonra da bu tavırım değişmeyecektir. İlk karşılaştığım ve kendimi doğrudan taraf olarak gördüğüm müdahale 27 Mayıs 1960 darbesidir. Bu bakımdan başlığı görür görmez birilerinin bizi de bozguncu ve darbeci ilan etmeleri yanlış ve haksızlığın ötesinde iftira olacaktır. Kimin ne düşündüğü de şu ortamda çok da önemli değil ama birbirimize haksızlık etmeyelim istedim.

Darbecilere karşı koyan sivilleri gelecekte de korumak için yayınlanan Kanun Hükmünde Kararnamenin ardından başlayan tartışmaların dozunun kaçtığını düşünüyorum. Özellikle de eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün KHK’da içine sinmeyen bir yazım şeklinin olduğunu söylemesi özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından sert tepkiyle karşılandı. Hâlbuki Gül, anladığım kadarıyla böyle bir kararnamenin çıkmasına, 15 Temmuz gecesi ve ertesi sabah darbecilere direnen sivillerin gelecekte de cezai takibe uğramamalarına karşı çıkıyor değildi. İfadede yanlış anlamalara sebep olabilecek bir muğlâklığın olduğuna, ileride bu durumun bir takım istismarlara sebep olabileceğine dikkat çekiyor, ifadenin gözden geçirilmesinde fayda olacağını hatırlatıyordu. Benim Gül’ün sözlerinden anladığım buydu. Ne var ki, Cumhurbaşkanı Erdoğan bu uyarıya karşı, “Biz bu yolda beraber aynı dava arkadaşı değil miyiz? Gönüldaş değil miyiz? Nasıl oluyor da bir anda Kemal’in kayığına biniyorsun? Yazıklar olsun” şeklinde sert bir karşılık veriyordu. Hemen belirteyim ki bu tepkiyi anlayabilmiş değilim. Çünkü Gül Kılıçdaroğlu’nun kayığına binmiş falan değildi. Belki eski bir arkadaş ve yoldaş olarak ikazda bulunuyordu. Bu ikazın Gül’ü Kılıçdaroğlu ile aynı çizgiye getirdiği şeklinde yorumlamak zorlamanın da ötesinde haksızlık değil mi?

Bu ilk açıklamaların ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan çeşitli konuşmalarında KHK’yı eleştirenleri ve üslubuna dikkat çekerek düzeltilmesinde fayda olacağı ikazında bulananları “bozguncu” olarak nitelendirmeyi sürdürürken Başbakan Yıldırım da, “Kim itiraz ediyorsa darbeciden farksız” şeklinde karşılık veriyordu. Şahsen bu üslubu ilgililerin öfkelerini kontrol edememeleri olarak algılıyorum.

Unutmamak gerekir ki kimse yanılmaz, hata yapmaz değildir. Herkesin ikaza bazen ihtiyacı olabilir. Bu bakımdan CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları ile eski Cumhurbaşkanı ve uzun yıllar birlikte siyaset yaptıkları partilerinden birlikte ayrılarak yeni partiyi kurdukları Gül’ün KHK’da ‘içime sinmeyen bir husus var’ değerlendirmesi karşısında Kılıçdaroğlu’nun kayığına binmekle suçlanması, bununda ötesinde benzer eleştirilerde bulunanların “darbeciden farksız” şeklinde nitelendirilmesi siyasi ortamı germekten öte bir işe yarmayacağı gibi eski arkadaşlarının bir ikazı karşısında böylesine öfkeye kapılmanın da tahammülsüzlüğün dışa vurumu olacağını söylemek yanlış olmaz sanıyorum.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Abdülkadir Özkan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR