Her eleştiren hain olabilir mi?

MAKALEYİ DİNLE

Sistem sahipleri… Düzen savunucuları, yerleşik gidişatın bozulmasına izin vermemek için her türlü yola başvuruyorlardı.

28 Şubat’ta, uygulamaya koymadıkları senaryo kalmadı. Başörtülü başörtüsüz… Sakallı sakalsız herkesi oyunun bir parçası yapmışlardı.

Müslüman’ca yaşamayı önceleyen insanları gözden düşürmek, inancı zayıflatmak, kendi düzenlerini güçlü kılmak için hile, desise, tuzak her şeye başvurdular.

O günlerin gazete ve televizyon arşivlerini inceleyin, dudaklarınız uçuklar.

İsim konmamış bir darbe sürecinden geçmişti Türkiye. Asker kafasına göre hareket ediyor, uzaktan yakından Meclis’e ayar çekiyor, siyasete çeki düzen veriyordu.

Siyasi partilerin içini karıştırıyorlar, güçleri bölmek, zayıflatmak için her yolu deniyorlardı.

İşte, böylesi bir süreçten sonra AK Parti doğdu…

Sistem sahipleri, yine tezgâh peşindeydiler… Bir insan partinin genel başkanı iken, başbakan olamıyordu. Sayın Recep Tayyip Erdoğan, partinin resmi lideri iken, ülkeyi yönetemiyordu... Ancak, halk oyunu verirken, onu gözetliyordu.

Bu çelişki bir müddet devam etti.

Sistemin dövdüğü, aşağıladığı insanlar iktidar olmuşlardı. Partisi, görüşü ne olursa olsun, inançlı kesimler, sevinmişlerdi.

Dışlanmış, horlanmış, güçsüz bırakılmış… İtilip kakılmış geniş toplulukların sözcüleri iktidardaydı artık.

Böyle bakılmıştı.

Devletin şişirilmiş bir deve dönüştüğünü… Sadece millete hizmetle var olması gerektiği… Bunun dışındaki kutsallıkların kabul edilmeyeceğini alenen beyan ediyordu iktidar…

Yani güçlü olması gereken milletin kendisiydi… Hizmete layık da o idi. Devlet tek başına bir varlık olamazdı. Milletle anlam kazanıyordu.

Adaletin temel değer olduğu vurgulanıyor, evrensel hukuk değerleri baş tacı ediliyordu.

Her insan gibi, iktidar da yaşlanır, yanlış yapar, doğru yapar… Düz yürür, yanlış yürür. Böylesi durumlarda, dışardan gelen eleştirilere, rahmani uyarılara kulak açmak gerekir.

Birbirinin aynası olmak, inancın gereğidir.

Aynaya bakmadan… Dışardan kendimizi görmeden, üstümüzü başımızı nasıl düzelteceğiz?

Bize her ayna tutanı hain, düşman ilan etmek, hangi aklın ürünü? Ne oldu emri bil maruf, nehyil anil münkir ödevine? İyiliği emretmek, kötülükten nehyetmek farz değil miydi?

Gördüğüm o ki, tahammülsüzlük iyi bir şey değildir. Her tenkit edeni, her olumlu muhalefet edeni, düşman, dışardan destekli falan filan diye nitelendirmek, hataların çoğalmasına yol açar.

Dinlemek… Bütün kaygılardan uzak suhuletle kulak açmak... Sonra da vicdani ve akli değerlendirmelerde bulunmak, huzuru ve saadeti getirir.

Ellerini çamura batırıp ona buna iftira atanlardan uzaklaşmak gerekir.

Her eleştireni hain, zalim, Amerikancı, düşman... Falancı filancı ilan etmek, belki bir anlık durumu kurtarır ama gerçeğin ve istikbaldeki güzelliğimizin üzerini örter.

Elbet, amaçları kötü olan, sırf ideolojik saiklerle yalan yanlış sözlerle muhalefet edenler olacaktır… Bunlar her devirde vardılar zaten. Bunları hariç tutarak, rahmaniyet ve vatanseverlik ölçeğinde eleştirilerde bulunanlara kulak verilmelidir.

Doğrular bu şekilde çoğalır çünkü.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Remzi Çayır - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Bilal B. - Bizde ki durum, ABD'ye biat etmiş 3-5 parti arasında ki koltuk savaşlarından başka bir şey değil. ABD çıkarlarına bağlı kalacağıma and içer papa heykeli altında da imzayı çakmadan parti bile kuramıyorsun memleketimizde. Particilikten başka bir yol lazım.

Yanıtla . 0Beğen 30 Aralık 17:07
Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR