Modern America’nın Çaresiz Yalnızlığı ve Çıkmazları

MAKALEYİ DİNLE

‘…Baştan beri o önemli sandığı rolün başkasına verilme ihtimaline karşı teyakkuzda olan esas oğlan, her fırsatta mızıkçılık yapmaktan çekinmeyecektir. Teknik ekibe; ışık şefine, boom operatörüne, kamera asistanına, set amirine ve diğerlerine saracaktır icabında. Kimi zaman hiç alakasız bir figürana çelme takacaktır. Ama tüm bunlar oyunu aksatmayacak, görselin tuzu biberi olacaktır. Seyirci daha bir etkilenerek izleyecek, olan biteni oyunun bir parçası zannedip mızıkçımızı da önemli bir rolü icra ediyor sanacaktır. “

Belki bir sinema setinin oyuncularından her biri kendini önemsiyordur. Belki bir hastalıktır bu. Ama sıradan figüranların dahi epey bir zaman sahne alabildiği bu dünyada Rockefeller denen adama verilen rol bile yüz yıl sürmüştür...’ Bunu anlatmayacaktım aslında. Yani konu bu değil. Hiç değil.

Bildiğimiz kadarıyla mevzu Trump’ın, müttefiklerince talihsiz olarak nitelendirilen “Kudüs’ü resmen İsrail’in başkenti olarak tanımanın zamanı geldi” sözleriyle başladığı büyükelçiliklerini de Kudüs’e taşıyacaklarına yönelik talimat verdiğini söylediği açıklamaydı. Daha sonra Amerikan dışişleri bunun birkaç yıl alacağını, bir müddet tepkiyle karşılanacağını, sonra tepkilerin her zamanki gibi yatışacağını beyan etti. Demek Amerikan yetkililerin ağzından çıkan zırvaların eylemsel karşılığı o kadar önemliymiş ki cümle devletler ve temsilcileri bununla ilgili açıklama yaptı, toplandı, dağıldı; hasret giderip hoşbeş etti. Bir birlik oluşturulmadı, bir ders alınmadı, bir karşı koyuş sergilenmedi. Daha doğrusu karşı koyuş gibi görünen şeylerin uluslararası politikada bir karşılığı yoktu. Misal; ‘Eyy Amerika, senin her tarafın güç olsa ne yazar’ dendiğinde kimse gocunmadığı gibi bunun Amerikan diline tercümesi diplomatik krize değil, diplomatik kahkahaya yol açardı. Geri dönüp hiçbir yetkili ‘Yav çok komik oluyorsunuz’ demek suretiyle kendilerine yönelik boş çemkirmeye değer atfetmezdi. Etmedi de nitekim.

BM kararları israil denen şey için hiçbir zaman bağlayıcılık taşımadığı gibi Amerikan politikasını ve karar alıcıları da hiç ırgalamaz. Böyleyken sanki Amerika’ya darbe vurulmuş gibi gösterilmesi, had bildirilmiş gibi davranılması iç politikaya dönük puan toplamaktan ibaret olsa gerektir. Bir başka devlet için bağlayıcı olmayacağı gibi aklı olan hiç kimse için de bağlayıcı değildir. Hatta o Amerikan yetkililer böyle beyanlarda bulundu da bu mesele patlak verdi diye bu memleketteki müttefikleri minnet duymalıdır. En azından gündemlerini teşkil eden reza meselesi böylece sümen altı edilmiş, halk nezdinde etkileyiciliği, bağlayıcılığı azaltılmış; izahı ötelenmiş hale gelmiştir. Gerçi o konuyu da benzer konularda hep yaptıkları gibi millete, memlekete mal etmeyi başaran yetkililer, neyin karşılığı olarak gündemin değiştiğinden elbette haberdardırlar.

Şimdi, anlamadığımız, ama işte tam da işbirlikçilerin anlattığı şekliyle Birleşmiş Milletler ( Bunu İslamcılar eskiden bir leşmiş milletler diye söylerdi ) Genel Kurulu’nda 128 devletin yes, 9 devletin no demesiyle Kudüs meselesi, yahut bir asırdır Kudüs etrafında dönen meseleler çözülmüş mü oldu? Haberlerin, habercilerin söylediğine, hatta goygoyunu yaptığına göre Amerika yalnızlaşmış, kabuğuna çekilmiş, geçmişini sorgular hale gelmiş; Abraham Dessertsound’un ‘wheredid I gowrong’ şarkısını dinleyip kafasına vurmaktaymış. Yalnızlıktan o kadar örselenmiş ki içkiye düşmüş, esrar çekip mayışıyormuş falan… Yav arkadaş, iyisiniz hoşsunuz da bugüne kadar hangi Birleşmiş Milletler kararı Amerika’yı bir yeri bombalamaktan, bir memleketi talan etmekten, bir toplumun ırzına geçmekten vazgeçirmiş? Hangi yalnızlık, hangi kimsesizlik? Sanki sizin övündüğünüz / avunduğunuz stratejik ortaklığa bu katil sürüsünün, bu leş kargalarının ihtiyacı vardı. Bunlar sizin avuntunuz eyy işbirlikçiler diyen de yok. Şimdi yalnız bıraktınız diye zaten kötü yolda olanın kötü yola düştüğünü söylemeyin bari.

Tekrar ifade etmek gerekir ki tüm bu söylemler, eylemsiler, plan ve projeler israile karşı başlatılan yahut başlatılması düşünülen, önerilen, özlenilen üçüncü intifadanın başlamaması için sarf edilen çabalardır. israile yönelik bir karşı çıkışın, topraklarımızı yeniden kazanma arzusunun önüne geçme çalışmasıdır. Taş çömleğe değmesin için çömleğin sarılıp sarmalanması; Siyonist çapulculara fırlatılan taşların çene yoluyla havada yakalanmasıdır. Taş çömleğe değmelidir. Ellerimiz ve yüreklerimiz kanatlanmalı, taşlarımız israilin ve dahi amerikanın gayrı meşru yüzünde yankılanmalıdır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR