Kültürel işgalin adı: Yabancılaşma

Bismillahirrahmanirrahim

Toplumları ayakta tutan en güçlü etken, onların ahlaki ve manevi değerleridir. Milletler değerleriyle varlıklarını korur; güçlenirler. Değerlerinden uzaklaştıkça zayıflar; sömürgecilerin ağına düşerler.

Selçuklu ve Osmanlılar, manevi değerlerini baş tacı ettikleri için toplam bin sene insanlığa ışık tuttular. Dünyaya örnek oldular. Hak ve adaletin temsilciliğini yaptılar. Tarihin imtihanını yüz akıyla verdiler. Hâlâ hayırla anılıyorlar.

Toplumlara dinamizm kazandıran en etkili güç dindir. Bütün hak dinlerin aslı İslam’dır. İslam’ı yaşayan milletler sevgi ve şefkat medeniyetini oluşturdular. Karşısındakilerse, çatışma ve sömürü toplumunu.

Yahudiler, Musa’ya (as) indirilen Tevrat’ı kendi emellerine göre değiştirdiler. “Muharref” hale getirdiler. Kavimlerini üstün gören bir din uydurdular. İsa (as) Romalılarla mücadele ederken yanında kimse yoktu. Fakat ölümünden sonra İsa’nın getirdiği dini değiştirdiler; içine putçuluğu koydular. Hıristiyanlık Romalılaştı.

Kur’an, önceki hak kitapların hükümlerini de içinde barındıran mütekâmil kitaptır. Hükümleri kıyamete kadar yürürlüktedir. Bu sebeple önceki kitapları neshetmiştir: “Şüphesiz Kur’an’ı Biz indirdik; elbette onu Biz koruyacağız.” (Hicr, 9) Din” “yaşama biçimi, yol” anlamlarında. Allah, kullarının bütün ihtiyaçlarına cevap vermek üzere tastamam bir din gönderdi: “Bugün sizin dininizi ikmal ettim, üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam’ı beğendim.” (Maide, 3). Kur’an, insanlığın araştırarak her aradığını bulacağı eksiksiz kitaptır: “Yaş ve kuru ne varsa hepsi bu apaçık kitaptadır.” (En’am, 59)

İSLAM HAYAT DİNİDİR

İSLAM, insanlığın huzur ve saadeti için Allah’ın gönderdiği son hak dindir: “Allah katında hak din ancak İslam’dır.” (Al-i İmran, 19) İnsan ve toplumlar Allah’ın dininden uzaklaştıkça mutluluğa hasret kalırlar. Yaptıkları da Allah katında makbul olmaz. Allah dinini, insanlar hayatlarında yaşasınlar diye göndermiştir: “Kim, İslam’dan başka din ararsa, bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o, ahirette ziyan edenlerden olacaktır.” (âl-i İmran, 85)

Kitap elimizdedir. Ölçüleri bellidir. Müslüman toplum Allah’ın indirdiklerine göre hayat yaşayacak; gayrimüslimlere de yaşanmaya değer hayat modelini sunacaktır. İslam hayatın bütününe hitap eden dindir. Sadece konuşulmak için değil, aynı zamanda “yaşanmak için” gönderilmiştir. Yaşandıkça meyvesi görülür: Kardeşlik yayılır; toplum birbiriyle kenetlenir. âhiret inancıyla kul bencillikten kurtulur; kardeşleri için yaşayan bir insan haline gelir. Kendi nefsi için istediğini kardeşleri için de ister. Komşusu açken kendisi tok yatamaz.

Mükemmel ölçülere sahip bir toplum değerlerine sıkı sıkıya bağlı olmalıdır. Ölçülerinin gevşemesine, örselenmesine fırsat vermemelidir. Bu değerler elden çıkarsa, toplum sonu meçhul girdaplara sürüklenir. Çünkü o ölçüler ilahi kaynaklıdır. Tarih, aslını bozan, değerlerini kaybeden toplumların acı akıbetlerini haber vermektedir. İslam gibi sağlam bir dine sahip toplumlar ellerindeki hazinenin kıymetini bilmelidir. Hazine elden çıkarsa toplum acıklı bir akıbete sürüklenir.

ASLIMIZI KORUYALIM

İSLAM ilahi kaynaklıdır; Allah yapısıdır. Kul, İslam’ın prensiplerine uymakla yükümlüdür. İslam’a inanan mü’min elinden geldiğince inancını yaşamaya çalışır. Özü ve sözü bir, net insan olur. Olduğu gibi görünür, göründüğü gibi olur. Aslını bozup yabancılaşmaz.

Müslümanlık, mensuplarının orijinal, tabii özelliklerini bozarak yabancılara benzemesini istemez. Allah Resulü (sav) uyarır: “İnanç ve ibadette başkasına benzeyen bizden değildir.” (Tirmizi); “Mü’min olduktan sonra İslam’ın dışındaki bir hayatı arzu eden kişi Allah’ın gazabını hak etmiştir.” (Mişkût-ülMesûbih)

İslam şerefli, ulvi, insanın yapısıyla uyumludur. Haktır. Müslüman, inancına uygun olanı yaşar. Hakla batılı birbirine karıştırmaz: “Hak ile batılı birbirine karıştırmayın; bilip dururken hakkı gizlemeyin.” (Bakara, 42) Batıla benzemenin hükmü bellidir: “Kim bir kavme benzerse; o da onlardandır.” (Ebu Davut)

Gayrimüslimler bayramlarını kutlar; kendilerine has ibadet ve ritüellerini yerine getirir; totemlerine inanır. Müslüman ise İslam’ın öngördüğü ulvi hayatı yaşar; yabancılara benzemez.

Yarın vefatının 81. yıldönümü olan Mehmet Akif’imizi, yabancıların adetlerine özenen Müslümanların tutarsızlığından yakındığı mısralarıyla anmaya çalışalım:

“Bir mûnî veremedim, şu Miladi yılbaşına, / Şaştım kaldım, Müslümanların vah telaşına.

Çevirdim başımı, nereye ettimse bir nazar, / Gördüm ki, Noel için hazır çarşı, pazar.

Ey âlem-i İslam’ın baş tacı büyük Türkiye, / Mukaddesatı unuttun, Avrupa diye diye.

Yurdumu işgal eylemiş şu Garb’ın safsatası, / Kiminin maymunu var, kiminin Noel babası(!)”

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Şakir Tarım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?