Ama haram!

MAKALEYİ DİNLE

Son zamanlarda “ama” kelimesini ya da itirazını çok daha fazla duyar olduk sanki. “Biliyorum ama, tamam ama, haklısın ama, doğru ama, evet ama, orası öyle ama...”

Birileri bize unuttuğumuz bir hakikati hatırlattığı zaman, yaptığımız bir yanlışı uyardığı ya da olması gerekeni söylediği zaman, eğer ki ondan vazgeçmek istemiyorsak hemen “ama” diye cümleye başlayıveriyoruz. Direk olarak itiraz edemediğimiz, “Böyle bir emir yok!” diyemediğimiz ama nefsimize de ağır gelen dinin hükümlerine, “Ya evet ama” diyerek dolaylı yollardan karşı çıkmış, tasdik etmemiş olduğumuzu gösteriyoruz. Ve bu “amalar” zamanla öyle çoğalıyor, öyle bizi kendine esir ediyor ki ilk başlarda mahzunca, mahcup bir halde yapılan hatalar artık benimsenmeye ve küstahça bir tavır içinde yapılmaya başlanıyor. “Ama” kalkıyor, “Ben buyum” geliyor. Haram kalkıyor, helal geliyor... Böyle olunca da biz farkında olmadan cennet bizden fersah fersah uzaklaşıyor.

“Ama” dediğimiz şey, her şeyi yaptırır insana. “Ama” diyerek ucu açık cümleler kuran insan her türlü tamamlayabilir cümlesini. “Piyango haram değil mi?” dersin, kumar ve dikili taşlar ile alakalı ayetleri söylersin, “Haram biliyorum ama...” der. Ya fakirdir ya ihtiyacı vardır ya da başka bir bahanesi. Ama illa ki söyleyecek bir şeyi vardır. Sonuç olarak haram olduğunu bile bile başkaca şehirlerden gelip kuyruk oluşturur piyango gişesinin önünde.

“Neden kaşını alıyorsun haram değil mi?” dersin. “Evet, ama...” der. Ya çok dağınıktır ya fetva bulmuştur kendine ya da çok değiştirmiyordur zaten sadece topluyordur. Ama Allah Rasulü “Lanetli” dediği halde yapmaya da devam ediyordur.

“Neden sigara içiyorsun, zararlı değil mi?” dersin, “Zararlı ama...” der. Ya bırakamıyordur ya bırakmak istemiyordur ya denemiş başaramamıştır. Ama paket paket sağlığını bitiyordur elleriyle.

“Neden yanında mahremin olmadan 90 kilometreyi aşan yolculuklarını yalnız ediyorsun, hakkında hadis olduğunu bilmiyor musun?” dersin, “Biliyorum ama...” der. Ya mecburdur başka çaresi yoktur ya bu zaman o zaman gibi değildir, yol güvenliği vardır ya da hadis bu zamanı kapsamıyordur. Ama eğlence için, gezme tozma için bile dünyanın öbür ucuna mahremsiz gidiyordur.

“Neden kadınlarla tokalaşıyorsun, haram değil mi?” dersin, “Aslında öyle ama...” der. Ya şartlardan dolayı mecbur kalmıştır, ya takiyye yapıyordur ya da bir şey hissetmiyordur tokalaşırken. Ama karşıdaki uzatmadan o uzatıyordur artık elini.

“Neden tesettürüne dikkat etmiyorsun, giyinik çıplaklar uyarısını duymadın mı, deve hörgücü benzetmesini bilmiyor musun?” dersin, “Biliyorum ama...” der. Ya kalbi temizdir ya ondan daha kötüleri vardır ya da bu zamanda bu kadarı bile zaten fazladır. Ama basit bir tavizle başlayan moda sevdası almış başını gitmiştir…

En acı tarafı ise hayatımızı, varoluş amacımızı, yaşam stilimizi, insanî ilişkilerimizi, ev veya iş düzenimizi, en önemlisi de imanî meselelerimizi çok fazla etkileyen, bir günde bile defalarca kez tekrarladığımız bu “ama”ların en fazla helaller ve haramlar çerçevesinde söyleniyor olmasıdır. Ve ilginç olanı ise bu soruları ve tepkileri birilerinden duymaya veya birilerine söylemeye ihtiyaç kalmadan, çoğu zaman kendi nefsimize sorup cevaplarını da yine kendi kendimize verebilmemizdir. Yani belki de pek azımız istisna olmak üzere hepimiz, bir şeylere, sırf nefsimize ağır geldiği için kendimizce kılıf buluyor ve aksini yapmaya devam ediyoruzdur. Çünkü yaşadığımız çağ, içinde bulunduğumuz günahlar ve birbiri ardına sıraladığımız “ama”lar bizi haramdan çekinmez, günaha düşmekten ve cehennem azabından korkmaz bir hale getirmiştir. Haramdan çekinmememiz ve çiğnemeye alıştığımız emirler neticesinde, “biliyorum, yanacağım” itirafını çok rahat dile getirebilir, vücudumuzdaki küçük bir yanığa dayanamazken cehennem ateşini çok kolay göze alır hale getirmiştir.

Oysa hepimiz, kendi hayatlarımıza bir baksak, zaten bizi cennete taşıyacak elle tutulur pek de bir ibadetimiz olmadığını göreceğiz. Namazlarımızın hali ortada, oruçlarımız zoru zoruna, tesettürümüz tesettüre muhtaç bir haldeyken ve ekstradan nafile ibadet yapmadığımız da hepimizce aşikârken, en azından sınırları kesin çizgilerle belli olan haramlardan kaçınma konusunda titizlik göstermemiz gerekmez mi? “Tamam belki çok fazla nafile ibadet edemiyorum, geceleri uykuyla gündüzleri çalışmayla geçiriyorum ama Rabbimin ‘Sakın ha!’ dediği şeylerden uzak duruyorum” dememiz gerekmez mi? “Haram haramdır. Nasıl ki zina haramsa piyango bileti almak da haramdır” dememiz ve adına “Milli” bile denmiş olsa uzak durmamız gerekmez mi?

Evet, yaşadığımız zaman kötü, günahlar süslü, bahanemiz çok fazla. Şeytan hiçbir günahı “Haydi cehenneme!” diye getirmez zaten insanın karşısına. Mutlaka altın tabaklarda sunar, mutlaka türlü mazeretleri de insanın aklına koyar. O yüzden çok çok dikkatli olmamız ve her ne kadar basit bir şeymiş gibi görünse de Allah veya Rasulünün haram kıldığı bir şeyin yanına bile yaklaşmaktan korkmamız gerekir. Bir harama yaklaşırken veya aklımızdan geçirirken bile sanki ateşte yanıyor gibi yüreğimizin harlanması gerekir. “Haram ama” değil, “ama haram” dememiz gerekir!..

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Meryem Nida - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

02

Yılmaz - Muhteşem ve ibretlik bir yazı. Tebrik ve teşekkür ederim.

Yanıtla . 0Beğen 04 Ocak 23:12
01

Yılmaz - Gerçekten muhteşem ve örnek almamız gereken bir yazı. Teşekkür ederim. Allah razı olsun.

Yanıtla . 0Beğen 04 Ocak 22:45
Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR