Hep reaksiyon, hep reaksiyon…

MAKALEYİ DİNLE

“Aksiyon” var, buna mukabil bir de “reaksiyon” var. Aksiyonda bulunmak için bir plan, amaç, hazırlık gerekiyor. Aksiyonda bulunmak, bir hedefe doğru ilerlemenin ön şartıdır çünkü. Tersi olunca eylemsizlik, yani atalet oluyor, miskinlik oluyor, hedefe varamayıp sadece “lafla penir gemisi yürütmek” oluyor.

İslam alemi olarak hal-i pür melalimiz “reaksiyon”da bulunmakla sınırlı. Birileri sürekli bir aksiyon içindeyken biz sadece reaksiyonda bulunuyoruz. Yani, tepki gösteriyoruz, lanetliyoruz, kınıyoruz. Velhasıl-ı kelam, “lafla peynir gemisi yürütmeye” uğraşıyoruz. Eyleme sözle karşılık verince, ne o eylemleri önleyebiliyoruz, ne de yeni belaların gelmesine mani olabiliyoruz.

Aksiyona karşı reaksiyon göstermek, İslam coğrafyasına yönelik olan hesapları alt üst etmiyor, planları başlarına geçirmiyor. Sadece İslam aleminde hayli yaralanmış olan yürekler, vicdanlar biraz soğutuluyor, sadece “kalben buğz” edilmiş oluyor. Halbuki “kalben buğz etmeye” gelene kadar, “elimizle düzeltme” imkanımız var ve onu bir türlü yapmıyoruz, yapamıyoruz.

Dışişleri Bakanı da bunu adeta bir büyük stratejiymiş gibi ortaya koydu geçenlerde. İsrail’le “normalleşme anlaşmasından” sonra İsrailli yetkililerin kendilerine “artık bizi eleştirecek misiniz?” diye sorduğunu ve “gerekirse eleştiririz” diye yanıt verdiklerini belirtti. İsrail’i “eleştirmek” artık ne kadar büyük bir eylem ise! Bakan, İsrail ne kadar şiddetli eylemlerde bulunursa “o kadar şiddetli eleştireceklerini” de söylüyordu mülakatında. Tam bir “kahrol düşman, al sana bomba” manzarası…

Reaksiyon göstermeye alışınca aslında eylemsizliğe, atalete de alışıyoruz. Çünkü herhangi bir planımız, hedefimiz yok ve sadece birisi bir şey yaparsa ona tepki göstermekle mutmain olur haldeyiz. İslam alemi bu durumu öylesine içselleştirmiş vaziyette ki, Ortadoğu’nun ortasında yer alan ve aslında Müslüman ülkelerle de kuşatılmış olan İsrail, eylemlerinde en ufak bir tereddüt dahi göstermiyor. En ufak bir korku bile duymuyor, çünkü o da sadece reaksiyonda bulunacağımızı biliyor ve gösterilen tepkilerin, kınamaların da birer “hava, civa” olduğundan da gayet emin.

Trump’ın Kudüs’ü başkent olarak tanıma kararının ardından da İslam alemi “kınama”da buluştu. Bu kınamalar kimi, neden rahatsız etsin ki? İngiltere, Fransa ve AB bile benzer tepkiyi gösterdi. Onların tepki göstermesindeki motivasyon farklı olabilir, ancak sonuç olarak Avrupa bile bu durumu “kınadı”.

Bizler, Kudüs’ün İslam açısından ne kadar kutsal ve müstesna olduğundan dem vurup, son tahlilde Avrupa ile aynı tepkiyi veriyoruz. Yani, aslında yasak savıyoruz. Bu reaksiyonlarımız neden caydırıcı olsun ki artık? Sürekli kınayarak, sürekli eleştirerek, sürekli nutuk atarak ancak sokaktaki vatandaşın “gazı alınıyor”, ötesi yok maalesef.

İslam İşbirliği Teşkilatı’nın “Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıyoruz” kararı da tam bir reaksiyondur. Trump’ın kararına misilleme amacı güden ve eksik bir açıklamadır. Kudüs’ün bütününü değil de Doğu Kudüs’ü gündeme getirmek, mesela Batı Kudüs’ü otomatikman İsrail’in başkenti olarak kabul etmek değil midir? İsrail’i hem “işgalci” olarak tanımlayıp, hem de işgalini tanımak hangi mantıkla bağdaşır?

Bütün bunlar aksiyonda bulunmak yerine hep reaksiyon göstermek zorunda kalmamızla ilgilidir. Nitekim, “atılan taşın ürkütülen kurbağa”ya değmediği, Netanyahu’nun açıklamalarıyla da anlaşılmaktadır. İsrail’in canını acıtacak, ABD’yi zora sokacak en ufak bir tedbir bile gündeme gelmiyor, sadece kınama ve hayli ilginç bir tanıma açıklaması geliyor. Hayret!

Onlar yapacak, edecek, boş durmayacak ve biz sadece eleştirecek, kınayacak, konuşacağız yani. Sonra da zulüm neden bitmiyor diye ağlayıp yakınmaya devam edeceğiz. Elle tutulur, somut bir aksiyona girişmek için neyi bekliyor acaba İslam dünyası?

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Burak Kıllıoğlu - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

01

Hüseyin - İİT ülkeleri, bu reaksiyonlarında en ufak bir samimiyet olsa küçük de olsa somut bir adım atabilirler. Mesela, bu İİT ülkelerindeki sayısı dahi belli olmayan abd-ingiliz üsleri ve askeri varlıkları en azından gündeme getirilebilir...Eskiden beri, abd-ingiltere bir taraftan İsrail'e tam destek verirken, bir taraftan bu İsrail-Filistin meselesini zaman zaman gündeme getirerek kullanmaktadır.

Yanıtla . 0Beğen 20 Aralık 09:44
Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR