Bizim çocuklardan Mariya

Ona yıllardır arkadaşımın evinde rastlarım.
Koşturmadan sıyrılıp, bu kez onunla konuşmaya zaman bulabildim.
Nedense sohbet için artık pek vakit bulamamaktayız.
O, başını kaldırmadan çalışırken, cam silip etrafı temizlerken, nefes almaya sanki saniye bulamazken, benim de böyle senede bir iki uğrayışlarımda dakikalarım sayılıdır. Ancak bu kez o dakikaları biraz da bu çalışkan kadına ayırdım.
Öyküsü diğer kadınlar gibi, elli yaşlarında.
Eşi Türktür, kalp krizinden ölmüştür. Ancak ölen eşi yeterli düzeyde çalışmadığı için ardından kendisine maaş bağlanmaz, kayınvalidesigil de ilgilenmezler.
Sohbetin başında Moldovalıyım der.
Anacığına götürüp kızını, “anne sen bak, ben Türkiye’ye dönüp ekmeğimi kazanacağım”, der.
Ancak birkaç dakika sonra sohbetin ortasında “aslında abla ben de Türküm, atalarımız kardeşmiş, ailemin soyadı Karabacak. Hatta bizim şehirde, Komrat’ta, bize derler ki, “gidin Türkiye’ ye” .
Karamurat der gibi Komrat demekte Mariya.
Konuştukça anlaşıldı, meğer Gagavuz Türkü imiş.
Bosnalıyı, Peşmergeyi, Suriyeliyi, Özbeki, Kırgızı, Taciki, Uyguru kovdukları gibi, “gidin Türkiye’ye burada ne işiniz var” diye, Moldova’da da öyle demekte imişler.
Mariya kendini bildi bileli Türkçe konuşmakta imiş.
Neden Müslüman olmadın dedim, “benimseyemedim, kendi dinimden vazgeçemedim, eşimin de İslam’la ilgisi yoktu”.
“Anacığım çok dindardı abla, ressamdı; kiliselerin çok güzel resimlerini yapardı, nehirde yüzerken bile açık değil, uzun don giyerdi ne dersiniz siz haşema, anafora kapıldı boğuldu. Bir kız kardeşim vardı kanserden öldü, onun oğlunu yetimhaneye veriyorlardı, bırakmadım, ben bakıcam dedim şimdi iki çocuğum var ve onlara bakıyorum, sevaptır değil mi abla”.
Çocuğun, babasının dininden mi Mariya.
Hayır abla, çocuklarım da benim dinimden. Eşim ve ailesi beni, dinimden döndürecek kadar iyi bir örnek olamadılar, ben çok dindarım, vazgeçemedim. Allah’a çok şükür kazanıyorum, çok yoruluyorum ama böyle iki üç müşterim var hafta da 3-4 gün temizliğe gidip, boş kalmıyorum ekmek paramı çıkarıyorum, çocuklarıma bakabiliyorum, yoksullara az da olsa yardım edebiliyorum”. Kendilerinin de kurban kestiğini, bazı gıdaları yemeyerek oruç tuttuklarını fakat ibadet için kiliseye gittiklerini, anlattı.
Balkanlara ve Orta Avrupa’ya inen Macarlar, Bulgarlar, Peçenekler, Gagavuzlar, Kumanlar zaman içinde Hıristiyanlaşmışlar, yolu Anadolu’dan geçenler ise;Müslümanlığı öğrenip yaşamışlar.
Bunların dışında Yahudiliği, Budizmi ve Şamanlığı seçenler de olmuş.
Bugün Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla kurulan Moldova Cumhuriyeti’ne bağlı “özerk” bir devlet. Gagauzlar‘ın kendi bayrakları, ulusal marşları, meclisleri, milletvekilleri bulunmakta. Gagauzya adı verilen devletin yüzölçümü 1,832 km2, sayıları 250 bin olarak söylenmekte. Hepsi Gagauzya’da yaşamıyor, başta Moldova ve Ukrayna olmak üzere Rusya, Bulgaristan, Yunanistan ve Türkiye’de yaşamaktalar.
Mariya da bizim çocuklardan biri idi; atalarının kardeşlerinin toprağında helalinden ekmeğini kazanmanın derdinde idi.
Necla Teyze ile yetmiş yıllık bir dostluğu sürdürmekteyiz annemden emanet, Kirkor ile 150 yıllık bir komşuluğu yaşatmaktayız anneannemden yadigâr, Halepli Hesna sokağımıza taşınalı dört yıl oldu, yedi yüz yıllık Osmanlı hatıraları şahitliğinde kardeşliği duyumsamaktayız, Gagavuz Mariya ile tarihin tanıklığında bin yıllık bir tanışlığı yâd etmekteyiz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mine Alpay Gün - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?