Hak talep eden  “sivil toplum”dur

MAKALEYİ DİNLE

Günümüzde sosyal değerden, ekonomik değere doğru hızlı bir kaymanın yaşanmakta olması, insana yatırımı engellemektedir. Ekonomik gelişmelerin sosyal alanı perdelemesiyle hak arayışları da azalmaktadır. Hatta sivil toplum, devlet, piyasa ve aile ilişkileri dışında konumlanamadığından hak talep edememektedir. Kalkınmanın, reflekslerin değil şuurun bir eseri olduğunu bilenler bu durumu değiştirmek zorundadır. Bu açıdan sistemin sürekli refleks oluşturduğu bir yapıda, şuur üreten kaynaklara odaklanmak kaçınılmazdır.

Bugün bunu kavrayan ve görünen anlık sorunların ötesine geçecek insanlara ihtiyacımız var.Bunun modeli ise; “bildiklerinizi yaptığınızda, bilmediklerinizi Allah’ın size öğretmesi”dir. Bu her zaman açık olan bir kapıdır ama insanlar anlık sorunların ötesine geçemediği için bu kapıdan içeri girmeyi akledemezler. Bu yüzden bu görev sivil toplum kuruluşlarının sorumluluğudur. “Kudüs İslam’ındır” mitingi bunun en güzel örneğidir.

Sivil Toplum beklenen etkileşimi, hayatta neyin yolunda gitmediğini bulma ve çözümü yaygınlaştırma noktasında başlatabilir. Bu noktada; toplumu yeni sıçramalara ikna ederek sorunun ortadan kalkmasını sağlayacak bireyler yetiştirilir. Topluma yalnızca balık vermek ya da balık tutmayı öğretmekle yetinilmez, balık endüstrisinde bir devrim oluşturmak hedeflenir. Bu hedef, hak talep eden sivil inisiyatifler oluşturmanın tek yoludur. Bu yolda, insanların potansiyelleri görmesi ve bunları değerlendirmesi sayesinde işbirliği imkânlarına ve yeni çözümlere vesile olmak esastır. 2. STK Fuarı, sivil toplum sorumluluğunun yeniden gözden geçirilmesi için vesile olmuş ama beklenen etkileşimi gerçekleştirememiştir.

STK’ların sorumluluğunu hakkıyla yerine getirmesi için faaliyetlerinin kapsamı bakımından işlevsel olabilecek ölçütlere kavuşması gerekiyor. İlk olarak; akrabalık ilişkileri, daha doğrusu özel yaşam ilişkileri dışarıda bırakılmalı ve sivil topluma katılmanın gönüllülükle ilgili olan boyutu yakalanmalıdır. İkinci olarak; sosyal hayatın menfaat ve fayda ilkelerine tabi alanlarında ortak faydanın sağlanmasına yönelik ilişkiler öne çıkarılmalıdır. Son olarak ise; hayat zorlayıcı ilişkilere değil, ilkelere dayanan boyut üzerinden yeniden kavranmalıdır. Ancak bu ilkeler sayesinde bütün kazanımlar, insana yapılan yatırımın karşılığı olabilir. STK’lardan hak talep eden bir dönüşüm bekliyorsak, sivil toplumun genel başkanlara bırakılmayacak kadar ciddi bir iş olduğunu bilelim, bildirelim.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İbrahim Veli - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket İİT'nin Filistin'in başkentini Doğu Kudüs olarak kabul etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

YÜKLENİYOR