Atılan taş ürkütülen kurbağaya değer mi

Kudüs 1917’de kırmızı ceketliler tarafından işgal edilirken buralardan Almanya’ya doğru inceleme gezisine çıkılıyordu. Kudüs 1947’de bölünürken buralarda memleket insanına hacca gitmek için izin, memlekete yabancı sermaye girişleri için yasa çıkarılıyordu. Kudüs 1967’de tamamen işgal edilirken buralarda Vietnam için abedeye dua ediliyordu. Bugün, 100 yıl sonra işgalciler Kudüs’ü başkent yapmaya yeltendiğinde çoktan işgali kanıksanmış topraklar için işgal güçlerinin tasarrufta bulunmasına isyan ediliyor. Gerçekten isyan mı? Her fırsatta stratejik müttefik vurgusu yapan memleket idaresinin ve yardakçılarının ve dahi seçmeninin trump’ın seçim kazandığı günü bir bayram ilan etmediği kaldı.

Topraklarımızı bir bahis sonucu kumarda kaybetmedik. Tanklar, toplar, konvansiyonel silahlar, helikopterler, uçaklarla işgal edildi. Şu halde işgale, tecavüze, haksızlığa yönelik karşı koyuş da aynı silahlarla olmalıydı. Heyhat, bunlar hiçbir zaman uçağa, tanka sahip olmadığı gibi helikopter modernizasyonunu dahi israile yaptırmaktaydı. Olmuyorsa taşlarımız, olmuyorsa yumruklarımız vardı. Hiç yoksa tesirli-tesirsiz, belki parça tesirli sözlerimiz vardı. Kullanılmadı. Sesi, sözü, her tür gücü ve her tür insan varlığını kullanmayı çok iyi bilen yöneticiler farkında olarak / olmayarak düşman saflarındaydı. Hiçbir anlaşmaya, işbirliğine, dostluğa, dayanışmaya halel gelmedi bu sebepten. israil denen şeyin ve de yerli – yersiz işbirlikçilerinin sülalesi rahattı. Gücün müşahhas hali devlet olarak kabul ediliyorsa denebilir ki; biz Müslümanlar ulus devlet anlayışına diasporadaki yahudiler kadarcık karşı çıksaydık bütün bunlar olmazdı! Fırlatılan bir taş kadar olamadık nitekim, taş kesilmişçesine yerimizde ( belki bizim olduğunu iddia edemeyeceğimiz yerde) çakılı kaldık.

Taş atmak fena halde erdemli bir davranıştır. Malcolm X’in şiirimsisinde geçen şekliyle; “Bir taş at. Bir taş daha at. Bir şiir ateşle. Bir yumruk yükselt. Sesini yükselt…” İhlas ve samimiyetle savrulan her bir taş, takdiri ilahinin tecellisiyle hedefi bulur. Bulmazsa da takdir-i ilahidir. İnsan, inanç, azim ve kararlılıkla taş atmaktan sorumludur, hedefi vurmaktan değil. Taşın bereketinin, taş atmanın erdeminin, taşın bağışladığı dirayetin en iyi anlaşıldığı, müşahede edilebildiği yer yine çevresi mübarek kılınan Mescid-i Aksa olsa gerektir. Tam da o civarda savrulan her taş rahmet vesilesidir. Böylece uyanmak, böylece uyarmak, ayık olmak ve kısmen de olsa dirilmek mümkün olabilmiştir.

Aksa çevresinde yaşanan her olayda, daha ilk taş savrulduğu anda dört bir yandan ses gelir. Olumlu ya da olumsuz. Tam teçhizatlı askerlere, konvansiyonel silahlara, tanklara karşı atılan taşlar her defasında yeni bir intifada müjdesi verir. Gözümüz, gönlümüz yeşerir. Umutlanıveririz. Taş atmanın kutsiyeti yine emin olan beldede, Mina’da şeytan taşlama kisvesinde dini bir ritüel olarak karşımıza çıkar. Zilhicce ayının onuncu günü hacılar, Allah’ın adıyla, Allahuekber nidalarıyla ellerindeki taşları küçük ve büyük diye nitelendirilen şeytana fırlatırlar. Küçük ve büyük; Amerika ve israil gibi yani. Böyle bir dini ritüeli Yahudi gayet iyi bilmektedir. Dolayısıyla kendisine, askerine, köpeğine yönelik taşlı bir taarruzun bütün metaforik anlamlarını tam göğsünde karşılar, hazmedemez. Donanımlı, korunaklı askerleri taştan, taş atanlardan fena halde korkar. Halbuki bu eylem bir nevi karga koymak gibidir. Beni israil gibi öldürme amacı gütmez intifada gençliği. Attıkları taşla ekinlerini, topraklarını, mabedlerini kurtarma derdindedirler karga istilasından. Ve ümmeti uyandırmak umudundadırlar asırlık uykusundan.

Karganın yaşam hakkı da mahfuzdur elbet. Ama kutsal değildir. Sağı solu istila etmesi, hakkı olmayan topraklara konmak istemesi, yaşam hakkını salt kendinde görmesi, bilcümle mahsûlü harap etmesi tahammül götürmez. Üstelik dünya üzerinde yemine suyuna dokunulan topraklarda değil, münbit ve mübarek topraklarda tahakküm kurmak için didinir bu hadsiz karga. Kendisine sahip çıkan; yandaşlık, yarenlik eden, muhtelif mekanlarda temsilciliğini yapanları da boş bırakmaz. Vakti geldiğinde her birinin gözünü oymaktan, etini didiklemekten çekinmez. Atılan her bir taş, karga için tehdit unsuru olduğu kadar atana, intifada ehliyle gönül bağı olana yarar sağlar. Bu yarar adım adım kaybedilen toprağı geri almak değildir belki, ama ruhu dirilttiğini, umut bahşettiğini ve rahmeti celbettiğini kim inkar edebilir. Şeytana, düşmana değsin değmesin atılan taş havada kalmaz. Taşın değdiği yerde hareket, karganın ürkütüldüğü yerde bereket kalmıştır.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar İshak Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?