Kudüs işgal altındayken ben gülemem

İşbirlikçi Arap rejimleri, Müslüman halkların sessizliği, İslam ülkelerindeki iktidarların korkaklığı ve İslam ulemasının ilgisizliği neticesi Kudüs ve Mescid-i Aksa’nın savunması sadece Filistinli mazlum Müslümanlara havale edilmiş durumdadır. Merhum Erbakan Hocamızın tabiriyle, “Sekiz milyonluk İsrailli için, 1,5 milyar Müslüman Ebabil bekliyorsa; Ebabiller gelse dahi İsrail’i değil bizi taşlar”.

Kudüs davası her bir Müslüman’ın kanayan yarasıdır ve öne çıkan diğer bölgesel ve uluslararası hiçbir sorun bu acıyı asla unutturmaz. Siyonistlerin her daim İslam dünyasında yeni problemler üreterek, yeni Sisi’ler, Karzai’ler çıkararak suni gündemler oluşturmaları asla bu meseleyi ikinci plana itmez. Kalbinde imanı olan her bir Müslüman Kudüs işgalcilerine ve bu işgalin devamına katkı sağlayan herkese lanet okur, kin ve nefret duyar.

Hz. Ömer tarafından 638 yılında fethedilen Kudüs maalesef Müslümanların zaafa düşmeleri neticesi 1097 yılında Haçlılar tarafından işgal edilmiş ve bu işgal 1186 yılına kadar sürmüştür. Elbette ki Kudüs’ün yeniden fethi durduk yerde olmamıştır. Bu fethi müyesser kılan birçok sebep vardır. Bunlardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Selçukluların açtığı Nizamiye medreselerinin yaygınlaşıp cihat meydanlarını dolduran yeni ve şuurlu bir neslin yetiştirilmesi, İmam Gazali ve Abdulkadir Geylani gibi büyük zatların yetiştirdiği talebelerin devlet kadrolarında yer alması ve özellikle Nureddin Zengi’nin büyük fetih hareketleri ile Haçlıları birçok bölgeden çıkarıp Kudüs ve çevresine hapsetmesi ve nihayet Mısır’ın Şii Fatimilerden Selahaddin Eyyubi tarafından kurtarılması.

Selahaddin Eyyubi birçok fetih hareketlerine imza atmıştı ama yüzü asla gülmüyordu. Kendisine bunun sebebi sorulduğunda, “Kudüs işgal altındayken ben nasıl gülebilirim ki? Silahınız paslanıyorsa bilin ki imanınız da paslanıyor demektir. İman sahibi kişi asla haksızlığa sabredemez” şeklinde cevap veriyordu. Kudüs’ün yeniden fethi nihayet bu Kudüs sevdalısı komutana 1186’da nasip oldu.

İslam tarihinin hiçbir döneminde Kudüs bu günkü kadar yalnızlığa itilmemiştir. Şu hususu açıkça görüyoruz. Müslüman halkların netice alıcı, hedefe ulaştıracak bir eylem ve planları yok. Siyonistlerin yaptıkları insanlık dışı zulümlerin zaman zaman medyada yer alması sonucu kabaran duygular maalesef çok kısa bir zaman içerisinde sönmekte; bir cuma çıkışı yakılan İsrail bayrağı herkesi teskin etmektedir. Ama Yahudi son noktayı koyana kadar çalışmakta, hiçbir zorluk onu yolundan çevirememektedir. TeodorHerlz’in Yahudi devletini kurmak için aldırdığı kararlar ve o kararların daha sonra sıkı bir şekilde uygulanması neticesi bu günkü İsrail terör devleti doğurmuştur.

Şimdi yapılacak ilk şey Kudüs’ün Yahudilerden temizlenmesinden önce Müslüman halkların kendi kukla yöneticilerinden ve işbirlikçi rejimlerinden kurtulmalarıdır. Zira özellikle işbirlikçi Arap rejimleri değişmeden Kudüs’ün durumu değişmez. Müslüman halklar uyanıp da yaşadıkları ülkelerin kimler tarafından nasıl soyulduğunu, uluslararası şirketlerin ülkelerinin siyaset ve ekonomilerini nasıl ele geçirdiğini, devlet denen kurumun elinde ne kadar büyük imkânların olduğunu görmeliler ve ona göre büyük hedefler koyup ülke yönetiminde etkin bir rol üstlenmelidirler. Yoksa biz Kudüs için daha çok Selahaddin’ler bekleriz.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Kasadar - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?