İçi boşaltılan kavramlar – 3: Müslümanlık

İslam dininin Mekke’de doğuşuyla birlikte son Hak din insanlara ulaşmış oldu. Hz. Peygamber (sav) tebliğe başladığı ilk dönemlerde inanan insan sayısı o kadar azdı ki bir elin parmaklarını geçmeleri epey zaman almıştı. Hz. Ömer’le birlikte kırkıncı kişiye ulaşınca inananların sayısı açıktan tebliğ başladı. Gelen dine İslam o dine tabi olana da Müslüman denilmeye başlandı.

Peki, kimdir Müslüman? Müslüman denilince akla gelen ne olmalıdır? Müslüman, Kur’an’da Bakara Sûresi, 131. ayette belirtildiği üzere teslim olmuş kişi demektir. Allah›ın indirdiği tüm emir ve yasaklara teslim olur Müslüman. Kelime-i Şahadet getirdikten sonra kişi İslam dairesi içine girer ve artık dinin tüm emir ve yasaklarını ifayla mükellef olur. O andan itibaren alınan her nefesin, kazanılan her kuruşun, yaşanılan her günün anlamı değişir. İman dediğimiz bu kelime-i şahadetten sonra temel ibadetlerle mükellef olan insan şartlara göre bunları yerine getirmeye başlar Müslüman… Günde vakti belli olan beş vakit namazı eda edip, Ramazan ayında oruç tutan, nisap miktarından fazla mala sahip ise zekât veren ve hac vazifesini yapandır. Sadece bunlarla bitmez dini vecibelerimiz. Müslüman, dünya üzerinde elinde geldiğince cennettekine benzer huzur dolu, insanların adilane yaşayacağı, zulmün olmadığı barışın kol gezdiği bir ortamı hazırlayan ve bunun için çaba gösterenlere de destek olandır. Her iki cihanı da hem kendine hem diğer insanlara cennet yapandır. İslâmiyet’in hükümleriyle hareket edip dünyasını ve ahiretini nizama sokmaya gayret edip bu yönde Allah’ın bütün buyruklarına teslim olandır. Dürüstlük, yardımseverlik, tebliğ, güzel ahlak... Daha pek çok emri vardır dinin. Bunun yanı sıra bir de yasakladıkları, bizlere haram kıldıkları vardır. Müslüman haram ve yasakları yapmamak üzere de teslim olandır. Haram diye tabir olunan bu yasaklar Kur’ân- ı Kerîm’de açıkça men edilmiş olanlar ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) sünnetinde ortaya koyduğu şeylerdir. Allah’a ortak koşmamak (şirk), adam öldürmemek, yalan söylememek, içki içmemek, kumar oynamamak, zina etmemek, domuz eti yememek, rüşvet alıp vermemek, adam kayırmamak, yeryüzünde bozgunculuk (ifsat) yapmamak, faizli iş yapmamak, kul hakkı yememek...

Müslüman, güvenilir insandır. Emanete hıyanet etmeyen, kendisinden çevresinin selamet bulduğu ve işlerinde Allah’ın rızasını gözetmek hususunda da O’na teslim olandır. Tüm amellerinde belli ölçü çerçevesinde hareket eden Müslüman ömrünün nihayetinde iman ile son nefesini vermeyi gaye edinen insandır. Beşeri münasebetlerinde güler yüzlü, iyi, yardımsever, hakka hukuka riayet eden, işini elinden geldiği oranda güzel yapan, rikkatli, nazik ve kibar insandır. Emaneti ehline veren, insanlara köstek değil destek olandır. Yaşantısı ile örnek olan insandır Müslüman. Özellikle ticaretle iştigal ediyorsa çok daha dikkatli olandır. Zira ticarette kul hakkı, haksız kazanç, sahtekârlık olma ihtimali bulunduğundan işlerinde bunları da göz önünde bulundurarak faaliyette bulunandır. Müslümanların bu minvalde hareket edip, Allah’a ve Peygamberimize (s.a.v.) teslim olmaları sebebiyledir yaklaşık bin dört yüz yıldır Mekke’de başlayan tebliğle Afrika›ya Asya›ya, Avrupa›ya, Amerika›ya değin çok geniş bir coğrafyaya İslam’ın hızla yayılması…

Geçmişte her bir Müslüman mukim olduğu bölgede varlığını hissettirirdi. Gayri Müslüm bir beldede de olsa onun varlığı o yörede bilinirdi. Dürüstlüğü, çalışkanlığı, yardımseverliği ile gönülleri fetheden Müslüman kısa sürede o beldeden pek çok insanın hidayetine vesile olur, insanları İslam’la tanıştırırdı. Tebliğ dediğimiz bu İslam’la tanıştırma işinde kimi zaman güzel ve kibar anlatımıyla, kimi zaman davranışlarıyla insanlara ulaşıp onların gönül depremleriyle sarsılmalarını sağlardı. Hassas insandı o Müslümanlar. Her anını gözeten bir Yaratıcının varlığını bildiğinden her işi doğruluk, dürüstlük ve Hakka hukuka riayetle geçerdi. Önce kendi nefsiyle mücadele ederdi. Nefsini tüm kötülüklerden arındırmaya gayret ederdi. Daha sonra ailesinden başlamak üzere tüm çevresini kötülüklerden uzaklaştırmaya, iyiliğin yayılmasına çaba harcardı.

Yakın zamana değin Müslüman denildiğinde akla beş vakit namazını cemaatle ya da münferit olarak kılan, içki, kumar, zina gibi haram olan fiilleri işlemeyen, faizle iş yapmayan, işlerinde dürüstlüğün ön planda olduğu, ahlaklı insanlar gelirdi akla. Onların toplum içinde varlıkları huzurla eşdeğerdir adeta. Akçeli işlerden mümkün olduğunca kaçınır, zaruri olan işlerde kılı kırk yararak hareket ederlerdi. Özellikle devlet işlerinde daha dikkatli davranır bu tür işlerde tüyü bitmedik yetimin hakkı olduğunu bildiklerinden daha fazla özenirlerdi. Bilhassa İslami konularda çok hassas davranırlardı. Pek çok değer uğruna mücadele ederler ve İslâm kalesini çepeçevre saran surlarda gedik açtırmamaya çalışırlardı.

Son zamanlarda bu teslimiyet yön değiştirdi. Allah’ın hükmüne teslim olmaktan kaçıp, günahların kollarına sığınıldı. Paraya-pula-kadına-şöhrete-mala-mülke-fenomenliğe-zulme-zinaya-faize-çalıp çırpmaya-sosyal medyaya-gösterişe-kibre-riyaya teslim olundu. Günümüzde öyle tuhaf bir hal aldı ki Müslümanlar, önce hassasiyetlerini kaybettiler. Sonra dinin direği olan beş vakit namazı terk edip Cumayı kaçırmamakla övündüler. Çözülme öyle hızlı oluyordu ki farkına bile varamadılar. Düşünceler değişti önce. Sonra davranışlar değişmeye başladı. Faiz çağın gereği, rüşvet ihaleyi kazanma yolu, haram kazançlar güçlü Müslüman olmak için gereken maddi kazancın kaynağı oldu. Müslüman denilince akla hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet… Gelmeye başladı. Binitlere, meskenlere, giyim kuşama gelir yetmediğinden “Haram helal ver Allah’ım bu günahkâr kulun yer Sen affedersin Allah’ım” cümlesi dua olmaya başladı dillerde. Bir fakire, Kur’an kursuna ufak bir yardımla cenneti satın alacağına inanan Müslümanlar gittikçe sosyal medya Müslümanı haline geldiler. Şekilcilikten öteye gidemeyen dilinin söylediğiyle yaptığı farklı olan bir hale büründüler.

Müslüman, teslim olandı evet ama neye-kime?

Selam ve dua ile…

Minik bir tebessüm

Dünyayı dolaşmamıza gerek kalmayacak

İsrail Büyükelçisi ile “Hulasatu’l Beyan” tefsirinin müellifi Mehmet Vehbi Efendi bir araya gelirler.

Büyükelçi: - Peygamberiniz: ‘Bir gün gelecek yeryüzünde bir tek Yahudi kalmayacak. Bir taşın arkasına saklansa taş dile gelip haber verecek’ (Hadis: Buhari, Sahih, K. Cihad, Bab No: 94) diyordu. Bak biz yok olmadık. Filistin’de devlet kurduk der.

Mehmet Vehbi Efendi: - Ben Buhari’yi tercüme ederken, o hadisin tercümesine gelince çok düşündüm. “Ya Rabbi, senin peygamberin ne söylemişse doğrudur. Ama bu iş çok zor olacak. Yahudiler bütün dünyaya dağılmış durumda. Biz bunları nasıl bulacağız derken bir gün Filistin’de devlet kurulduğunu, dünyanın her tarafına dağılan Yahudilerin Filistin’e göç ettiğini öğrenince seviniverdim. der.

Büyükelçi: Niçin sevindiniz?

Mehmet Vehbi Efendi: - İşimizi kolaylaştırıyorsunuz. Bizim bütün dünyayı dolaşmamıza gerek kalmayacak. Hepiniz bir araya geleceksiniz biz de sizi topluca milletlerin başına bela olmaktan kurtaracağız der.

İlgilisine notlar:

“1 - Gerçekten müminler kurtuluşa ermiştir,

2 - Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler,

3 - Onlar ki, boş ve yararsız şeylerden yüz çevirirler, 4 - Onlar ki, zekât (vazifelerini) yerine getirirler, 5 - Ve onlar ki, iffetlerini korurlar.” MüminunSûresi ayet 1-5

  • “Müslüman, elinden ve dilinden diğer Müslümanların emin olduğu kimsedir.” Hadisi Şerif Buhari iman 4,5 Rikak 26.
# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Mustafa Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Milli Gazete Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Milli Gazete hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Seçim barajı ile ilgili ne düşünüyorsunuz?